İnsan müsveddelerinin yüreğinin derinliklerine saplı kapkara zehirli oklar vardır. İçlerine bir yılan gibi çöreklenmiştir ve içten içe kendisini çürütür. Bu zehirli okların yeryüzünde tanımlanan adı HASETTİR.
Ölümü kendi elinden olan bu insanlar, elmayla armudu kıyaslayan insanlardır. Elma elmalığını unutur, armut olmak ister. Armudun muhteşem hoş kokusuna, endamına hayranlığı zehirli bir oka dönüşür.
Bu anlamsızlığa hiç anlam veremem. Oysaki elma da; alı al, yeşili yeşil, sarısı sarı renkleriyle eleğimsağma gibidir.
Hasetten ‘‘elma’’ elmalığını unutur. Üstelik armudun içine kurt girip çürümesi için dua eder. Elinden geleni de ardına koymaz. Ama nihayetinde kurt kendi içine düşer ve küfe boyanır.
‘‘Bu nasıl bir dünya?’’ dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü benim ‘’İNSAN’‘ yüreğim bunu reddediyor.
Başarıyı kıskanırlar! Oysaki o yürek, ne bedeller ödeyerek bunu elde etmiştir. Hangi azmi, kararlılığı sergilemiştir ateş çemberinden geçerken. Tırnakları kanamıştır, eli ayağı nasırlaşmıştır, uykusuz ve aç kalmıştır. Sıcak alın teriyle yıkanmıştır. Doğuştan getirdiği tohumları hiç aksatmadan her gün sulamıştır. Üstelik çatlayan tohumlara cansuyunu dereden taşımıştır. Sırtları, elleri, ayakları su toplamıştır. Karıncaların ayak seslerini işiterek hep kendini kamçılamıştır. Sağa sola dönecek gücü bulamadığında şikâyet dahi etmemiştir.
Huzuru, mutluluğu kıskanırlar. Oysaki o yürek, kalp gözünü açıp verilen nimetlere odaklanmıştır. Üzerine doğan güneşle uyanmıştır. Güneşe yaren, kuş seslerini içine doldurmuş; bir ezgi olup yaşama yansımıştır.
Paylaştıkça çoğalmıştır. Sevgi tüten bacasıyla tüm evreni kucaklamıştır. Affetmenin hafifliğiyle yükselmiştir.
Ayakkabısını giyerken ayağı olmayan insanları, gökyüzünün mavisini içine çekerken bir kez bile mavi rengi tanımlayamamış siyah beyaz zihinleri düşünmüştür.
Kendi içinde okyanuslar aşıp albatros kuşu olmuş, zirveye ulaştığında huzuru şerbet niyetine içmiştir. Sabır çiçeklerinin muhteşem bahçesini yıllarca sulayarak sabrın meyvesini nihayet yemiştir.
Güzelliği kıskanırlar. Dünyanın ‘‘güzellik’’ anlayışından apayrı dünyalarında güzelleşmişlerdir. Önce kötülüğün gözünü iyilikle kör edip sevgi yağmurunda yıkanmış, hoşgörü ve anlayışın imbiğinden geçmiş, dostluğun postunu giymiş, toprak yürekli olup bereket tütmüş, karanlıkları ışıktan ok olup vurmuştur. Sonra da ışıktan elbisesine sarınıp pırıldayan bir yağmur katresi gibi ışımıştır.
Zenginliğini kıskanırlar. Gerçek zenginliğin manasına vakıf olmuş, kısmet denizinin bir katresinde ummana dönüşmüş, parayla satın alınamayan güzellik ve değerlerin farkına varmış, anda yükselmiştir.
Ölümsüzlüğünü kıskanırlar. Zamanı ilmek ilmek gergefte işlerken yaşama diktikleri yontularla sonsuz yaşam mertebesine ulaşmıştır. Ufkun ötesini görerek toplumların geleceğini inşa etmiş, gerçek bir sanatçı olarak devrim yaratmıştır.
Lafın özü, bedel ağır ödenmiştir. Bedelin pahası da para ile ölçülemeyecek değerdedir.
Kelimeler tarifsizliğin mahcubiyetiyle başını eğerken ah, diyorum. İçi çürümüşlerin diyarından göçesim geliyor da nereye gideceğimi bilemiyorum. Yer yurt bileniniz varsa hele yüreğime fısıldayıversin. Zira zehirli oklar, serseri mayın gibi.
Sibel ÇAĞLAYAN/ EĞİTİMCİ YAZAR

Yorum Yazın