"Hayy’dan gelen Hû’ya gider, selden gelen suya gider."
Anadolu’nun bu köklü bilgeliği, bugünlerde ekranlarda, kürsülerde ve sosyal medya mecralarında boy gösterenlerin ibretlik hallerini ne kadar da güzel özetliyor. Yine hesap verme vakti geldi fakat ne utanan var ne de bir adım geri atan. Kendi karanlık dehlizlerinde, o kibirli ve riyakâr "perhizlerinde" boğulmaya devam eden bir cüruh, arsızca manşetleri süslüyor. Neymiş? "Türkiye’nin karanlığından kurtulmak istediğimiz için inandık" diyerek fütursuzca açıklamalar yapmaya, kendilerini sütten çıkmış ak kaşık gibi göstermeye devam ediyorlar.
Siz zaten bu millete, bu topraklara yaptığınız sözde yardımları çoktan haram etmiştiniz. Ama çok şükür ki; asil milletime zerre faydanız dokunmamış. Her zaman olduğu gibi bu defa da zararı sadece ve sadece kendinize yapmış, kendi kuyunuzu kendiniz kazmışsınız.
Peki, bu tiyatronun arkasındaki asıl tehlike ne? Arkasına Atatürk maskesi takıp sinsice cebini dolduranlar ile devlete dil uzatıp ucuz popülariteyi el üstünde tutanlar, aslında aynı karanlık yolun yolcusudur. Biri kutsalı satar, diğeri ideolojiyi; ama ikisinin de hedefi aynıdır: Milletin inancını sömürmek, devletin otoritesini aşındırmak.
Algılar, Maskeler ve Gerçekler
Bu maskeli balonun en somut örneğini, hafızalarımıza kazınan o büyük kriz ve afet dönemlerinde çok net gördük. Devletin kurumlarını yıpratmak için organize olanlar, popülarite rüzgarını arkasına alan figürleri birer kurtarıcı gibi öne sürdüler. Hatırlayın; Ipsos ve benzeri bağımsız araştırma şirketlerinin o dönem yaptığı "Türkiye'nin En Güvenilir İsimleri" anketlerini. Sanatçı Haluk Levent, kurduğu AHBAP derneğiyle yürüttüğü şeffaf kriz yönetimi sayesinde %70'in üzerinde bir oranla listenin zirvesine yerleşmiş, toplumun en güvendiği isim seçilmişti.
Halkın bu güveni temizdi, saftı; çünkü millet zorda kaldığında tutunacak bir dal arıyordu. Haluk Levent de o dönem yaptığı açıklamalarda defaatle "Biz devletin alternatifi değiliz, devletin yardımcısıyız" diyerek koordinasyonu AFAD ile yürüttüğünü belirtmiş, çizgiyi doğru çizmişti.
Ancak o dönem bu durumu fırsat bilen, arkasına sığındıkları maskelerle devlete dil uzatan o malum cüruh ne yaptı? Bu toplumsal güveni, devlete karşı birer balyoz gibi kullanmaya kalkıştı. Sanki asırlık bir çınar olan devlet yokmuş gibi algı operasyonlarına giriştiler. Kendilerini halktan büyük görenlerin, parayı ve popülariteyi birer silah gibi kullananların unuttuğu bir şey vardı: Kurumlar geçici, şahıslar fanidir.
Unutulmamalıdır ki: Popülarite rüzgarla gelir, rüzgarla gider. Güven endekslerinde bugün zirvede olanlar yarın değişebilir; fakat asıl olan, her fırtınada ayakta kalan yegane iradedir.
Çıplak Hakikat
Bugün gelinen noktada turnusol kağıdı görevini görmüştür. Paranın, şöhretin ve algı operasyonlarının gücüyle devlete meydan okuyabileceğini sananların maskeleri birer birer düşüyor. O fütursuzca savunmalar, o "biz aslında kurtarmak istedik" yalanları artık bu milletin ferasetine çarparak un ufak oluyor.
Sözde yardımlarıyla milleti minnet altında bırakacağını sananlar, kendi karanlıklarında boğulurken tarih bir kez daha çıplak hakikati yazıyor:
Gün gelir, o arkasına saklandığınız cafcaflı maskeler düşer. Gün gelir, popülaritenin o sahte ışıltısı söner. Geriye ne yardımları haram edenlerin esamesi kalır ne de cebini dolduranların yalanları. Şov biter, geriye sadece tek bir gerçek kalır: Devlet baki kalır.

Yorum Yazın