Türkiye "Hoca"sını kaybetti..

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Türkiye "Hoca"sını kaybetti..
Abone ol

Duayen tarihçi, Prof. Dr. İlber Ortaylı (78) dün tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Son birkaç aydır ciddi sağlık problemleriyle boğuşan Ortaylı ocak ayındaki prostat ameliyatının ardından nükseden rahatsızlıkları nedeniyle, geçen hafta perşembe günü hastaneye kaldırıldı. Bir süre sonra yoğun bakıma alınan ve entübe edilen Ortaylı, 8 günlük yaşam mücadelesini maalesef kaybetti.

PROF. Dr. İlber Ortaylı Avusturya’nın en batısında, Almanya sınırındaki Bregenz şehrinde 1947’de doğdu. Annesi Şefika Hanım öğretmen, babası Kemal Bey mühendisti. Aile Kırım göçmeniydi. Soyadları da Kırım’dan geliyordu. İkinci Dünya savaşının Avrupa’da doğurduğu kaostan sonra ailesi Türkiye’ye göç etti. Ortaylı 2 yaşındaydı. Önce İstanbul’a yerleştiler. Sonra ailesinin memuriyetiyle Ankara’ya göçtüler. Ortaylı ailesi klasik bir memur ailesinden farklıydı. Anne de baba da iyi eğitimliydi. Sanat, politika ve tarih sohbetlerinin eksik olmadığı evlerinde Türkçe’nin dışında Rusça ve Almanca da konuşuluyordu. Ortaylı’nın dil, tarih ve edebiyat ilgisi işte bu dönemlerden itibaren başladı. Zaten ilk eğitimini de annesinden almıştı. Ankara’da geçen ilk ve ortaokul yıllarının ardından liseyi de Ankara’da bitirdi. Ardından ‘Mülkiye’ yılları başladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. Devletin üst düzey kadrolarını yetiştiren bu okulda ömür boyu devam edecek dostluklar edindi. ‘Mülkiyeli’ olmayı hep bir imtiyaz olarak görecekti.

BÜROKRASİ DEĞİL AKADEMİ

Okul arkadaşlarının her biri kaymakamlık, valilik veya büyükelçilik gibi hayaller kuruyor olsa da o kısa sürede farkını hissettirdi. Tarihe ve dil öğrenmeye çok meraklıydı. Ailesinden aldığı Rusça, Almanca ve İngilizce ona yetmiyordu. Fransızca, İtalyanca, Farsça ve Latince yakın ilgi alanı içindeydi. Halil İnalcık ve Şerif Mardin gibi pek şöhretli olan hocalarının dikkatini çekmesi uzun sürmedi. Bu hocaları ona sosyal bilimlerin geniş ve zengin bir sahasında akademik kariyer yapmanın yolunu açacaktı. Zaten soru soran, itiraz eden münakaşa ve münazaralardan kaçınmayan bir profili vardı.

 

İlber hocamızı kaybettik

Viyana Üniversitesi’nde Slav dilleri üzerine çalıştıktan sonra Osmanlı idare tarihine yöneldi. Doçentlik ve Profesörlük unvanlarının ardından akademik camiada öne çıktı. Zaten öğrenciliğinden itibaren Ankara’nın canlı kültürel hayatının ortasındaydı. Yazar, sanatçı, tiyatrocu ve biliminsanlarından oluşan geniş bir çevrenin içindeydi. Girdiği her ortamda mutlaka dikkat çeken bir çıkışı, ortamlara mutlak bir hakimiyeti vardı.  Ama renkli üslubu ve kendine has tarzıyla akademik camia dışında da tanınacaktı. Bu yönüyle medyanın da onu keşfetmesi uzun sürmedi.

Öteden beri aşina olduğu gazete yazarlığının dışında televizyon programlarına da yöneldi. Tarih anlatımını kronolojik zincirlere hapsolmaktan kurtardı. Kültürel, sosyolojik ve folklorik detaylarla anlatımını zenginleştirdi. Dünya tarihi perspektifiyle bakış açısını hep geniş tuttu.   Osmanlı tarihine ve özellikle Rumeli’ye özel bir muhabbeti vardı. Tek çocuğu olan kızına bu yüzden ‘Tuna’ adını verecekti. 

HEP MERAK HEP ARAŞTIRMA

Osmanlı tarihini sadece fetihler, savaşlar veya isyanlar üzerinden değil komşu ve rakip imparatorluklarla derinlemesine mukayeselerle ele aldı. Bu yönüyle de tarihi detayları geniş kitlelerin ilgisine sundu. Tarihi konulara yoğunlaşırken gündemdeki sıcak konu ve olaylardan da uzak durmadı. Hürriyet’te yıllardır pazar günleri yayımlanan köşesinde gündemin canlı konularına da değinmekten vazgeçmedi. İlerleyen yaşına ve kendisini zorlayan rahatsızlıklarına rağmen araştırmaya, okumaya ve yeni şeyler öğrenmeye devam etti.  İlgi alanlarına dair çıkan her kitabı mutlaka temin ediyor ve değerlendiriyordu.

 

İlber hocamızı kaybettik

‘DUVARA DAYANDIK!’

İlber Hoca’dan gündemdeki birçok olaya dair görüşler aldım, röportajlar yaptım. Bunun dışında da merak ettiği birçok konuda arayıp sorar, detaylı bilgiler alırdı benden. Son iki yıldır Ahmet Hakan’ın organizasyonuyla her ay bir yemekli bir buluşmada bir araya geliyor gündemi değerlendiriyorduk. Konuşmayı da dinlemeyi de seviyordu. Detaylara vakıf olduğu gibi yeni detaylara da meraklıydı. ‘Gayrinizami’ bir üslubu vardı.

Anlatmaya başladığında çok geniş ve farklı boyutlar üzerinden giderdi. Bir kere cesaret edip ‘Hocam bunca zamandır tanışıyoruz, hiç cahil olduğumu düşündünüz mü?’ diye sordum. Duraksamadan ‘Ne bileyim hatırlamıyorum, çarpıcı bir cehaletin olmamış demek ki!’ dedi ve o meşhur kahkahasını bastı. Hastanedeki son ziyaretimde ‘Hocam bir an önce çıkın da yemek buluşmamızı yapalım, bu sefer tarihi bir han olacak buluşma yerimiz’ demiştim. Sakince ‘Valla duvara dayandık, bakalım ne olur’ diye cevap verdi. Keşke böyle olmasaydı. Mekânın cennet olsun hocam…


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
ÖĞRETMENE UZANAN EL, TOPLUMUN GELECEĞİNE UZANMIŞTIR! Önceki Haber

ÖĞRETMENE UZANAN EL, TOPLUMUN GELECEĞİNE...

Yorum Yazın