Leylek ve Küçük Kuş Karga’dan yüz çevirip deniz kenarı boyunca adımlıyorlardı. Küçük Kuş’un sudan korktuğunu siz artık biliyorsunuz. “Korkuyordu” kelimesi onun durumunu doğru şekilde tanımlamıyor. O, korkak bir canlı değildi, sadece sudan çekiniyordu. O, ıslandığında uçamıyordu. Bu yüzden su ile sahildeki toprağın birleştiği yere ayağını yavaşça basarak kavak ağacının üst dallarından birinde bulunan yuvasına doğru adımlıyordu. Leylek de su kuşu değil, yüzemiyordu. Buna rağmen sahile yakın bir mesafede suyun içinde Küçük Kuş’a paralel gidiyordu. Su uzun bacaklarını boyluyor, gövdesine değmiyordu. O, sahildeki sessizlikten ürkmeyen kurbağaların güneş battıktan sonra suyun üzerine çıktıklarını iyi biliyordu. Vıraklayıp yerlerini belli etmeden, suyun üzerine serilip nazik, uzun bacaklarını kendilerinden uzağa atıyorlardı. İşte bu av için en uygun zamandı. Leylek şansını elden bırakacak aciz kuş değildi. Bu durumda Leylek onları kolaylıkla yakalayıp rahat bir şekilde yutuyordu.
Ufaklığa doğru döndüğünde onun ne hakkında düşündüğünü hissetti.
“Ne oldu?”
Soru Küçük Kuşu rüya aleminden ayırdı.
“Karga konuşunca neden anlaşılmıyor?” diye sordu.
“Çünkü çok dil biliyor.”
“Niye bir dilde konuşmuyor?”
Küçük beynini Karga ile meşgul etmişti.
“Çünkü o hiçbir dili mükemmel bilmiyor.”
Küçük Kuş, Leylek’in verdiği cevapla ikna olmadı.
“Eğer bilmiyorsa o zaman ana dilinde konuşsun!” diyerek Karga’nın gıyabında hüküm verdi.
“Üzgünüm, ana dilini hiç bilmiyor.”
Leylek’in Karga için hissettiği üzüntü duygusu onun yüzünden de anlaşılıyordu.
“Neden?”
“Çünkü annesi yok…”
“Annesiz canlı olur mu?”
Küçük Kuş, Leylek’in Karga hakkında söylediği annesizlik, aslında yetimlik ifadesini hiç kabul edemedi.
“Olur!”
Leylek kesinlikle “olur” dediğinde Küçük Kuşdurdu, ileri adım atamadı. O, herhangi bir canlının annesiz nasıl dünyaya geleceğini düşünemiyordu!
Burada bir açıklama yapmalıyız. Hatırlarsınız, Küçük Kuş dünyaya geldiğinde onu ilk olarak annesi karşıladı. Sonra da dünyayı ona tanıttı. Hatta o, iki dünya olduğunu da ilk defa annesinden işitti. İlk dünyası olan yumurtayı ikiye bölüp aydınlık dünyaya çıktığı mekân yuvalarıydı. Diğer dünya ise yuvalarından dışarıda bulunuyordu. Ve işte o zaman annesi ona başka bir dünyadan geldiğini ve onun da içinden çıktığı yumurta olduğunu hatırlattı.
Şimdi ise Küçük Kuş durduğu yerde ayaklarını kuma batırıp Leylek’e doğru döndü:
“Bütün canlıların annesi olur…”
“Aslında Karga’nın da annesi var…
“Peki, o nerede?”
Biraz önce Leylek; “Karga’nın annesi yok.” dediğinde Küçük Kuş inanamamıştı. Şimdi ise “Annesi var.” diyor. Küçük Kuş olup-olmamak gibi aynı kökten olan bir sözün onaylanması ve inkâr edilmesi arasında beynini yoruyordu.
“Dur sana bir hikâye anlatayım. Annesi yumurtlar, ama dönüp yumurtaya baktığında yumurtanın kendisine ait olduğuna inanamaz. Siyah renkli olan bu yumurtanın üzerinde gri lekeler varmış. Anne Kuş’un kalbi bu yaşananın başına felaket getireceğini düşünerek sıkıntıya düşmüş. Durumu arkadaşı Saksağan’a anlatmış. Saksağan, Karga’nın annesini bunun Guguk kuşunun işi olduğuna ikna etmiş. Guguk kuşlarının kendilerine yuva yapmadıklarını biliyorsun. Hangi yuvayı beğenirlerse oraya yumurtlarlar. Yavruları yumurtadan çıkar ve büyürler, havalanıp uçtuklarında yavrular büyüdükleri yuvadan uçup oradan uzaklaşırlar. Saksağan’a inanan Karga’nın annesi yumurtayı yuvada bırakıp oradan uzaklaşır. Anne Karga, kendine yuva arayan Guguk kuşlarını sevmezdi.
“Yuva mı arıyor, yoksa yuva kurmak için yer mi?”
“Sabırlı ol, sana kuşun adını söyledim…”
“Buyur!”
“Karga’nın annesi yuvanın yakınlarında uçan Guguk kuşunu sık sık gördüğünden Saksağan’ın söylediklerine inanır. Bir an düşünmeden yuvayı bırakır. Ancak bundan sonra Guguk kuşu gelip yuvasını sahiplenir. Yumurtlayıp yavrularına dünyayı orada tanıtır.
“Sonra ne olur?”
“Sonrası malum. Yavrularını yemler, büyütür, alışageldikleri üzere ilk mekanlarını harabe bırakıp gökyüzüne kalkarlar. Karga da onların peşinden uçar. Ama konuşmak istediğinde gak gak dediğinden Guguk kuşçağızları Karga’nın kendi aile üyesi olmadığını anlarlar. Onu dışlarlar. Vururlar, geniş gökyüzünü ona dar ederler. Karga yurtsuz kaldığında Saksağan…”
“Onunla dostluk eden Saksağan mı?”
“Evet, evet, senin tanıdığın Saksağan. Karga’nın küçük kardeşi olur. Bu Saksağan’ın annesi Karga’yı kendi yuvasına götürür. Bak, o yüzden Karga ile Saksağan aynı yuva kardeşidirler.”
“Yani manevi kardeştirler.”
“Hayırrrr… Manevi kardeşlik ruhen akraba olmak demektir. Ama bunlar karın dostu olurlar. Saksağan’ın annesi bulduğu yemi onların ikisinin arasında eşit bölüştürür.”
“Peki, niye her konuşmadan önce Karga gaak-gak diyor?”
Leylek şöyle cevap verdi:
“Söyleyeceği kelimeyi hatırlıyor!”

Maraqlı hekayədir' ilk dəfədir quşlar haqqında' sağsağan' qarğa və s haqqında oxuyuram. İlahi yaratdığı canlını' hətta yumurtadan çıxsa belə Anasız buraxmlr. Uğurlar.