Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü…
Dünyanın birçok yerinde kadın hakları, eşitlik ve özgürlük adına konuşmalar yapılıyor, mesajlar yayımlanıyor, törenler düzenleniyor.
Fakat insanlık vicdanı şu soruyu sormadan geçemiyor:
Gerçekten kadınlar için mi konuşuyoruz, yoksa sadece konuşmuş olmak için mi?
Bugün dünyanın gözü önünde Gazze’de, Filistin’de, Ortadoğu’nun farklı coğrafyalarında kadınlar ve kız çocukları bombaların altında can veriyor.
Evleri başlarına yıkılan, çocuklarını kaybeden, ailesi yok edilen binlerce anne…
Henüz hayata yeni başlamışken savaşın karanlığında söndürülen yüzlerce kız çocuğu…
Dünyanın güçlü devletleri ve uluslararası kuruluşları ise çoğu zaman bu acılara karşı sessiz kalmayı tercih ediyor.
Kadın haklarından söz edenler, insan haklarından dem vuranlar, ne yazık ki söz konusu mazlum coğrafyalar olduğunda aynı hassasiyeti göstermiyor.
Bir yanda kadın özgürlüğü söylemleri…
Diğer yanda kadınların üzerine yağan bombalar…
İnsanlık tarihinin en büyük çelişkilerinden biri de tam burada ortaya çıkıyor.
Kadınları koruma iddiasıyla yürütülen politikaların sonucunda yine kadınlar, yine çocuklar hayatını kaybediyor.
Oysa kadın, insanlığın merhametidir.
Kadın, hayatın taşıyıcısıdır.
Kadın, toplumun vicdanıdır.
Bir toplum kadınını koruyamıyorsa, aslında kendi geleceğini koruyamıyor demektir.
8 Mart sadece çiçek verilen bir gün olmamalıdır.
8 Mart, dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan kadınların sesi olma günüdür.
8 Mart, savaşların, işgallerin ve çifte standartların sorgulanması gereken bir gündür.
Bizler inanıyoruz ki;
Gerçek bir kadın hakları mücadelesi, dünyanın her yerindeki kadınlar için adalet istemekle mümkündür.
Rengine, inancına, coğrafyasına göre değişen bir vicdan, vicdan değildir.
Bu vesileyle;
Emek veren, mücadele eden, hayatı omuzlarında taşıyan bütün kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutluyor;
savaşların, zulümlerin ve gözyaşlarının son bulduğu bir dünya temenni ediyoruz.
Kadınların ağlamadığı, çocukların ölmediği bir dünya dileğiyle…
Şerif Özdemir

Yorum Yazın