1950 yıllarında İspanya Türkiye’den İskenderun’dan Saraç Körfezine kadar uzanan kıyı şeridinde dağlarda yetişen delice zeytin ağaçlarından elde edilen odun kömürlerini talep etti. Karşılığında yüklü miktarda para verdi. Bütün köylü, seferber edildi bu katliam için. Dağ bayır bir güzel tıraşlandı. Memleketi duman bürüdü. İnsanlar daha da körleştirildi.
O dönemde bir ABD ticaret ataşesi bu odun kömürlerinin nerede kullanıldığını merak edip, devlet yerine, araştırdı ve öğrendi ki yol yapımında dolgu malzemesi olarak kullanılıyor. Bu kullanımın hiçbir amaca hizmet etmediğini mühendislerden öğrenerek o dönemdeki hükümet görevlilerine ilettiğinde ise: ‘‘Nerede kullandıkları bizi ilgilendirmiyor?’’ cevabını aldı. Ekonomimize darbe vurmayı hedefleyen bu ihracat, sümen altı edildi. Türkiye o günden bugüne zeytincilikte ilerlemezken İspanya zeytinyağı ihracatında dünya birincisi oldu. Dünya piyasasının yarısına yakınını ele geçirdi.
Bu zeytin düşmanlığı bitmedi tabii. Zaman içinde bindiğimiz dalı kesmeye devam ettik.
Marshall planı çerçevesinde vaktiyle Ege ve Akdeniz’deki zeytin ağaçları sökülerek Avrupa’ya gönderildi. Yerine kavak ve sarıçam fidanları dikildi. Kavak ağaçları alerjik hastalıkları tetiklerken çam ağaçları sadece oksijen salgılıyor ve kozalakları yanınca patlayarak çevredeki çam ağaçlarını da tutuşturarak saatli bombaya dönüşüyordu. Maalesef zaman içinde önü kesilemeyen orman yangınları da iliğimizi kuruttu.
Bitmedi darbe üstüne darbe… O dönemde medya, bugün yankıları devam eden, Türk milletinin geçmişten gelen alışkanlıklarını değiştirmeyi hedefledi. Çekilen filmlerde bile ayçiçeği yağı doktor tavsiyesi olarak gösterildi. Yetmedi. Türkülerle bilinçaltı kodlaması yapıldı:
‘’ Zeytinyağlı yiyemem aman/Allı morlu fistan giyemem aman…’’ En çok tercih edilen basma ve pazen bile çağdışı gösterildi. Yerli üretimi ve kullanımı teşvik eden ‘’SÜMERBANK’’ın kapatılması da hâlâ yüreklerimizi dağlar.
Zeytinyağının dolarla yarıştığı bu dönemde de dar gelirli ailelerin zeytinyağına ulaşımı da kısıtlandı. Lokantalar bile zeytinyağını lüks sayarken sağlığımız üzerinde zehir etkisi yapan düzmece ayçiçeği ve diğer yağlar baş tacı edildi.
Bütün bu kültürel ve ekonomik darbelere kayıtsız kaldık. Değerler ülkemize sahip çıkamadık. Taşı toprağı altın olan memleketimizin öz kaynaklarını kendi ellerimizle paketleyip yaban ellere verdik. Dışa bağımlı ülke hâline getirilmek için oynanan alicengiz oyunlarının piyonu olduk.
Türkiye’yi çoraklaştırma politikası devam ediyor. Dağlarda öbek öbek kuruyan ağaçlarımızın tıraşlanmasını seyrediyorum Antakya- Tahtaköprü’ de. ‘’Ağaçlara hastalık geldi, bu yıl çok kuraklık oldu.’’ sözlerini halk yemiş görünüyor.
Yapılacak villaların yolları evlerden önce yapıldı. Zeytin ağaçlarımız gözümüzün önünde sökülmeye devam ediyor. Ey ahali, zeytinyağı meselesi kültürümüzün, topraklarımızın talan edilme meselesidir. Sadece ekmeğinizi banacak zeytinyağı bulamama meselesi değil…
Yıl 2026…Cehaletin körleştirdiği ve yüreklerin çoraklaştırıldığı bir süreçten geçiyoruz. Sırtımda ısrarla çıkarmak istemediğim pazen fistanımla…Ekmeğimi ısrarla bandırdığım zeytinyağımla vatanıma sahip çıkmaya çalışırken her vatan evladını zeytin ağacı dikmeye davet ediyorum. Haydi, seferberlik zamanı…

Yorum Yazın