<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>6317haber</title>
        <link>https://www.6317haber.com/</link>
        <description>6317haber</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>ÖNDE ZEYTİN AĞAÇLARI, ARKASINDA KEM GÖZ</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/onde-zeytin-agaclari-arkasinda-kem-goz-278</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/onde-zeytin-agaclari-arkasinda-kem-goz-278</guid>
                <description><![CDATA[ÖNDE ZEYTİN AĞAÇLARI, ARKASINDA KEM GÖZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">1950 yıllarında İspanya Türkiye’den İskenderun’dan Saraç Körfezine kadar uzanan kıyı şeridinde dağlarda yetişen delice zeytin ağaçlarından elde edilen odun kömürlerini talep etti. Karşılığında yüklü miktarda para verdi. &nbsp;Bütün köylü, seferber edildi bu katliam için. Dağ bayır bir güzel tıraşlandı. &nbsp;Memleketi duman bürüdü. İnsanlar daha da körleştirildi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">O dönemde bir ABD ticaret ataşesi bu odun kömürlerinin nerede kullanıldığını merak edip, devlet yerine, araştırdı ve öğrendi ki yol yapımında dolgu malzemesi olarak kullanılıyor. Bu kullanımın hiçbir amaca hizmet etmediğini mühendislerden öğrenerek o dönemdeki hükümet görevlilerine ilettiğinde ise: ‘‘Nerede kullandıkları bizi ilgilendirmiyor?’’ cevabını aldı. Ekonomimize darbe vurmayı hedefleyen bu ihracat, sümen altı edildi. Türkiye o günden bugüne zeytincilikte ilerlemezken İspanya zeytinyağı ihracatında dünya birincisi oldu. Dünya piyasasının yarısına yakınını ele geçirdi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu zeytin düşmanlığı bitmedi tabii. Zaman içinde bindiğimiz dalı kesmeye devam ettik.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Marshall planı çerçevesinde vaktiyle Ege ve Akdeniz’deki zeytin ağaçları sökülerek Avrupa’ya gönderildi. Yerine kavak ve sarıçam fidanları dikildi. Kavak ağaçları alerjik hastalıkları tetiklerken çam ağaçları sadece oksijen salgılıyor ve kozalakları yanınca patlayarak çevredeki çam ağaçlarını da tutuşturarak saatli bombaya dönüşüyordu. Maalesef zaman içinde önü kesilemeyen orman yangınları da iliğimizi kuruttu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bitmedi darbe üstüne darbe… O dönemde medya, bugün yankıları devam eden, Türk milletinin geçmişten gelen alışkanlıklarını değiştirmeyi hedefledi. Çekilen filmlerde bile ayçiçeği yağı doktor &nbsp;&nbsp;tavsiyesi olarak gösterildi. Yetmedi. Türkülerle bilinçaltı kodlaması yapıldı:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">‘’ Zeytinyağlı yiyemem aman/Allı morlu fistan giyemem aman…’’ En çok tercih edilen basma ve pazen bile çağdışı gösterildi. Yerli üretimi ve kullanımı teşvik eden ‘’SÜMERBANK’’ın kapatılması da hâlâ yüreklerimizi dağlar.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Zeytinyağının dolarla yarıştığı bu dönemde de dar gelirli ailelerin zeytinyağına ulaşımı da kısıtlandı. Lokantalar bile zeytinyağını lüks sayarken sağlığımız üzerinde zehir etkisi yapan düzmece ayçiçeği ve diğer yağlar baş tacı edildi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bütün bu kültürel ve ekonomik darbelere kayıtsız kaldık. Değerler ülkemize sahip çıkamadık. Taşı toprağı altın olan memleketimizin öz kaynaklarını kendi ellerimizle paketleyip yaban ellere verdik. Dışa bağımlı ülke hâline getirilmek için oynanan alicengiz oyunlarının piyonu olduk.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Türkiye’yi çoraklaştırma politikası devam ediyor. Dağlarda öbek öbek kuruyan ağaçlarımızın tıraşlanmasını seyrediyorum Antakya- Tahtaköprü’ de. ‘’Ağaçlara hastalık geldi, bu yıl çok kuraklık oldu.’’ sözlerini halk yemiş görünüyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yapılacak villaların yolları evlerden önce yapıldı. Zeytin ağaçlarımız gözümüzün önünde sökülmeye devam ediyor. Ey ahali, zeytinyağı meselesi kültürümüzün, topraklarımızın talan edilme meselesidir. Sadece ekmeğinizi banacak zeytinyağı bulamama meselesi değil…</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yıl 2026…Cehaletin körleştirdiği ve yüreklerin çoraklaştırıldığı bir süreçten geçiyoruz.&nbsp; Sırtımda ısrarla çıkarmak istemediğim pazen fistanımla…Ekmeğimi ısrarla bandırdığım zeytinyağımla vatanıma sahip çıkmaya çalışırken her vatan evladını zeytin ağacı dikmeye davet ediyorum. Haydi, seferberlik zamanı…</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 20:03:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MÜSLÜMANLARIN KIYAMETİ</title>
                <category>Mehmet BAYCAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/muslumanlarin-kiyameti-277</link>
                <author>baycan@6317haber.com (Mehmet BAYCAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/muslumanlarin-kiyameti-277</guid>
                <description><![CDATA[MÜSLÜMANLARIN KIYAMETİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu gidişle Müslümanların kıyameti sura üfürülmeyi beklemeden gerçekleşecektir. İslam ahlakından uzaklaşan müslümanlık kendi kendini tüketmektedir.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; "Müminler kardeştir..." ayetini ( Hucurat 10) aramızdan kaldırmış durumdayız. Müslüman Müslümana merhamet etmiyor, yanında durmuyor tarafını benimsemiyor.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Oysa Allah bize " Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O'nun sayesinde kardeş oldunuz... " (Ali-i İmran 103) ikazıyla uyarıyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu gün sırf mezhep farklılığından dolayı, benden farklı düşünüyor diye siyonist sisteme hak veriliyor ise din kardeşliği ayaklar altına alınmıştır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Dinin sahibi ve koruyucusu Allah değilmiş gibi dini kurtarmaya, Allah adına insanların imanı fundamentalist bir zihniyette sorgulanmaya çalışılıyor ise öncelikle İtikatımızı gözden geçirmemiz gerekiyor. "(Rabbimiz) Sadece Sana kulluk yaparız ve sadece Senden yardım isteriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil".<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;(Hadislerde gazaba uğrayanlar; Yahudiler ve yahudiye benzeyenler, sapıklar ise Hıristiyanlar ve onlara benzeyenler olarak belirtiliyor.)<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sadece Allaha kulluk etmek ve sadece ondan yardım istemek düsturunu slogan olarak kullanmaktan kurtarıp gönüllere nakşetmedikçe, " ve "Kıyamet günü, müminin mizanında güzel ahlaktan daha ağır basan bir şey yoktur." (Tirmizi-Ebu Davut) Peygamber buyruğunun gerçekleşeceğine inanmadan, güzel ahlakı eynimize ve beynimize giydirmedikçe ne dünyada selamete ne de ahirette saadete kavuşamayacağız. Rahmetin bu ilkelere bağlı olduğunu idrak etmemiz gerekiyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu gün müslümanların en çok ihtiyaç duyduğu vasfı &nbsp;güzel ahlaktır.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Tarikatcılık ahlakını, cemaatcılık ahlakını, siyaset ahlakını terkedip; hurafe, bidat ve israiliyattan arınıp, Kuran ve Peygamber ahlakıyla ahlaklanmadıkça akıbetimiz düzelmeyecektir.</p>

<p>HALİ PÜR MELALİMİZ</p>

<p>Öyle bir zamana geldi ki dünya<br />
İnsanlık yerlerde sürünür oldu.<br />
Dürüstlük baş tacı edilir güya<br />
Doğruyu konuşan yerinir oldu.</p>

<p>Gözler fellik fellik, sözler yalancı<br />
Fiyaka o biçim, pozlar yalancı<br />
Sevgiler riyakar, nazlar yalancı<br />
Sah sahte iç içte görünür oldu.</p>

<p>Mertlik rafa kalktı puştluk revaçta<br />
Erdemlilik aranmıyor mizaçta&nbsp;<br />
Her haltı yiyenler poz verir Hac'ta<br />
Her pislik parayla arınır oldu.</p>

<p>Böyle döner dünya çarkı düzeni<br />
İçimizde kaynar fitne kazanı<br />
Değerler değişti şaştı mizanı<br />
İt, it gölgesinde barınır oldu.</p>

<p>İhlası kalmadı hiç bir amelin<br />
Menzili meçhule döndü emelin<br />
Besmeleyle attığımız temelin<br />
Özünde her hile görünür oldu.</p>

<p>Baycan der; bu hale çanak tutulur<br />
Helal haram denmez lokma yutulur<br />
Bir şeyh eteğinden tutan kurtulur<br />
Kul şirk libasına bürünür oldu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 22:46:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/02/mehmet-baycan-1739451240.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÖZ GÜRÜLTÜ</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/oz-gurultu-276</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/oz-gurultu-276</guid>
                <description><![CDATA[ÖZ GÜRÜLTÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Farkında olmadan ne çok kalabalık yaşıyoruz. Annemiz, babamız, kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, dostlarımız… İletişimde olduğumuz bize ait olmayan dünya…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bunca kalabalığın yarattığı gürültü patırtı içinde tabii avazı çıktığı kadar bağırmaktan sesi kısılmış öz benliğimizin acınası hâlinden bihaberiz. Bize dayatılan kurallar, kendimizi koyuvermemizi engellerken içimizde yaşattığımız onca insanın komutunu yerine getirmekten yorgun düşüyoruz, yaşarken anlam veremediğimiz huzursuzluğumuzun kaynağını kurutamadığımız için de kendimizi yiyip bitiriyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Nedir bu hâller? Gözümüzü açtığımız anda başlıyor yükleme…Terbiye adı altında dizginlerimizi önce annemize ve babamıza teslim ediyoruz. İsteklerimize ve hayallerimize gem vurarak dahiliğimizi sergileyeceğimiz alandan bizi uzaklaştırıp sözde altın bileziği kolumuza geçiriyorlar. ‘’Oğlumu ve kızımı devlet kapısına yerleştirdim. Kimseye muhtaç olmadan yaşayıp gidiyorlar.’’ gibisinden lakırtılarla &nbsp;öz benliğimizin sesini daha da kısıyorlar.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Her şeyde bir komut içimizden yükseliyor. Kendimiz olarak atacağımız bir adımın devamı gelmiyor. &nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sağlıklı yaşama niyetleniyoruz. Bedenimizdeki fazlalıkların farkına varıp. Oradan bir ses yükseliyor: ‘‘Neyin varmış canım senin. Hem can boğazdan gelir. Hadi, ye; hem bir defalıktan bir şey olmaz.’’</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sabahın erken saatinde yürüyüşe çıkmak istersiniz oradan bir ses yükselir: ’’Aman ha, dikkat et, önüne köpek ya da domuz çıkar!’’</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yurt dışına geziye gitmişsinizdir. Tam kendinize hediye alacaksınız: ‘‘Buradan bir şey alınmaz. Görmüyor musun fiyatları? Hem Türkiye’de daha güzelleri var canım?’’ Almışsanız da kursağınızda bırakırlar.’’ Buna bu kadar para mı verdin? Hiç hesap kitap bilmiyorsun sen?’’ Oysaki kendi kazandığın parayı harcamaktasın o an. Bir anda suçluluk hissettirirler. Hep ürkek yaşamaya başlarsın.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Diyelim ki yemektesin. İçinden bir kadeh içmek geldi. Yine hemen ses yükselir:’’Her yerde içilmez güzelim. Şimdi seninle uğraşmayalım?’’</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ölmüş anne ve babamızın etkilerini daha büyük yaşarız. Kimseye muhtaç olma felsefesiyle büyütüldüyseniz hediye alırken bile suçluluk duygusu peşinizi bırakmaz. Vermeye alıştırılmış benliğiniz almayı beceremez.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bütün ilişkileriniz, duygularınız, düşünceleriniz, kısaca yaşama biçiminiz ailenizin hamur teknesinde yoğrulur ve şekillendirilir. Toplumun evlilik dayatması, sonrasında sahip olacağınız çocuklarda söz sahibi olmaları bildik örnekler. <strong>‘‘Karı koca arasına girilmez</strong>.’’ &nbsp;ayrılıklarda hortlar nedense.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Mutluluğun ve huzurun membasını kurutan bu sesleri susturup kendimizi dinlemeyi öğrendiğimiz an, GERÇEK BENLİĞİMİZ YAŞAMDA VARLIĞINI KANITLAYACAKTIR. SU KATILMAMIŞ HUZUR BUDUR.NE DERSİNİZ? </span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">KENDİMİZİ DİNLEME VE DİNLENDİRME ZAMANINA AKALIM MI? </span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">YOKSA BU DA MI DAYATMA? </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:13:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KELİMENİN GÜCÜ</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kelimenin-gucu-275</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kelimenin-gucu-275</guid>
                <description><![CDATA[KELİMENİN GÜCÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Abd'de, İngiltere'de ilköğretimden geçen çocukların ders kitaplarında 71.000 kelime , bu rakam Japonya'da 40.000, İtalya'da 33.000, Suudi Arabistan'da 12.500, Türkiye'de ise 7.000'dir. Çocuklarımız da bu 7.000 kelimenin 300-500 kadarıyla düşünüp konuşmakta ve yazmaktadır. Divanü Lûgat-it Türk'te 8.500 kelime, Kâmûs-i Türkî'de ise 18.000 kelime bulunur.Türk Dil Kurumu iki ciltlik Türkçe sözlükte 80.000 kelime var.<br />
"Millet, edebiyatı olan bir topluluktur."<br />
Leibniz: "Bana mükemmel bir lisan ver, sana büyük bir millet teşkil edeyim." diyor...<br />
Elinde 2.000 tuğlası olan bir adam, ancak bir tavuk kümesi yapabilir. 200.000 tuğla ile işe başlayan adamın bir villa yapmasına neden şaşalım...<br />
Yavuz Bülent Bâkiler hocanın kitabından...Kemal Türk</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 23:22:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>8 MART: KUTLAMA MI, YOKSA VİCDAN MUHASEBESİ Mİ?</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/8-mart-kutlama-mi-yoksa-vicdan-muhasebesi-mi-274</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/8-mart-kutlama-mi-yoksa-vicdan-muhasebesi-mi-274</guid>
                <description><![CDATA[8 MART: KUTLAMA MI, YOKSA VİCDAN MUHASEBESİ Mİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü…<br />
Dünyanın birçok yerinde kadın hakları, eşitlik ve özgürlük adına konuşmalar yapılıyor, mesajlar yayımlanıyor, törenler düzenleniyor.<br />
Fakat insanlık vicdanı şu soruyu sormadan geçemiyor:<br />
Gerçekten kadınlar için mi konuşuyoruz, yoksa sadece konuşmuş olmak için mi?<br />
Bugün dünyanın gözü önünde Gazze’de, Filistin’de, Ortadoğu’nun farklı coğrafyalarında kadınlar ve kız çocukları bombaların altında can veriyor.<br />
Evleri başlarına yıkılan, çocuklarını kaybeden, ailesi yok edilen binlerce anne…<br />
Henüz hayata yeni başlamışken savaşın karanlığında söndürülen yüzlerce kız çocuğu…<br />
Dünyanın güçlü devletleri ve uluslararası kuruluşları ise çoğu zaman bu acılara karşı sessiz kalmayı tercih ediyor.<br />
Kadın haklarından söz edenler, insan haklarından dem vuranlar, ne yazık ki söz konusu mazlum coğrafyalar olduğunda aynı hassasiyeti göstermiyor.<br />
Bir yanda kadın özgürlüğü söylemleri…<br />
Diğer yanda kadınların üzerine yağan bombalar…<br />
İnsanlık tarihinin en büyük çelişkilerinden biri de tam burada ortaya çıkıyor.<br />
Kadınları koruma iddiasıyla yürütülen politikaların sonucunda yine kadınlar, yine çocuklar hayatını kaybediyor.<br />
Oysa kadın, insanlığın merhametidir.<br />
Kadın, hayatın taşıyıcısıdır.<br />
Kadın, toplumun vicdanıdır.<br />
Bir toplum kadınını koruyamıyorsa, aslında kendi geleceğini koruyamıyor demektir.<br />
8 Mart sadece çiçek verilen bir gün olmamalıdır.<br />
8 Mart, dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan kadınların sesi olma günüdür.<br />
8 Mart, savaşların, işgallerin ve çifte standartların sorgulanması gereken bir gündür.<br />
Bizler inanıyoruz ki;<br />
Gerçek bir kadın hakları mücadelesi, dünyanın her yerindeki kadınlar için adalet istemekle mümkündür.<br />
Rengine, inancına, coğrafyasına göre değişen bir vicdan, vicdan değildir.<br />
Bu vesileyle;<br />
Emek veren, mücadele eden, hayatı omuzlarında taşıyan bütün kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutluyor;<br />
savaşların, zulümlerin ve gözyaşlarının son bulduğu bir dünya temenni ediyoruz.<br />
Kadınların ağlamadığı, çocukların ölmediği bir dünya dileğiyle…<br />
Şerif Özdemir</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 06:44:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gönüllerin Sultanı ve Kainatın Eşsiz Nizamı</title>
                <category>İrem YILMAZ</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/gonullerin-sultani-ve-kainatin-essiz-nizami-273</link>
                <author>iremylmaz@gmail.com (İrem YILMAZ)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/gonullerin-sultani-ve-kainatin-essiz-nizami-273</guid>
                <description><![CDATA[Gönüllerin Sultanı ve Kainatın Eşsiz Nizamı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kainatın yaratılışındaki o muazzam nizam, tek bir merkeze, tek bir "Nura" işaret eder: İnsanlığın iftihar tablosu, Allah Resulü (s.a.v.). Rivayet odur ki; yaratılan tüm alemler, gelip geçen 124 bini aşkın peygamber ve devasa gök kubbe, aslında O’nun teşrif edeceği o kutlu gün için bir hazırlıktır. İman ile inkarın keskin çizgisi, insanoğluna Allah ve Resulü yolunda bir imkan kapısı açmıştır. Unutmamak gerekir ki; bu iki yoldan yalnızca biri nura, yani ebedi kurtuluşa çıkar.</p>

<p>Rabbimiz, Hac Suresi 46. ayetinde bizlere sarsıcı bir gerçeği hatırlatır: “Gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur.” İşte bu körlüğü aşabilen, basiret sahibi her ruh, "Kainatın Efendisi"ne duyulan tevekkülün ve O’nun yüce makamının farkına varır.</p>

<h3>Türk Milletinin Peygamber Sevdası</h3>

<p>Bir neferi olmaktan onur duyduğumuz İslam sancağını yüzyıllardır en yüksekte tutan atalarımız, Hz. Peygamber’e duyulan aşkı sadece kalplerine gömmemiş, bunu benzersiz bir edebi külliyata dönüştürmüşlerdir. Bugün dünyada Hz. Peygamber (s.a.v.) üzerine yazılan şiir ve naatların yaklaşık %80’inin Türkçe olması, bu aziz milletin "Peygamber Aşığı" olduğunun en somut nişanesidir. Bizler, O’nun sevgisiyle yoğrulan, "Mehmetçik" ismini bile O’nun mübarek adından (Muhammed) alan bir milletin evlatlarıyız.</p>

<p>Gaziantep’te ziyarete açılan Mukaddes Emanetler Sergisi, bu köklü aşkın ve sadakatin bir izdüşümü niteliğindedir. Sergide Osmanlı’nın izlerini görmek, tarihe bir kez daha şahitlik etmektir. Bizler asırlarca Kabe’nin hizmetkarı, Mescid-i Aksa’nın muhafızı olmuşuzdur. Bugün hala Kudüs’teki resmi törenlerde fesli muhafızların tokmaklarıyla devam ettirdiği o asil gelenek, Osmanlı ruhunun sönmeyen ateşidir.</p>

<p>Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurur:</p>

<blockquote>
<p><em>“Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da bunları seven ol. Sakın beşincisi olma, yoksa helak olursun.”</em></p>
</blockquote>

<p>Bizler de bu düsturla; ya öğrenerek ya da bu kutlu yola hizmet edenleri severek ömrümüzü bereketlendirmeliyiz. Gerçek zenginliğin, Allah ve Resulü’nü tanımak olduğu şuuruyla; İslam’a ve bu kutlu davaya karınca misali bir nebze katkımız olduysa, işte bizim için "ölümsüzlük" budur.</p>

<p>Bu manevi iklimi şehrimize taşıyan, gönül dünyamızı aydınlatan bu serginin hayata geçmesinde emeği olan başta Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve İl Müftülüğü olmak üzere, tüm gizli kahramanlara şükranlarımı sunuyorum. Maneviyatımızı güçlendiren bu tür çalışmaların daim olmasını temenni ediyorum.</p>

<p>Anam, babam ve canım sana feda olsun Ya ResulAllah! Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah.</p>

<h3>&nbsp;</h3>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 17:13:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2026/01/irem-yilmaz-1768108279.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mâzisini Unutan İstikbalinden Olur</title>
                <category>İrem YILMAZ</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/mazisini-unutan-istikbalinden-olur-272</link>
                <author>iremylmaz@gmail.com (İrem YILMAZ)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/mazisini-unutan-istikbalinden-olur-272</guid>
                <description><![CDATA[Mâzisini Unutan İstikbalinden Olur]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2>28 Şubat, Türkiye siyaset tarihinin utanç verici günlerinden biridir. Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocanın dediği gibi: <em>“Siyasetle ilgilenmeyen Müslüman’ı, siyasetle ilgilenen Yahudi yönetir.”</em> Bizler, o günleri bizzat yaşayarak bu sözün doğruluğuna şahitlik ettik.</h2>

<p>Tarih 28 Şubat 1997’yi gösterdiğinde, Necmettin Erbakan başbakanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarıyla, "irticaya karşı" adı altında postmodern darbe süreci başlatılmıştır. Ordu ve bürokrasinin hükümete adeta el koyduğu bu dönemde; demokrasi ve Atatürk ilke ve inkılapları bahane edilerek Müslüman halka türlü eziyetler edilmiştir. Başörtülü kadınların ve kız çocuklarının devlet dairelerine alınmaması, kurulan ikna odaları ve başörtüsü üzerine peruk takılması gibi insan vicdanına sığmayan dayatmalara maruz kalınmıştır. Ordunun halka orantısız güç kullanması ve kadınların eğitimdeki başarılarının sadece başörtüleri sebebiyle yok sayılması; demokrasi maskesi takan kesimler için bir turnusol kağıdı vazifesi görmüştür.</p>

<p>Günümüzde ise bunca zorluğa göğüs geren annelerimizin emeklerinin adeta tersine döndüğüne şahit oluyoruz. Başörtüsü baskı altındayken onu yücelten kadınlarımızın, bugün gelinen noktayı gördükçe yürekleri sızlıyordur. Eskiden bir duruşun timsali olan başörtüsü, şimdilerde ne yazık ki bazı çevrelerde sadece bir moda aksesuarına ve "sunroof" tabir edilen şekilci bir anlayışa dönüşmüştür.</p>

<p>Oysaki bizler; vefatından önce mahremiyetine o kadar özen gösteren ki vefatından önce gusül abdestini alan ve vücut hatları belli olmasın diye o dönemlerde sadece kefen ile taşınan cenazelere karşın tabutla taşınmasını isteyen Hz. Fatıma annemizin yolundan gitmeliydik. Başörtüsünü bir aksesuar olmaktan çıkaran, Hz. Fatıma’nın hassasiyetini taşıyan ve zulmün karşısında elif gibi dimdik duran tüm kız kardeşlerime selam olsun. Unutmayın ki o dönemin baskıcı ruhu, bugün hala bir ilahi sesine dahi tahammül edemeyenlerin içinde saklıdır.</p>

<p>Bediüzzaman Said Nursî hazretlerinin dediği gibi: <em>"Şu istikbal inkılabatı içinde, en gür sâdâ İslam’ın sâdâsı olacaktır!"</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 04:04:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2026/01/irem-yilmaz-1768108279.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Kirli Kazanca Ortak Olma: Boykot Et!”</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kirli-kazanca-ortak-olma-boykot-et-271</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kirli-kazanca-ortak-olma-boykot-et-271</guid>
                <description><![CDATA[“Kirli Kazanca Ortak Olma: Boykot Et!”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlikelerden biri, küresel şirketlerin ve kirli ilişkilerin hayatımıza sinsice nüfuz etmesidir. Epsteın skandalı, sadece bireysel bir suç hikâyesi değil; aynı zamanda sistemin nasıl yozlaştığını, paranın ve gücün insan onurunu nasıl ayaklar altına aldığını gösteren bir ibret tablosudur. Bu tabloyu görmezden gelmek, aslında suça ortak olmaktır.<br />
Boykot bilinci, işte tam da bu noktada devreye girer. Bir ürünün arkasında hangi ellerin olduğunu bilmek, hangi kirli ilişkilerle piyasaya sürüldüğünü görmek, tüketicinin en temel sorumluluğudur. Epsteın ile bağlantılı şirketler ve aynı ağın parçası olan boykot ürünleri, sadece ekonomik bir tercih değil; insanlık onuruna karşı işlenmiş suçların devamına verilen destektir.<br />
• &nbsp;&nbsp; &nbsp;Çünkü bu ürünler, masumların sömürülmesiyle elde edilen kirli kazançların sembolüdür.<br />
• &nbsp;&nbsp; &nbsp;Çünkü tüketici olarak sessiz kalmak, bu düzenin sürmesine izin vermektir.<br />
• &nbsp;&nbsp; &nbsp;Çünkü her satın alma, bir oy gibidir: ya adaletten yana ya da zulümden yana.<br />
• &nbsp;&nbsp; &nbsp;Çünkü bilinçsiz tüketim, suçluların cezasız kalmasına zemin hazırlar.<br />
Artık gözlerimizi kapatma lüksümüz yok. Epsteın ve benzeri ağların ürettiği ürünleri satın almak, sadece bir alışveriş değil; insanlık suçlarına ortak olmaktır. Bu ürünleri boykot etmek, bireysel bir tercih değil; toplumsal bir zorunluluktur.<br />
Bugün boykot bilinciyle hareket eden her insan, yarının özgür ve adil dünyasına katkı sunmaktadır. Unutmayalım: Bir ürünün etik olmayan geçmişi, onun gerçek fiyatıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 06:50:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RABBİN VAR</title>
                <category>Mustafa ÖZTEKİN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/rabbin-var-270</link>
                <author>oztekin@6317haber.com (Mustafa ÖZTEKİN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/rabbin-var-270</guid>
                <description><![CDATA[RABBİN VAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çalışırsın yorulursun</p>

<p>Yiyip içer ve uyursun</p>

<p>Hep yaratan,</p>

<p>yorulmayan, unutmayan</p>

<p>Rabbin var</p>

<p>Nefes alır nefes verir</p>

<p>Bir an için yaşarsın</p>

<p>Hep yaşayan, diri olan</p>

<p>Bir ölümsüz Rabbin var</p>

<p>Göklerde ve yerde</p>

<p>Her varlık O’nun</p>

<p>Gökler ve yer arası</p>

<p>Her olan O’nun</p>

<p>Âlimdir O bilir</p>

<p>geleceği geçmişi</p>

<p>Saklı kalmaz kullarının</p>

<p>O’ndan hiçbir işi</p>

<p>Kuşatır bilgisi kürsi semayı</p>

<p>Akıl bilmez sınırını</p>

<p>İlmi Mevlâ’yı</p>

<p>O yüceler yücesi</p>

<p>Azizler azizidir</p>

<p>Güç O’nun</p>

<p>Kudret O’nun</p>

<p>Sahibidir mevla</p>

<p>Evvel ve sonun</p>

<p>Rahmandır O</p>

<p>Merhameti sonsuzdur</p>

<p>Öğretti kitabını</p>

<p>Yarattı insanı</p>

<p>Kulluk tacını verdi başına</p>

<p>Gönderdi Furkan’ını</p>

<p>Yol O’nun</p>

<p>Yolcu O’nun</p>

<p>Menzil O’nun</p>

<p>Rıza O’nun rızası</p>

<p>Cennet O’nun</p>

<p>Firdevs O’nun</p>

<p>Ziya O’nun ziyası</p>

<p>Kimi kulluk tacın giyip</p>

<p>Düştü yollara</p>

<p>Tevhidle, takvayla azıklandı</p>

<p>Aşk-ı ilahi ile</p>

<p>Kanatlandı</p>

<p>Kimi Rabbine kesildi hasım</p>

<p>Karanlığı yol</p>

<p>Şeytanı yoldaş bildi</p>

<p>Heva atına binip</p>

<p>Sürdü atını çılgınca</p>

<p>Ateşe doğru</p>

<p>Ne yolu, ne yolcuyu</p>

<p>Ne menzili , ne konağı</p>

<p>Bilmedi</p>

<p>Rahmet rüzgârları</p>

<p>Sarmadı ruhunu</p>

<p>Cahimi Sakarı</p>

<p>vatan eyledi.</p>

<p>M. Öztekin</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 07:04:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/05/mustafa-oztekin-1589158803.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RAMAZAN&#039;A BAŞLARKEN</title>
                <category>Mehmet BAYCAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/ramazana-baslarken-269</link>
                <author>baycan@6317haber.com (Mehmet BAYCAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/ramazana-baslarken-269</guid>
                <description><![CDATA[RAMAZAN'A BAŞLARKEN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Ramazan ayı yaklaştığında, Ramazanın habercisi Recep ve Şaban aylarında başlayan bir Ramazan telaşına şahit oluruz. Cuma vaazı ve hutbelerinde, özel hazırlanan Diyanet TV ve diğer kanallarda Ramazan ayının fazileti üzerine her hoca eteğindeki taşı döker.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Ramazan hayat nizamı olan Kuran'ı Kerim in indirilmeye başladığı aydır. Ramazan oruç ayıdır. Zekat, sadaka ve fıtır ayıdır. Gündüzünü oruç tutarak, mukabele okuyarak, gecesini Teravih Namazı kılarak ihya etmemiz nasihat edilir. Bütün anlatılar sevap kazanma endekslidir. Bu sevap kazanma endeksli ibadetler Müslümana ne kadar bir sevap kazandırdığını ölçebilecek somut bir ölçü birimi elimizde yoktur. Bu tamamen Allah ile kul arasındaki niyet, huşu ve ihlasa bağlı bir durumdur.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Okunan Kuran'ı Kerim'in, yapılan faziletli ibadetlerin fert üzerinde görülmesi ve bunun toplum nazarında farkedilmesi ve Müslüman toplumuna bariz bir yansıması olması gerekmiyor mu ?<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Peygamber Efendimizin vefatından sonra Müslüman olan ve Peygamberimizi merak edenler Hz. Aişe annemize gelip soruyorlar: Peygamberimizin ahlakı nasıldı ? Hz. AİŞE annemizin cevabı: Siz Kuran okumuyor musunuz, O'nun ahlakı Kuran'dı diyordu.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Ramazan ayında TV ekranlarında yapılan güzel Kuran okuma yarışmaları ve okunan mukabeleler neticesinde toplumumuzda Kuran ahlakı minvalinde bir gelişme bir değişim ve güzellik görüyor muyuz?.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Muhtemelen "Hayır" diyeceksiniz.<br />
Ramazan ayı sonunda Müslümanlar yalanı terkediyor mu? Müslümanlar faizi bırakıyor mu? Müslümanlar zinaya yaklaşmıyor mu? Müslümanlar birbirini aldatmıyor mu? İslam toplumunda güven peydah oluyor mu?&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Bir de Ramazan sonunda Bayram yapıyoruz!&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Bayram sonrası Müslümanlar komşusundan, akrabasından, ticaret yaptığı insanlardan emin mi? Adabı müaşeret mevzusunda; saygı, sevgi, hoşgörü, dayanışma konusunda hoşnut olacağımız bir sosyal yapıya kavuşuyor muyuz?&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Müslümanlar arasında ahlaki çöküntü her geçen gün daha fazla oluyorsa, namazlarımız bizi kötülüklerden alıkoymamışsa, oruçlarımız nefsi terbiye etmemişse, fıtır sadakamız ve zekatlarımız sosyal dayanışmayı sağlayamamışsa, Ramazanın faziletinden faydalanmış oluyor muyuz?&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Sahi hocalarımız sevap endeksli din anlatımından ne zaman vazgeçecekler. Ahirette; mizanda en ağır amelin güzel ahlak olduğunu ne zaman bu topluma anlatacaklar.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; Sevap kazanma endeksli Müslüman tipini de şiir ile anlatalım:<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;SORGULAMA</p>

<p>Sorsam ona Allah tek der<br />
Bu Müslüman hangi dinden<br />
Domuz yemez kul hakkı yer&nbsp;<br />
Bu Müslüman hangi dinden.</p>

<p>Namaz kılar oruç tutar<br />
Beş'e alır On'a satar<br />
Her işine hile katar<br />
Bu Müslüman hangi dinden.&nbsp;</p>

<p>Dilinden düşmez bismillah&nbsp;<br />
Söver sayar bilmez günah<br />
Yeminidir büyük silah<br />
Bu Müslüman hangi dinden.&nbsp;</p>

<p>Sakal sarık şalvar imaj&nbsp;<br />
Böylece sağlar avantaj&nbsp;<br />
Bir yerlere olmuş montaj&nbsp;<br />
Bu Müslüman hangi dinden.&nbsp;</p>

<p>Şeyhinden alır beratı<br />
Bilmez müstağım sıratı&nbsp;<br />
Hep turşu satar suratı<br />
Bu Müslüman hangi dinden.&nbsp;</p>

<p>Bacısına vermez miras<br />
Varlığa duyar ihtiras<br />
Ona göre her şer halas<br />
Bu Müslüman hangi dinden.&nbsp;</p>

<p>Baycan'ım sözün kısası<br />
Bu mudur İslam yasası<br />
Haramla dolmuş kesesi<br />
Bu Müslüman hangi dinden.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 17:39:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/02/mehmet-baycan-1739451240.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türklük Fikri ve İslamiyet’in Birleştirici Rolü</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/turkluk-fikri-ve-islamiyetin-birlestirici-rolu-268</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/turkluk-fikri-ve-islamiyetin-birlestirici-rolu-268</guid>
                <description><![CDATA[Türklük Fikri ve İslamiyet’in Birleştirici Rolü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türklük fikri, tarih sahnesinde henüz yeni doğmuş bir çocuk gibidir. Emeklemekte, kimliğini aramakta ve kendine bir yol bulmaya çalışmaktadır. Bu fikrin gençliği, onun kırılganlığını ve aynı zamanda potansiyelini gösterir. Ancak bu kırılganlık, Türklerin tarih boyunca yaşadığı dağınıklık ve hafıza kaybıyla birleştiğinde, Türklük fikrinin güçlü bir ideolojiye dönüşmesini engelleyen en büyük sorunlardan biri haline gelmektedir. Bugün Türklerin çoğu, geçmişlerini unutmuş, kahramanlarını ve kültürel miraslarını bir kenara bırakmış durumdadır. Hafızasını kaybeden bir milletin geleceğini inşa edemeyeceği gerçeği, burada en sert şekilde karşımıza çıkar.<br />
İslamiyet ise tam tersine, asırlar boyunca güçlü teşkilatlar kurmuş, coşkun heyecanlar uyandırmış ve sağlam bir birlik meydana getirmiştir. Selçuklu’dan Osmanlı’ya kadar Türklerin siyasi ve kültürel birliğini pekiştiren unsur, İslamiyet olmuştur. Bugün birleşmesi muhtemel Türklerin büyük çoğunluğunun Müslüman olması, Türklük fikrinin geleceği açısından kritik bir avantajdır. İslamiyet, Türklük fikrinin boşluklarını doldurabilecek tek güçlü unsur olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu, Türklük fikrinin İslamiyet’e tamamen bağımlı olması anlamına gelmemelidir. Aksine, İslamiyet ile Türklük arasında bir sentez kurulmalı; Türklük fikri İslamiyet’in disiplininden ve birleştirici ruhundan beslenerek kendi ideolojik altyapısını inşa etmelidir.<br />
Türklük fikrinin bugünkü zayıflığı, teşkilatsızlık ve ortak heyecanın yokluğundan kaynaklanmaktadır. İslamiyet’in ümmet bilinciyle sağladığı coşkun heyecan, Türklük fikrinde henüz yeterince güçlü değildir. Bu nedenle Türklük fikri, romantik bir hayal olmaktan çıkıp somut bir ideolojiye dönüşmek zorundadır. Sert bir gerçek şudur: Türk milliyetçiliği, sadece etnik bir çağrı değil; aynı zamanda kültürel, ahlaki ve manevi bir bütünlük talebi olmalıdır. İslamiyet’in ahlaki değerleri, Türklük fikrinin dağınıklığını toparlayacak bir disiplin sağlayabilir. Bu disiplin olmadan Türklük fikri, dağınık bir hayalden öteye geçemez.<br />
Sonuç olarak, Türklük fikri henüz yeni doğmuş bir çocuk gibi zayıf ve kırılgandır. Ancak İslamiyet’in birleştirici gücüyle büyüyebilir, gelişebilir ve sağlam bir kimlik kazanabilir. Türklerin büyük çoğunluğunun Müslüman olması, bu fikrin geleceği için büyük bir avantajdır. Türklük fikri, İslamiyet’in disiplininden ve birleştirici ruhundan beslenmeden güçlü bir milliyet ideolojisine dönüşemez. Bu dönüşüm, Türklerin hafızalarını yeniden kazanması, geçmişlerini hatırlaması ve geleceğe bu bilinçle yürümesiyle mümkündür.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 06:50:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BU MEMKEKET BİZİM</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bu-memkeket-bizim-267</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bu-memkeket-bizim-267</guid>
                <description><![CDATA[BU MEMKEKET BİZİM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 88- 89… Okula pileli etek, ceket ve iki örgüyle giden bir kızım.&nbsp; Okuduğum Akhisar Lisesi’nde askeri disiplin var. Öğretmeninden, hademesinden, okul müdürüne kadar herkes canla başla çalışıyor. Bizim de öyle kaytarma gibi bir lüksümüz yok. Arı gibiyiz. KOVAN&nbsp; ORTAK!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hocalarımızın her taşın altına elini attıklarına tanık oluyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘Vatanını en çok seven işini en iyi yapandır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘Bu memleket, çalışkan insanların omuzlarında yükselecek.’</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Vatana millete sorumluluk duygusunu hücrelerimize kazıyorlar. Sonra tarih dersleri… Benim iple çektiğim dersler… Orta Asya’ da at koşturan Türklerin nal sesleri sınıfta. Film izliyoruz sanki üç boyutlu gözlükle. Geçmişinden ders almayan geleceğin ufkunda yükselemez, diyor tarih öğretmenimiz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sonra tarihçilerin ‘Tarih tekerrürden ibarettir.’ sözünü çocuk beynimize kazıyor. Aynı sebepler aynı sonuçları doğurur. Orta Asya’da kurulan imparatorlukların yıkılma sebeplerini anlatıyor ince ince. Aşk meşk konuları girince işin içine ağzımız ayrılıyor. Tabii o zamanlar en büyük düşmanımız Çinliler… O meşhur Çin Seddini bizden korunmak için yapmışlar. Kasılıyoruz. Bakmışlar ki savaşarak bizi yenemeyecekler. Oturmuşlar. Ali Cengiz oyunu düşünmüşler. ‘Bu Türkleri nasıl parçalarız? Nasıl yok ederiz?’</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘Kolay!’ demiş bilginler. ‘Kaleyi içten fethedelim. Saraylarına bizim kızları gönderelim. Sonrası kolay. Doğan çocuklara kendi kültürümüzü aşılarız. Sonra lime lime olurlar. Kültürel birlik ve beraberlik bozulursa zafer bizim. Nitekim plan ustaca uygulanıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Koskoca Hun İmparatorluğu’nun yıkılma sebebi: kültürel birliğin bozulması... O zaman doğru mu diye bütün imparatorlukların yıkılma sebeplerini okudum, araştırdım. Tarih öğretmenim hikâye anlatmıyormuş.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Cambria,&quot;serif&quot;"><span style="color:#4f81bd"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp; 600 yıl, üç kıtaya hükmeden Osmanlı İmparatorluğunun yıkılma sebebi yine aynıdır: MERKEZİ OTORORİTENİN SARSILMASI. Diğer deyişle yine birlik ve beraberlik çökmüş. Çıkar ilişkileri ağ gibi memleketi sarmış. Çalıp çırpma artmış. Adalet sistemi çökmüş. Zenginler ceplerini şişirmiş, fakir daha çok fakirleşmiş. Ben sen davaları başlamış. Vesselam lime lime dağılmışız.</em></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp; Tarih tekerrürden ibarettir, sözü kulaklarımda çınlıyor. Ürperiyorum doğrusu. Yüreğimin derinlerinde çağlıyor Nazım’ın dizeleri:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">‘Yok edin insanın insana kulluğunu&nbsp; /&nbsp; Bu memleket bizim!’</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Sibel ÇAĞLAYAN</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 15:05:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇOCUK GÜLÜŞÜ KAÇSIN İÇİMİZE</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/cocuk-gulusu-kacsin-icimize-266</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/cocuk-gulusu-kacsin-icimize-266</guid>
                <description><![CDATA[ÇOCUK GÜLÜŞÜ KAÇSIN İÇİMİZE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>‘Merhaba!’ dedi küçük Prens.</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘Merhaba!’ dedi demiryolu makasçısı.</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘Burada ne yapıyorsun?’ diye sordu Küçük Prens.</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘Yolcuları biner biner ayırıyorum?’ dedi makasçı. ‘Onları taşıyan trenleri bazen sağa bazen sola yönlendiriyorum.’</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tam o sırada gök gürültüsü gibi gürleyerek geçen ışıl ışıl bir ekspres, makasçı kulübesini sarstı.</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘Pek telaşlılar.’ dedi Küçük Prens. ‘Neyin peşindeler?’ dedi Küçük Prens. ’Neyin peşindeler?’</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘O trenin makinisti bile bilmez bunu.’ dedi makasçı.</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; …</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘Kimse bulunduğu yerden memnun değil mi yani?</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>‘Kimse bulunduğu yerden memnun olmaz ki.’ dedi makasçı.</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>O sırada üçüncü bir ekspres sardı ortalığı.</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>‘İlk trendeki yolcuların mı peşindeler?’ diye sordu Küçük Prens.</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>‘Hiçbir şeyin peşinde değiller.’ dedi makasçı.’ Ya uyuyor ya esniyorlar şimdi. Yalnızca çocuklar burunlarını cama yapıştırmış dışarıya bakıyorlar.’</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>Yalnızca çocuklar ne aradıklarını biliyorlar.’ dedi Küçük Prens. Bezden bir bebekle saatlerce zaman geçirebiliyorlar, her şeyleri o bebektir sanki. Biri onları ellerinden almaya kalkarsa da hemen ağlayıveriyorlar…’</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>‘Onların yerinde olmak vardı .’dedi makasçı.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Küçük Prens yaşamı sorgulatan bir kitap. Benim düşünme paspasım gibi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Küçük Prens gibi &nbsp;ben de sürekli sorguluyorum yaşamı anbean.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Ne zaman çocuk kalbimizi çıkarıp askıya astık? Neden yaşamı bu kadar karmaşık ve zor hâle getirdik? Bir kısmımız deli gibi küpünü doldurmaya çalıştı. Maddiyat ve çıkar istila etti yürekleri. Yaşamın güzelliklerine sırtımızı döndük. Değerlerimizi bozuk para gibi harcadık. Koşulsuz sevgiyi unuttuk.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Saygıyı eksilme olarak gördük.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ne zaman içimizdeki çocuğu öldürüp saflığımızı yitirdik? Almayı düşünerek verdik. Ya da koşulsuz severken sömürülme korkusu yaşadık? Şüpheler, korkular, endişeler, maskeler korkulu rüyamız oldu?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ya da bu yaşama telaşında birbirimizin hâl hatırını sormayı unuttuk. Her şeyi unuttuğumuz gibi kendimizi sevmeyi de unuttuk. Kendimize değer vermeyi…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ne zaman kanıksadık nefessiz yaşamayı… Bir gün olduğu gibi bırakıp gideceğiz her şeyi. Her gün özenle düzelttiğimiz yatak dağınık kalacak. Ocakta fokurdayan çay sahipsiz… Derdimiz ne?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Diyeceksin tencere kaynatma telaşı… Az şeyle doymayı öğrenebilseydik keşke.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Belki artık sadeleşme zamanı… Arınma zamanı…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Dinleyin hele kendinizi. Ertelediğiniz ne çok şey var telaş içinde yaşarken, &nbsp;değil mi?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dört mevsimi yaşa sadece. Derin nefesi çek içine. Güneşi indir yüreğine. Sev her şeyi koşulsuz. Kucakla insan kisvenle evreni. Sakın içindeki çocuğu öldürme. Tut elinden, yaşamın odacıklarını beraber gezin keyifle.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Yaşamak telaşsız olduğunda güzel... Zamanın yumuşacık yastığına yaslanarak gülümsememiz yüreğimizin derinliklerinden taştığında…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ne demiş Dostoyevski: <strong>Kaygı ve telaş içinde yaşayan biz insanlar, gökteki kuşların kaygısız ve masum mutluluğunu da kıskanmalıyız. </strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Mutluluğu Kaf Dağı’nın ardında aramaktan vazgeçtiğimizde çocuk gülüşleri kaçacak içimize.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Telaşsız yaşamayı öğreneceğiz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hadi ne duruyoruz? Elma şekeri alalım elimize… Kocaman bir elma şekeri hem de…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;<strong>Savuralım bir çocuk gülüşü evrene… &nbsp;</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sibel ÇAĞLAYAN</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; EĞİTİMCİ YAZAR</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Feb 2026 07:57:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zorunlu Dürüstlük Sistemi</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/zorunlu-durustluk-sistemi-265</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/zorunlu-durustluk-sistemi-265</guid>
                <description><![CDATA[Zorunlu Dürüstlük Sistemi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Toplumların çürümesi sessiz başlar. Önce küçük yalanlar normalleşir, sonra büyük manipülasyonlar sıradanlaşır. Bir bakarsınız ki siyaset, ekonomi ve gündelik hayatın her köşesinde gerçeğin yerini çıkar ilişkileri almış. İşte tam bu noktada, “zorunlu dürüstlük sistemi” bir hayal değil, bir zorunluluktur.<br />
Siyasette dürüstlük, yalnızca bir erdem değil, bir mecburiyet olmalıdır. Çünkü halkın iradesi, ancak doğru bilgiyle şekillenir. Yalanla beslenen siyaset, halkı kandırır, demokrasiyi zehirler. Bugün birçok ülkede seçim kampanyaları, vaatler ve söylemler; gerçeği eğip bükme üzerine kurulu. Bu düzenin sürdürülebilirliği yoktur. Halkın güvenini kaybeden siyaset, eninde sonunda kendi meşruiyetini de kaybeder.<br />
Ekonomide ise dürüstlük, güvenin temelidir. Yatırımcı, tüketici, işçi… herkesin ortak beklentisi şeffaflıktır. Ancak rakamların makyajlandığı, bilançoların manipüle edildiği bir ekonomik düzen, kısa vadede kazanç sağlasa da uzun vadede çöküşe mahkûmdur. Krizlerin çoğu, aslında yalanın biriktirdiği borçların patlamasıdır. Zorunlu dürüstlük sistemi, ekonomiyi sağlam temele oturtur: gerçek rakamlar, gerçek üretim, gerçek değer.<br />
Toplumsal düzeyde ise dürüstlük, güvenin ve adaletin en güçlü kalkanıdır. İnsanlar birbirine güvenmediğinde, kurumlar şeffaf olmadığında, medya gerçeği sakladığında; toplum parçalanır. Oysa dürüstlük zorunlu hale geldiğinde, herkesin sözü aynı değeri taşır. Küçük yalanla büyük yalan arasında fark kalmaz; her ikisi de aynı şekilde dışlanır.<br />
Bu sistemin sertliği, caydırıcılığından gelir. Yalan söyleyen siyasetçi, manipülasyon yapan iş insanı, gerçeği saklayan medya; toplumun güven halkasının dışına itilmelidir. Çünkü dürüstlük, yalnızca bireysel bir erdem değil, toplumsal bir düzenin omurgasıdır.<br />
Sonuç olarak: Zorunlu dürüstlük sistemi, hem siyasetin hem ekonominin hem de toplumun yeniden inşası için şarttır. Yalan üzerine kurulan hiçbir düzen uzun süre ayakta kalamaz. Doğruluk ise hem bireyin hem devletin hem de toplumun en sağlam temeli, en güçlü kalkanıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Feb 2026 07:36:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UNUTMAYACAĞIZ</title>
                <category>İrem YILMAZ</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/unutmayacagiz-264</link>
                <author>iremylmaz@gmail.com (İrem YILMAZ)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/unutmayacagiz-264</guid>
                <description><![CDATA[UNUTMAYACAĞIZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Takvimler 6 Şubat 2023'ü gösteriyordu. Sabaha karşı 04.17'de Türkiye büyük bir felaketle sarsıldı. 11 şehrimizi kapsayan bu büyük depremde acıların en büyüğü yaşanmıştı. Kahramanmaraş merkezli asrın felaketi olan depremde 50 bini aşkın canımızı kaybettik. Binlerce ailenin ocağı söndü; hayalleri, umutları, gelecekleri yok oldu. Deprem sonrası yaşanılan can pazarı bunun beraberinde doğan liyakatsizlikler, sorumsuzluklar, bahaneler...</p>

<p>Bu hengamede bunca şeye rağmen milletimizin göstermiş olduğu birlik ve bütünlük çok değerliydi. Aradan 3 yıl geçti. Bizler bir şekilde yaralarımızı sarmaya çalışırken, yaşanılan felaketi atlatmaya çalışırken sevdiklerini kaybedenler için bu durum pek de kolay değil. Adıyaman'da depremde eşini ve iki evladını yitiren öğretmen bir babanın, kendisi ve 12 yaşındaki evladının canına kıyması bu tarifsiz acıyı bizlere gösterir nitelikte. Psikososyal yardım almak, maddi ve manevi her türlü yardımı yapmak yetersiz kalıyor. Deprem sonrası yaşanılan bunalımlar göz ardı edilmemeli. Hayatta kalma suçluluğu ile yaşanılan trajediler, deprem sonrası travmatik yaşantıların etkisi ve başa çıkma yolları, bunalımdaki insanları intihara yönlendiriyor. Bu olaylar da bizlere başka bir sarsıntı yaşatıyor.</p>

<p>Ve evet Unutmayacağız!</p>

<p>Deprem felaketini asılsız "baraj patlaması" yalanlarıyla kaosa çevirenleri,</p>

<p>Yıkılan binaların altında binlerce can bırakıp serbest kalan müteahhitleri ve sorumluları,</p>

<p>Enkaz altında can verirken diploması çalınan, kaybettiği canının yanında bir de "diplomasına sahip çıkmamakla" suçlanan Nesibe Kaya Zabun’u,</p>

<p>Can pazarı yaşanırken hırsızlık yapanları, fahiş fiyatlarla kederden pay çıkarmaya çalışan fırsatçıları,</p>

<p>Halkın bağışlarıyla ayakta duran kurumların, en büyük acının ortasında çadır ve konserve satışı yapmasını ticaret sayanları,</p>

<p>Biz can derdindeyken koltuk kavgası verenleri ve kameralar karşısında kahkaha atanları...</p>

<p>Daha nicelerini...</p>

<p>Acımız taze, hafızamız diri. Hiçbirini unutmayacağız.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Feb 2026 04:40:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2026/01/irem-yilmaz-1768108279.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KURT KORKUSU</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kurt-korkusu-263</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kurt-korkusu-263</guid>
                <description><![CDATA[KURT KORKUSU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><br />
Cumhuriyet'imizin doğumunun yaklaştığı günlerde savaşlardan gazi olarak kurtulup, memleketine dönmeye çalışan on kadar asker Gümüşhane'den Bayburt'a geçebilmek için bir vasıta arar.Zor buldukları bir kızakçının parasını kendi aralarında güçlükle temin ederek (bazı gazilerin parası dahi yoktur) akşam olmadan yola çıkarlar. Büyük bir heyecanla 7-9 yıl kaldıkları cephelerden büyük bir yoksulluk ve tükenmişlik ve ümitsizlikle yol da türkü söyleyip sigara içerek köylerine varmayı arzulamaktadırlar.Yılların vermiş olduğu yorgunluktan dolayı uyumaya başlarlar ki...İçlerine bir &nbsp;korku sallanır. Bu korku savaşlarda, salgın hastalıklar yüzünden, usulüne uygun defnedilmeyen cesetlerin açıkta kalan kısımlarını yiyerek insan etiyle beslenen kurdun korkusuydu.Korkulan başa gelir, kurt sürüsü kızaklara yaklaşır.Yolcularda kendilerini savunacak hiçbir şey olmadığı gibi; takat ve derman da yoktur. Salih Pehlivan: "Halka olalım der ve sıkıca birbirlerine yapışsın!" diye bağırır.<br />
Kurtlar saldırır ve elbiseleri ve vücutları parçalanır. On on beş dakika sonra Veli'yi alan kurtlar zavallı askeri dere yatağında parçalayarak yerler.Feryatları kulakları sağır eder.Yara bere içinde yola devam edenler yaklaşık bir saat sonra ikinci bir saldırıya uğrarlar, direnme nafile...<br />
Çünkü Süleyman ve Mehmet Çavuş ve bir kişi daha kurtlara yem olmaktan kurtulamazlar.Kurtlardan kurtulanlar yara bere içinde Bayburt'a ulaşırlar.Herkes köyüne döner.Sevinçle karşılanırlar.Yaraları hızla iyileşen Salih Pehlivan, içinde gittikçe artan kuduz şüphesiyle huzursuzluğu artarve yakınlarına anlatır olayı. Köydeki insanlardan, vakit geçirmeden kimseye zarar vermemesi için bağlamalarını ister.Birkaç gün sonra anormallikler, hızla artar.Sonraki günlerde hastalığı iyice belirmeye başlar.Birgün kendisine verilen sütü, " Bu kanı bana niye veriyorsunuz!" diye reddedince yakınları kuduz olduğunu anlarlar Salih Pehlivan'ın.Vasiyeti üzerine kalın iplerle bağlandığı evinde bacadan kül elenerek, Allah'ın rahmetine kavuşturulacaktır."<br />
Uygun Ahmet Eker Seferberlik Hikayeleri 94 sayfa...</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Allah, bu vatanı bize bırakan Atalarımızdan razı olsun</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Feb 2026 23:35:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ETME BULMA DÜNYASI</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/etme-bulma-dunyasi-262</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/etme-bulma-dunyasi-262</guid>
                <description><![CDATA[ETME BULMA DÜNYASI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Einstein’in meşhur sözünü bilmeyen yok: ‘‘Ağzımızdan çıkan cümleler ve beynimizden çıkan düşünceler bütün evreni dolaşıp tekrar size geri dönüyor. Bu yüzden konuşmalarınızı ve düşüncelerinizi iyi seçin. İyi seçin ki iyi şeyler sizi bulsun.’’</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İyi şeyler sizi mi bulmuyor? Tuttuğunuz her dal, kuruyup elinizde mi kalıyor? Bir türlü dikiş tutturamıyor musunuz? Düğmeleri yanlış iliklediğinizi son ilikte mi fark ediyorsunuz? Hep yanlış kişilere tosluyor, yara bere mi alıyorsunuz? İki yakanız bir araya gelmiyor, borç batağından kurtulamıyor musunuz? Huzuru katık yapamıyor musunuz? Uykularınız delik deşik, bir türlü dengeye gelemiyor musunuz? Geçmişin yükleri sırtınızda bir kambur, geleceğin kaygıları zihninizde bir düğüm mü? Sırf bu yüzden yaşamın güzelliklerine anda kalamadığınız için odaklanamıyor musunuz? Değerinize değer katmaktan uzak, kendinize her gün biraz daha yabancılaşıyor musunuz? Gerçek dostlara, samimi arkadaşlıklara hasret mi kaldınız? Ağzınızın tadı tuzu yerinde değil mi nice zamandır?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Unutmayın ki karmanız tıkır tıkır çalışıyor. Bugünkü yaşadıklarınız vaktiyle yüreğinize serptiğiniz ithal tohumların meyvesi. Sen büyüttün bütün kalbinle. Niyet ettin, oldu! Kim ister ki böyle cehennemi diyebilirsin. Kim cennet meyvelerini yemek istemez?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Gönül sofrandakiler önüne düşer.</strong> Karşılık gözetmeden iyilik ettin mi hiç? Bir öksüz ve yetim kalbi sevindirdin mi? Bir yaraya maddi ve manevi derman oldun mu? Bütünün hayrına ameller yaptın mı?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kısacası iyi insan mayanı koruyabildin mi? Bütün zehirli duyguları kalbinden akıtıp niyetini saf sevgiyle kuşatabildin mi?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ne demiş Mevlana: ‘‘Gül veren elde gül kokusu kalır.’’ Güzel niyetlerimizle cennetimizi yaratırız.İyiliklerin niyeti temizse size sonsuz nimetleriyle döner. Bu sonsuz nimetlerden sadece ve sadece almayı düşünmeden verenler nasiplenir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün her ne yaşıyorsak eylediğimiz eylemlerin neticesidir. İyisiyle, kötüsüyle, sevabıyla, günahıyla… Makus bir talihimizden dem vuruyorsak oturup ince ince düşünmeliyiz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ah aldığımız insanların kalbini kazanmak için sevginin arı suyunda arınmalıyız. ‘‘Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.’’ sözünü kulağımıza küpe yapmalıyız.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Attığımız her yanlış adımdan, evrene tohum olarak saçtığımız karanlık düşünce ve duygularımızdan biz sorumluyuz. Ne güzel demiş cetlerimiz: ‘‘Keser döner, sap kalır; gün gelir, hesap döner.’’</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hesap defterimiz hiçbir zaman dürülmez. Biz bu hayatımızda ödeyemezsek ders alınıncaya kadar ders devam eder. Ruhumuz tekamül edinceye kadar yolculuğuna devam eder.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><em>Bütün yeryüzüne inmiş dinler, güzel ahlakı salık vermiyor mu? Özümüz sevgi hamurundan. Ne zaman maddiyata yönelerek hırsı bencilliğin beşiğinde büyüttük; barış gitti, savaş geldi. İnsanın kendisiyle savaşı bitmedi gitti. Huzur ve mutluluğu Kafdağı’nda aradık durduk.</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Oysaki dünya evinin iyi insan olmanın bir okulu olduğunu hatırlayarak yaşasaydık zaten cennetimizi yaşamaya başlayacaktık.&nbsp; Cennetimizi ölümden sonra aramayacaktık.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Şimdi kim ölü, kim diri bu yaşamda? Kim cennette, kim cehennemde?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><em>Gel kardeşim, özüne dön, o sana insan olmanın gereklerini hatırlatacak. Ölümü öldüreceksin! Ölümü öldüreceksin! İyiliği yaşatarak.</em></strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 23:20:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KARGA ANA DİLİNİ NEDEN BİLMİYOR?</title>
                <category>Eluca ATALi</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/karga-ana-dilini-neden-bilmiyor-261</link>
                <author>eluca@gmail.com (Eluca ATALi)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/karga-ana-dilini-neden-bilmiyor-261</guid>
                <description><![CDATA[KARGA ANA DİLİNİ NEDEN BİLMİYOR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Leylek ve Küçük Kuş Karga’dan yüz çevirip deniz kenarı boyunca adımlıyorlardı. Küçük Kuş’un sudan korktuğunu siz artık biliyorsunuz. “Korkuyordu” kelimesi onun durumunu doğru şekilde tanımlamıyor. O, korkak bir canlı değildi, sadece sudan çekiniyordu. O, ıslandığında uçamıyordu. Bu yüzden su ile sahildeki toprağın birleştiği yere ayağını yavaşça basarak kavak ağacının üst dallarından birinde bulunan yuvasına doğru adımlıyordu. Leylek de su kuşu değil, yüzemiyordu. Buna rağmen sahile yakın bir mesafede suyun içinde Küçük Kuş’a paralel gidiyordu. Su uzun bacaklarını boyluyor, gövdesine değmiyordu. O, sahildeki sessizlikten ürkmeyen kurbağaların güneş battıktan sonra suyun üzerine çıktıklarını iyi biliyordu. Vıraklayıp yerlerini belli etmeden, suyun üzerine serilip nazik, uzun bacaklarını kendilerinden uzağa atıyorlardı. İşte bu av için en uygun zamandı. Leylek şansını elden bırakacak aciz kuş değildi. Bu durumda Leylek onları kolaylıkla yakalayıp rahat bir şekilde yutuyordu.</p>

<p>Ufaklığa doğru döndüğünde onun ne hakkında düşündüğünü hissetti.</p>

<p>“Ne oldu?”</p>

<p>Soru Küçük Kuşu rüya aleminden ayırdı.</p>

<p>“Karga konuşunca neden anlaşılmıyor?” diye sordu.</p>

<p>“Çünkü çok dil biliyor.”</p>

<p>“Niye bir dilde konuşmuyor?”</p>

<p>Küçük beynini Karga ile meşgul etmişti.</p>

<p>“Çünkü o hiçbir dili mükemmel bilmiyor.”</p>

<p>Küçük Kuş, Leylek’in verdiği cevapla ikna olmadı.</p>

<p>“Eğer bilmiyorsa o zaman ana dilinde konuşsun!” diyerek Karga’nın gıyabında hüküm verdi.</p>

<p>“Üzgünüm, ana dilini hiç bilmiyor.”</p>

<p>Leylek’in Karga için hissettiği üzüntü duygusu onun yüzünden de anlaşılıyordu.</p>

<p>“Neden?”</p>

<p>“Çünkü annesi yok…”</p>

<p>“Annesiz canlı olur mu?”</p>

<p>Küçük Kuş, Leylek’in Karga hakkında söylediği annesizlik, aslında yetimlik ifadesini hiç kabul edemedi.</p>

<p>“Olur!”</p>

<p>Leylek kesinlikle “olur” dediğinde Küçük Kuşdurdu, ileri adım atamadı. O, herhangi bir canlının annesiz nasıl dünyaya geleceğini düşünemiyordu!</p>

<p>Burada bir açıklama yapmalıyız. Hatırlarsınız, Küçük Kuş dünyaya geldiğinde onu ilk olarak annesi karşıladı. Sonra da dünyayı ona tanıttı. Hatta o, iki dünya olduğunu da ilk defa annesinden işitti. İlk dünyası olan yumurtayı ikiye bölüp aydınlık dünyaya çıktığı mekân yuvalarıydı. Diğer dünya ise yuvalarından dışarıda bulunuyordu. Ve işte o zaman annesi ona başka bir dünyadan geldiğini ve onun da içinden çıktığı yumurta olduğunu hatırlattı.</p>

<p>Şimdi ise Küçük Kuş durduğu yerde ayaklarını kuma batırıp Leylek’e doğru döndü:</p>

<p>“Bütün canlıların annesi olur…”</p>

<p>“Aslında Karga’nın da annesi var…</p>

<p>“Peki, o nerede?”</p>

<p>Biraz önce Leylek; “Karga’nın annesi yok.” dediğinde Küçük Kuş inanamamıştı. Şimdi ise “Annesi var.” diyor. Küçük Kuş olup-olmamak gibi aynı kökten olan bir sözün onaylanması ve inkâr edilmesi arasında beynini yoruyordu.</p>

<p>“Dur sana bir hikâye anlatayım. Annesi yumurtlar, ama dönüp yumurtaya baktığında yumurtanın kendisine ait olduğuna inanamaz. Siyah renkli olan bu yumurtanın üzerinde gri lekeler varmış. Anne Kuş’un kalbi bu yaşananın başına felaket getireceğini düşünerek sıkıntıya düşmüş. Durumu arkadaşı Saksağan’a anlatmış. Saksağan, Karga’nın annesini bunun Guguk kuşunun işi olduğuna ikna etmiş. Guguk kuşlarının kendilerine yuva yapmadıklarını biliyorsun. Hangi yuvayı beğenirlerse oraya yumurtlarlar. Yavruları yumurtadan çıkar ve büyürler, havalanıp uçtuklarında yavrular büyüdükleri yuvadan uçup oradan uzaklaşırlar. Saksağan’a inanan Karga’nın annesi yumurtayı yuvada bırakıp oradan uzaklaşır. Anne Karga, kendine yuva arayan Guguk kuşlarını sevmezdi.</p>

<p>“Yuva mı arıyor, yoksa yuva kurmak için yer mi?”</p>

<p>“Sabırlı ol, sana kuşun adını söyledim…”</p>

<p>“Buyur!”</p>

<p>“Karga’nın annesi yuvanın yakınlarında uçan Guguk kuşunu sık sık gördüğünden Saksağan’ın söylediklerine inanır. Bir an düşünmeden yuvayı bırakır. Ancak bundan sonra Guguk kuşu gelip yuvasını sahiplenir. Yumurtlayıp yavrularına dünyayı orada tanıtır.</p>

<p>“Sonra ne olur?”</p>

<p>“Sonrası malum. Yavrularını yemler, büyütür, alışageldikleri üzere ilk mekanlarını harabe bırakıp gökyüzüne kalkarlar. Karga da onların peşinden uçar. Ama konuşmak istediğinde gak gak dediğinden Guguk kuşçağızları Karga’nın kendi aile üyesi olmadığını anlarlar. Onu dışlarlar. Vururlar, geniş gökyüzünü ona dar ederler. Karga yurtsuz kaldığında Saksağan…”</p>

<p>“Onunla dostluk eden Saksağan mı?”</p>

<p>“Evet, evet, senin tanıdığın Saksağan. Karga’nın küçük kardeşi olur. Bu Saksağan’ın annesi Karga’yı kendi yuvasına götürür. Bak, o yüzden Karga ile Saksağan aynı yuva kardeşidirler.”</p>

<p>“Yani manevi kardeştirler.”</p>

<p>“Hayırrrr… Manevi kardeşlik ruhen akraba olmak demektir. Ama bunlar karın dostu olurlar. Saksağan’ın annesi bulduğu yemi onların ikisinin arasında eşit bölüştürür.”</p>

<p>“Peki, niye her konuşmadan önce Karga gaak-gak diyor?”</p>

<p>Leylek şöyle cevap verdi:</p>

<p>“Söyleyeceği kelimeyi hatırlıyor!”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 22:41:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/11/eluca-atali-1763756821.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İsrâ ve Miraç Şuurunda Kudüs’ü Anlamak</title>
                <category>İrem YILMAZ</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/isra-ve-mirac-suurunda-kudusu-anlamak-260</link>
                <author>iremylmaz@gmail.com (İrem YILMAZ)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/isra-ve-mirac-suurunda-kudusu-anlamak-260</guid>
                <description><![CDATA[İsrâ ve Miraç Şuurunda Kudüs’ü Anlamak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>&nbsp;</h1>

<p>İsrâ ve Miraç olayını anlamak, aslında Mescid-i Aksa’yı anlamaktır. İsra demek, Kudüs demektir. Miraç’ı anlamak ise namazı, duayı, insanı ve İslâm’ı kavramaktır; çünkü Miraç demek, namaz demektir.</p>

<p>Peki, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) neden bir gecede Mescid-i Aksa’ya götürüldü? Allah Azze ve Celle neden diğer mukaddes beldelerle birlikte Kudüs’ü seçti?</p>

<p>Buradan açıkça anlamak gerekir ki; Allah, Kudüs’ü bir kavmin mülkü kılmamış, onu Müslümanlara bir emanet olarak sunmuştur. Mescid-i Aksa’nın gerçek muhafızları, Kudüs işgal altındayken gözüne uyku dahi girmeyen Selahaddin Eyyubi’dir. Etrafı kuşatılmasına rağmen düşmana bir karış toprak vermeyen Sultan II. Abdülhamid Han’dır. Kudüs’ün son nöbetçisi, o mukaddes emaneti bırakmayan Iğdırlı Onbaşı Hasan’dır.</p>

<p>Onlar, İsra ve Miraç olayının şuuruna eren ve Allah’ın Müslümanlara hediyesi olan namazın ilk kıblesine sonuna kadar sahip çıkan mücahit ruhlu atalarımızdır.</p>

<p>Bugün kendimize sormamız gereken şudur: Bizler atalarımızın yolundan gidiyor muyuz? İslam’ın son sancağını taşıyan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimizin ümmetine yakışır davranıyor muyuz?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Jan 2026 22:08:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2026/01/irem-yilmaz-1768108279.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vaktiyle Bir Atsız Varmış, VAR OLSUN</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/vaktiyle-bir-atsiz-varmis-var-olsun-259</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/vaktiyle-bir-atsiz-varmis-var-olsun-259</guid>
                <description><![CDATA[Vaktiyle Bir Atsız Varmış, VAR OLSUN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ruhun şad olsun Atsız Hoca...</p>

<p>Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim<br />
Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim<br />
Dünya denen mezellete dalsın her isteyen<br />
Ben, ırkımın şeref taşan efsanesindeyim...</p>

<p>Atsız Bey, bir kişilik abidesi olarak yaşadı. Hiçbir şey için hiç kimseye minnet etmedi. Türk'ü sevdi, Türklük için yaşadı, hayatı boyunca Türklük için mücadele etti. Dilci idi, edebiyatçı idi, tarihçi idi, yazar idi, şair idi, dergici idi, öğretmen idi, kütüphaneci idi, hepsinden önemlisi Türkçü ve yılmaz bir mücadeleci idi.<br />
"Vaktiyle bir Atsız varmış derlerse ne hoş,<br />
Anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş" demişti. Türkçüler onu sürekli anıyor ve yaşatıyorlar, Türk yurtlarında adı yaşıyor, yazdıkları okunuyor, Türk yiğitlerine umut ve heyecan vermeyi sürdürüyor...</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Prof. Dr. Vahit Türk'ten alıntı</p>

<p>&amp;</p>

<p>Nihal Atsız'ın "Hem duyguya, hem de düşünceye dayanan milli şuur, bir milletin manevi kuvvetlerinden en önemlisidir." dediği gibi Türk milletine manevi kuvvet vermek, milli şuuru sağlamak için tek yol okumaktır, düşünmektir, çalışarak üretmektir.<br />
"Bu güzel coğrafyada Türk milleti olarak ilelebet payidar yaşamak istiyorsak, okuyacağız, düşüneceğiz, üreteceğiz, kaliteli bir toplumla dimdik ayakta duracağız. Başka da yolu yok."</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Jan 2026 23:15:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sessizliğin Sesi: Zulme Karşı Direniş</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/sessizligin-sesi-zulme-karsi-direnis-258</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/sessizligin-sesi-zulme-karsi-direnis-258</guid>
                <description><![CDATA[Sessizliğin Sesi: Zulme Karşı Direniş]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün dünyada mazlumların çığlığı göğe yükseliyor, zalimin gölgesinde titreyen bir vicdanla karşı karşıya.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Filistin’de çocukların kanı toprağa karışıyor. Doğu Türkistan’da kimlik ve inanç yok edilmeye çalışılıyor. Arakan’da, Keşmir’de, Afrika’nın unutulmuş köşelerinde, mazlum halklar sürülüyor, susturuluyor, , köksüz bırakılmaya çalışılan nice ülke ve toplum…</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu tablo karşısında sessizlik, suç ortaklığıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu tablo karşısında susmak, insanlığın mezar taşına yazılacak en büyük utançtır. Biz biliyoruz ki zulüm, ne kadar güçlü görünürse görünsün, hakikat karşısında daima yenilmeye mahkûmdur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Siyonizmin karanlığına karşı biz kazanacağız. Çünkü biz, adaletin, insanlığın ve vicdanın safındayız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün sessiz kalanlar, yarın tarihin en ağır sorularıyla yüzleşecekler:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Mazlumların yanında mıydınız, yoksa zalimin sessiz ortağı mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;Siyonizm, işgal ve zulmün ideolojisidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Irkçılık, insanlığın en kara lekesidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp; &nbsp;Emperyalizm, mazlumların alın terini ve özgürlüğünü gasp eden küresel bir tahakkümdür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hakikat, zulmün karşısında daima galip gelir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Mazlumun duası, zalimin tankından güçlüdür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Adalet, er ya da geç, insanlığın ortak vicdanında yerini bulur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün biz, Parsanti İlim Kültür Sosyal Yardımlaşma Derneği olarak ilan ediyoruz:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Biz sessizliğin sesi olacağız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Biz mazlumların haykırışını dünyaya duyuracağız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Biz, zalimin karşısında dimdik duracağız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Filistin için, Doğu Türkistan için, Arakan için, Keşmir için, Sudan için, Afrika’nın aç bırakılan çocukları için, Latin Amerika’nın susturulan halkları için…</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bizim sözümüz nettir: Zulme karşı insanlık kazanacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün susanlar, yarın tarihin en ağır ithamıyla yargılanacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün direnenler, yarın insanlığın onurunu taşıyacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Biz, zalimin tankına karşı mazlumun duasını; zalimin propagandasına karşı hakikatin kalemini; zalimin sessizliğe mahkûm ettiği halklara karşı insanlığın ortak vicdanını yükselteceğiz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Adalet olmadan barış olmaz. İnsanlık olmadan gelecek kurulmaz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün susmak, yarın utançtır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün direnmek, yarın onurdur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ve biz, direnerek kazanacağız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ve biz, kazanacağız. Çünkü biz, adaletin safındayız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Şerif Özdemir</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Parsanti İlim Kültür Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Jan 2026 05:29:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KATRAN KARASI</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/katran-karasi-257</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/katran-karasi-257</guid>
                <description><![CDATA[KATRAN KARASI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yatağın ortasına bağdaş kurup oturmuş, aynadaki aksini seyrediyordu. Otuzlu yaşlardaydı.&nbsp; Albenisi olan yüzüne altın oran kuralını uygulamıştı sanatçı resmini yaparken. Sürmeli siyah gözler, karanlık bir kuyunun dibine düşmüş gibi duruyordu. Kederin ayazında büzüşmüş dudaklar, sağanak yağmurun az önce dindiğini gösteriyordu. Zira hokka burnu kızarmıştı. Havaya astığı elleri, dizlerine dayadığı dirseğinden güç alıyor gibiydi.&nbsp; Kaskatı tutuyordu. Sanki yüreğinin acısı ellerine çökmüştü, kızarıklıklar morumsu renge dönmeye başlamıştı ellerinde.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ne hâle gelmişti. Okuldan gelir gelmez başlıyordu temizliğe. Aynadaki bir lekenin peşine takılıp koca evi elden geçiriyordu. Çocukları okuldan gelince kapıda soyuyor, yıkanmadan hiçbir yere oturtmuyor, hiçbir yeri elletmiyordu. Sürekli çalışıyordu çamaşır makinesi. Kurulmuş saat gibi evde dönüp duruyordu. Düştüğü boşlukta kendini arar gibiydi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">‘Ne yaptın böyle ellerine yahu! Ellerini resmen yakmışsın! Temizlik maddelerinin zararlı olduğunu bilmez misin hocam!’</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bilmez miydi? Ruhunu temizlemeye çalışırcasına parlatmaya çalışıyordu evini. Lakin içinde istiflediği kederleri bir türlü temizleyemiyordu!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Neyi eksikti? Güzeldi. Hem de çok güzel! Becerikliydi. Bal dök yala evi hayranlık uyandırıyordu gelenlerin yüreğinde. Bir tek kocasına yaranamıyordu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Oysaki ne aşkla evlenmişti kocasıyla. Gözlerinin derinliklerinde kaybolup gitmişlerdi kalpleri iç içe çekince. İlk defa tutuşmuştu. İlk defa birine koşulsuz kendi benliğini teslim etmişti. Böyle sevda nasıl bitebilirdi?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tekrar gözleri takıldı aynadaki boğuk görüntüsüne. Yalnızdı şimdi. Çok yalnız. Yaşamın dişli çarkı bedenini ezip geçmişti. Migren, yaşadıklarının kıyıya vurmuş enkazıydı bedeninde. Asabiyeti bine katlanmıştı. Bu çocuklarını olumsuz etkiliyordu. Zaten çocukları, annelerinin kaskatı kurallarına sıkışıp kalmış,&nbsp; çocukluklarını da fırtınalı havada yaşayamıyorlardı. Hırçınlıkları boşuna değildi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tekrar hıçkırmaya başladı. Sonra çekmeceden bir tülbent alıp başını sıkıca sardı. Hazmedemiyordu. Yaşamın hamalı gibi hissediyordu kendini.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Geçmişin ağırlıklarını bir fırlatıp atabilse… Geleceğe umutla bakabilecekti. Bak çocukları büyüyordu gözlerinin önünde. Bitirmeliydi giden gibi her şeyi yüreğinde. İntikam mı alıyordu? Ben başlayamıyorsam yeni yaşama geçmişi silip sen de başlama.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tekrar sıkışıp kaldığı o sahneye döndü. Aklına gelmediği gün yoktu. Aşkla evlendiği kocası uzaklaşmaya başlamıştı kendisinden. Eve uğramadığı günler de artmıştı. Küçük çocuklarının bitmek bilmeyen sorularına yalan uydurmaktan yorulmuştu. Bir anlam yüklemeye çalışıyordu yaşananlara. Sorduğu sorular, boşlukta yere çakılıyordu. Neden? Kocasının bitmek bilmeyen iş gezileri, bir türlü bitiremediği işleri… Üstelik ayrı kese yapması… Evin harcamalarına katılmaması… En acısı da kendisini iteklemesi…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Eve uğramadığı bir gün, tepesi attı. Duvarlar üzerine yürüyordu yine. İçinde biriken kuşkular, öfke patlamasına sebep oldu. Telefonunu defalarca çaldırmasına rağmen açmıyordu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aklına kötü şeyler gelmeye başladı. Bu kadar insafsız olamazdı, deyip üstüne bir şeyler geçirip üç sokak ötedeki büroya gitmeye karar verdi. Çocuklar uyuyordu. Onları hiç tek başlarına bırakmamıştı. Gözü döndü. Yarım saatliğine bir şey olmaz, dedi. Gidecekti. Eve uğramayan kocasının gözlerine bakacaktı sadece. Gözler, gerçeği haykıracaktı elbet kendisine.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Saatten habersiz fırladı. Ürkek adım ve bakışlarla süzüldü sokak lambasının aydınlattığı karanlık sokakta. İn cin top oynuyordu. Başka zaman olsa bu saatte çıkamazdı. Kadın, dediğin karanlık çöktü mü evinde olmalıydı. Öyle öğretilmişti kendisine.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir solukta büronun olduğu apartmanın merdivenlerini yel gibi çıktı. O an fark etti. Başının ağrısını geçirmek için sardığı tülbent duruyordu kafasında. Göz altlarındaki torbalar, &nbsp;derinleşmişti kederi gibi. İnce bedeni sanki daha da incelmişti. Açlığını fark etti. Başı döndü. Yere çakılacak sandı. Güç bela topladı kendini. Soluk soluğa üç kat çıkıp büronun zilini çaldı. İçerden koşuşturma sesleri geldi. Açmazsa kapıda yatacaktı. Gözünü budaktan sakınmıyordu. Neden sonra kapı açıldı yarım. ‘Ne işin var bakışları,&nbsp; burada ne işin var bakışlarıyla buluştu. Bir hamlede kapının önündeki kapıyı yıktı. Daldı içeri. Açık renk koltukların kirden rengi kaçmıştı. Ortadaki sehpanın üstünde ne ararsan vardı. Kurumuş kirli tabaklar, bardaklar, buruşturulmuş peçeteler… Tabakların üzerinde mucuklar uçuşuyordu. İzmarit yığılı kül tablası… Odaya sinmiş ağır sigara kokusuna karışmış parfüm kokusu midesini bulandırdı. Yere düşmüş portakal kabukları küflenmişti. Buraya it bağlasan durmazdı Ağaçlaşarak tavana değen köşedeki difenbahya çiçeğinin yapraklarına örümcek yuva bile yapmıştı. Sonra iki kadehe takıldı gözü köşedeki masanın kenarına itilmiş. Kadehin üzerindeki ruj izine çakıldı. Kırmızı ruj izine…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gözlerini bir zamanlar deliler gibi âşık olduğu adama çevirdi hışımla. Şimdi adı gibi biliyordu. İçerdeydi kırmızı rujlu kadın. İtiverse on adım ötedeki kapıyı tüm çirkefliğiyle serilecekti gerçekler. Sur gibi adamın siper olmuş bedenini hissediyordu kapıda. O an kılıç bakışlar çarpıştı havada. Savaşın galibi kadın, ayağının altına alıp tiksintiyle ezdiği bir böceğe bakar gibi adama baktı, baktı, baktı. Adam, küçüldükçe küçüldü karşısında.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sonra düşüncelerinin çıkmaz sokağında geldiği gibi kayboluverdi. Yıllar içinde her şeyi, her şeyi temizledi de yüreğinin katran karası tortularını temizleyemedi. Ziftleşti katran karası. İyileşmedi&nbsp; hiçbir zaman yarası.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Jan 2026 21:25:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FİLMİN ÖTESİ</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/filmin-otesi-256</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/filmin-otesi-256</guid>
                <description><![CDATA[FİLMİN ÖTESİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>? EQUILIBRIUM – İSYAN<br />
“İnsanın insana kötü davranmasının kaynağı nedir?” sorusu üzerinden derin çözümleme<br />
Equilibrium, distopya sineması içinde “duygunun yok edilişi” üzerinden yürüttüğü güçlü alegorisiyle, insanın insana neden kötülük ettiği sorusuna çarpıcı bir cevap verir:<br />
Kötülüğün kaynağı duygular değil, duygusuzluktur.<br />
1) İnsanın Kalbindeki Hastalık: Duyguları suçlayan ideoloji<br />
Filmde bir rahip, insanın içindeki nefret, kızgınlık, öfke ve savaş gibi olguları “duyguların hastalığı” olarak tanımlar.<br />
Bu söylem iki şeyi açığa çıkarır:<br />
✔ Duygular kötülüğün nedeni gibi gösterilir.<br />
Bu, totaliter rejimin en büyük ideolojik manipülasyonudur.<br />
✔ Hakikatte ise kötülüğün nedeni duygunun kendisi değil; empati yoksunluğudur.<br />
Film burada Hannah Arendt'in “kötülüğün sıradanlığı” kavramına yaklaşır:<br />
Kötülük, duyguların aşırılığından değil; duyguların yokluğundan doğar.<br />
2) “Bizi biz yapan her şeyin bitmesi”: İnsanlığın sistematik şekilde silinmesi<br />
“Bizi biz yapan her şey bitti” cümlesi, rejimin hedefini özetler:<br />
sanat yok<br />
merhamet yok<br />
his yok<br />
estetik yok<br />
kahkaha yok<br />
gözyaşı yok<br />
İnsan, mekanik bir varlığa dönüştürülür.<br />
✔ Bu, sistemin kötülüğü bireylerde değil, yapıda ürettiğini gösterir.<br />
Birey artık şiddeti “istenen” olarak görür.<br />
Duygu olmayan yerde vicdan da yoktur.<br />
3) Ağlamanın bile yasak olması: Empatinin suç hâline getirilmesi<br />
Ağlayan birinin ihbar edilmesi—insanın en doğal, en savunmasız hâli olan gözyaşının bile suç sayılması—şu temayı güçlendirir:<br />
✔ İnsan olmanın kendisi suçtur.<br />
✔ Empati tehlikeli, hissetmek tehdit, zayıflık ölümcül bir hata olarak kodlanmıştır.<br />
✔ Böyle bir toplumda kötülük sıradanlaşır, merhamet ise imkânsızlaşır.<br />
Kötülüğün kaynağı birey değil, duyguyu yasaklayan kültürdür.<br />
4) “Benim sadece rüyalarım var…” – Yoksul ruhun çığlığı<br />
“Rüyalarımı ayaklarının altına seriyorum, yumuşak davran” cümlesi;<br />
insanın elinden alınmayan tek özgür alana, hayal kurma alanına yapılan son saldırıdır.<br />
Bu cümle:<br />
yoksulluğun duygu hâline dönüşmüş hâlidir<br />
güçsüzün güçlüye yalvarışı<br />
rüyaların bile bir otoriteye teslim edilişidir<br />
✔ Kötülüğün kaynağı burada açıkça görünür:<br />
Bir insanın iç dünyasını bile gasp eden bir sistem, en büyük kötülük üreticisidir.<br />
5) **“Neden yaşıyorsun?” — “Sadece bir dokuyu sürdürmek için.”<br />
Varoluşun anlamsızlaştırılması**<br />
Bu diyalog, insanın hayata dair tüm motivasyonlarının silindiği bir anı temsil eder.<br />
Yaşam artık:<br />
değer üretmek<br />
bağ kurmak<br />
sevmek<br />
anlam aramak<br />
için değil;<br />
sadece biyolojik bir mekanizmanın devamı için sürmektedir.<br />
✔ Duygu yoksa anlam yok.<br />
✔ Anlam yoksa yaşam sadece “işleyen et”tir.<br />
✔ Bu boşluk kötülüğün üremesi için mükemmel zemindir.<br />
6) Mekanik insanların yok edilmesi ve kırmızı kurdele: İnsani uyanış ve isyan<br />
Son sahnede mekanik insanların yok edilmesi, sistemin çöküşünü simgeler.<br />
✔ Mekanik İnsan = Duygusuz kitle<br />
✔ Yok edilmeleri = Duyguyu bastıran düzenin çökmesi<br />
Elindeki kırmızı kurdele, filmin en önemli sembolüdür:<br />
kırmızı: hayat<br />
kırmızı: kan<br />
kırmızı: duygu<br />
kırmızı: kalp<br />
kırmızı: estetik<br />
kırmızı: isyan<br />
Bu kurdele şunu anlatır:<br />
Bir insanın duygusu geri döndüğünde, bir toplumun özgürlüğü başlar.<br />
? **Final Yorum: Film bize ne söylüyor?<br />
İnsanın insana kötü davranmasının gerçek kaynağı nedir?**<br />
Equilibrium, cevabı bütün film boyunca gösterip finalde özetler:<br />
1) Kötülüğün kaynağı duygu değil, duygusuzluktur.<br />
Duygular bastırıldığında empati ölür.<br />
Empati öldüğünde insan, insana makine gibi davranır.<br />
2) Kötülüğün kaynağı birey değil, sistemdir.<br />
İnsanlar kötü oldukları için zarar vermez;<br />
sorgulamayı bıraktıkları için kötülüğe hizmet ederler.<br />
3) Korku, insanı kötülüğe aracı kılar.<br />
İhbar kültürü, güvensizlik ve paranoya toplumun içini çürütür.<br />
4) Umudun, rüyanın, sanatın yok edilmesi en büyük kötülüktür.<br />
Çünkü insanın ruhunu öldürür.<br />
5) Duygu geri döndüğünde insanlık geri döner.<br />
Kırmızı kurdele bunun simgesidir:<br />
İsyan bir kalbin yeniden atmasıyla başlar.<br />
? SONUÇ<br />
Equilibrium, “insanın insana kötülüğü”nün kaynağının duygu değil; tam tersine duygusuzluk, empatisizlik ve totaliter manipülasyon olduğunu gösterir.<br />
Ve şunu söyler:<br />
İnsan duygularıyla insandır.<br />
Duyguyu yok eden sistem, insanı yok eder.<br />
İnsanlığını geri kazanan bir kişi, bir devrimi başlatabilir</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 17:21:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAŞAMA SANATI</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/yasama-sanati-255</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/yasama-sanati-255</guid>
                <description><![CDATA[YAŞAMA SANATI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ben kisvesini çıkarıp biz diyebiliyorsam… Yaşamın yüreğine dokunup olabiliyorsam kuytu köşelere ışık yolu… Çıkmaz sokaklarda yol haritası çizebiliyorsam. Bir insana can simidi olup nefes olmayı başarıyorsam gözyaşlarında boğulurken… Lacivert gecelerin hırçın dalgalarında deniz feneriysem <strong>yaşıyorum demektir. </strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Şehrin gürültüsünde duyabiliyorsam kuş seslerini… Göğün mavisini, çimenin yeşilini katık yapabiliyorsam yediğim lokmaya… &nbsp;Güneş, buz dağlarını eritip bir gülümseme açıveriyorsa dudaklarımda <strong>yaşıyorum demektir.</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">&nbsp;Acılarımı acılarıma karşı bir kalkan gibi kullanabiliyorsam… Umut öğütüyorsa her daim değirmenim. Her gün yeniden doğuruyorsam kendimi… Düştüğüm yerden şanlı bir şekilde kalkabiliyorsam. Duyabiliyorsam gururun yürekteki coşkusunu y<strong>aşıyorum demektir.</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Yaşamın siyah beyaz tuvaline renkli fırça darbeleri atabiliyorsam… Olabiliyorsam yaşamın yedi renginden biri… Kalpleşmiş bir kubbede dostlarımla oturup yaşamı demleyebiliyorsam… Sevildiğimi hissediyorsam iliklerime kadar… Olabiliyorsam birilerinin vazgeçilmezi y<strong>aşıyorum demektir.</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Kendim olup kendim için bir şeyler yapabiliyorsam… Dokunabiliyorsam can suyu verdiğim hayallerimle yaşama… Her şeye değer katarak değer olabiliyorsam <strong>yaşıyorum demektir.</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Gülümsememe karşılık bir çocuğun dünyasını keşfediyorsam… Çocuk gülüşleri kaçıveriyorsa içime. İçimdeki çocuğu, salıveriyorsam semaya özgürce. Tüm yaşam ılık ılık baran olup içime akıyorsa… &nbsp;Bütün çiçekler yüreğimde açıyor ve ben de burcu burcu kokan çiçek oluveriyorsam <strong>yaşıyorum demektir.</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Sibel ÇAĞLAYAN</span></span></strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 28 Dec 2025 23:20:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsanlar değişmezse, dünya da değişmez.</title>
                <category>Eluca ATALi</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/insanlar-degismezse-dunya-da-degismez-254</link>
                <author>eluca@gmail.com (Eluca ATALi)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/insanlar-degismezse-dunya-da-degismez-254</guid>
                <description><![CDATA[İnsanlar değişmezse, dünya da değişmez.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>MANERA.AZ Tarana Musayeva'nın İsveç'te yaşayan yurttaşımız yazar Eluka Atala ile röportajını sunuyor.</p>

<p>1. Seni yıllardır tanırım, biliyorum senin ne kadar vatansever. Zor değil mi yaşamak dışında Azerbaycan, önümüzdeki yıllarda? Gücünüzü neyden aldınız? Nasıl yaşadın? Cevap: Nerede yaşamak kolay? Bakıyorsunuz, her yerde bir sorun var ama vatanından uzakta yaşamak bir insan için iki kat zor; çünkü eğer akrabalarınızdan uzaktaysanız, her şeyden önce alıştığınız alışkanlıklara veda etmek zorunda kalacaksınız. Bu, "Nalşəkilli kuşatması" kitabına verdiği gibi, Andranikin'in Türkiye'de kazandığı alışkanlıklardan vazgeçmesi gibi bir dokunuş. Yazarın hayatının eserinde bankalarda pratik yaptığını biliyorsun! Tabii ki, edindiğiniz alışkanlıklara veda etmezseniz ve biraz şizofrenik görünüyorsanız hayat zorlaşır. Yabancı bir ülkede, bazen iki dünya olmak, bir insanın hayatında yüz yüze gelir: eski ve yeni dünya. Ya da sanki yeniden doğuyormuşsunuz ve her şeyin dilini öğrenmeniz gerekiyormuş gibi diyelim. 19 yıldır İsveç'teyim, “düşmeme” ve kendi dilimde yazıp okuyabilmeme izin vermeyen bir inancım var.Kendimi yabancı bir ülkede salyangoz gibi hissediyorum. Salyangoz sürekli evini-anavatanını sırtında taşır. Tehlike durumunda onu barındırır, koruyucusu olan yükü sürekli yanında tutmakla yükümlüdür. Vatanımı terk etmeme rağmen Vatanım beni terk etmedi. Onu kendi içimde korudum, o benim için bir destek oldu. Bildiğiniz gibi, inancıma göre bu çileciliktir. Baba şöyle diyor: "Vatan dünyadan daha geniştir, bu yüzden insan dünyaya uymuyor, Vatana uyuyor."Yıllar geçtikçe İsveççe öğrendim, ciddi bir şekilde yaratıcılıkla uğraştım, bunu size zaten söyleyebilirim çünkü siz ve benim düzenli bir ilişkimiz olduğu için yıllar içinde ne yazdığımı zaten biliyorsunuz. Ama aynı zamanda İsveç'te yeni edebi ifadelerin okumam edebiyatını öğrenmeye yardımcı olduğunu, böylece doğu-batı, kültür, edebiyat, nokta çatışmalarını öğrenmeye yardımcı olduğunu da not edeceğim, öğrendim.</p>

<p>2.Çarpışma kelimesine dikkat edin mi?</p>

<p>Cevap: Hadi Yapalım. Ama bu hangi anlamda dikkatinizi çekti, lütfen bunu söyleyin.</p>

<p>3.Şu anda edebiyattan bahsediyoruz, o zaman Batı ve Azerbaycan edebiyatında hangi zıtlıkların uyuşmadığını söyleyebilir misiniz? Cevap: Birçok zıtlık var, ancak radikal zıtlıklar da var. Aynı zamanda toplumda yaratılan bir boyut olan zihniyetten de gelir. Eğer dikkat ettiyseniz, Azerbaycan edebiyatında olduğu gibi genel olarak Doğu edebiyatında da "günlük" bir tür yoktur. Batı edebiyatında bu oldukça gelişmiştir. Günlük türüne hitap eden ve onu genellikle otobiyografik bir çalışmaya dönüştüren en çok kadın vardı. Ama biz bunu başaramıyoruz. Kadın yazarlarımızın çalışmalarını yaratıcı bir bakış açısıyla analiz edin. Bir erkeğe, bu eserin kadınlık hissetmenin imkansız olduğu bir erkek yazar tarafından yazılmış gibi görünüyor. Çünkü bir insan yazdığında iç dünyasını analiz eder ve yazar. Ama biz kadın yazarlar için yazdıklarında, sevdiklerinin okuduklarında onları nasıl değerlendireceklerini görmek için iç dünyalarını gizlemeye çalışıyorlar. Yazarlarımızda" ben ve diğerleri"," ben ve toplum " boyutu daha güçlüdür.Bu aynı zamanda iç gözlem yapılmasına da izin vermez. Banin'in otobiyografik romanları Kafkasya Günleri ve Paris Günleri'ni Dilbar Akhundzade'nin My Days with Mushfigs adlı eseriyle karşılaştırın. Her iki eserde de banin her şeyi kendi adı altında seslendirmeyi başarıyor. Neyden? Çünkü bir Fransız okuyucu onu okuduğunda Banin bir insan olarak onun gözünden düşmeyecek. Dilbarsa, topluma tam uygun bir şekilde yazıyor, her şeyi dikkatli bir şekilde yapıyor, ütülenmiş sözlerden bolca yararlanıyor. Doğal olarak, onun yerini almak ve başını sağlam tutmak isteyen bunu yapmak zorunda kaldı. Mushfig'in ölümünü şöyle yazıyor: "o öldü", "o öldürüldü" yazamıyor. Ancak gerçekte kocasının öldürüldüğünü biliyor... Toplum, sansür onun yaratıcı düşüncesini sakatlıyor. Elbette, Yaratıcı bu boyuta uyum sağladığında sakat kalır.</p>

<p>4. Karabağ sorunumuz vardı, yıllarca süren Karabağ sorunu, Tebriz sorunu hakkında daha fazla yazdın. İçinde yaşadığımız her Azerbaycanlı aileyi şu ya da bu şekilde etkileyen Karabağ Savaşı'nı bir kenara bırakıp, bazı küllü Güney Azerbaycan'la ilgili sıkıntılarımızı makaleye nasıl koydunuz? Cevap: Bu görüşe katılmadığımı önceden beyan etmek zorunda kalıyorum. Ben sadece Karabağ, Kerkük, Doğu Türkistan, Güney Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan ve genel olarak Türk acısı hakkında yazmadım. Karabağ olayları hakkındaki kitabım "Hocalı'da Tigranizm" 2016 yılında yayınlandı, Azerbaycan Bilimler Akademisi'nde "Yılın Kitabı" ilan edildi ve Azerbaycan'da iki kez, Türkiye'de iki kez "baskın şeklinde kuşatma" Anadolu Cephesi'nden Nahçıvan soykırımını bir kez daha savuşturarak yayınlandı, Andranik'in Zabih Sultan Bey Vadisindeki birlikleri düşüşünden bahsediyor. 2019 yılında Azerbaycan ve Türkiye'de piyasaya sürüldü. Tek kişilik" açıklanmayan kurşun "gösterisi, Batı Azerbaycan'da Hocalı'dan sonra meydana gelen olayları yansıtıyor. Hocalı'dan sonra işini ve ailesini şehirde bırakıp Hanların gönüllü birliğine cepheye giden Ellie Atayrd'ın savaş günlüğüne dayanan " savaşta galip yoktur "romanı yazılmıştır.Roman" büyükanne drone " ben bir adanmış ikinci bir Karabağ savaşı. Göz önüne alındığında, benim onlarca makale ve röportajlar, toplantılar, sunumlar bana adlı kitap, dünyanın çeşitli ülkelerinde radyo ve tv programları, sunumlar, orta okullar, liseler, üniversiteler, partiler, kuruluşlar, ben aşırıya kaçmadan kuvvetlerinin yapısını, karabağ meselesi. Bir zamanlar sadece Hocalı'ya Tigranizm kitabıyla ilgili 50'den fazla programım vardı. "İran Hizbullah'ın zindanında" adlı 4 kitapta Güney Azerbaycan'ın geleceği, genel olarak Azerbaycan'ın tüm acılarımızın çevirisi olacak bir roman yazdıktan sonra, 40 milyon insanın nerede yaşadığını herkesin bilmesini ve öğrenmesini istedim. Herkes devrimin çocuklarını yediğini, devrimin insanı aldattığını anlaysın.</p>

<p>5. Siz yurtdışında yaşayan ve yazan az sayıdaki Azerbaycanlı yazardan birisiniz. Değerli görünmediğinizin farkında mısınız? Bu kadar çok çaba karşısında neden sizi görmezden geliyorlar?</p>

<p>Cevap: Yakınlardaki büyüklüğü görememe gibi bir göz hastalığı var, ne yazık ki göz doktorları bunu tedavi edemiyor. Yazarlar iki türdür: zamana sığınanlar ve zamanın ötesine geçenler. Tarih boyunca böyle oldu ve bu "geleneğin" devam etmesi üzücü. Fuzuli'yi çağdaşları karşılamadı mı? Fuzuli bugün yaşasaydı yine sosyal yardım sağlamazlardı. Fuzuli zamanında 500 şair vardı, hangisini tanıyoruz? "Fuzuli ve diğerleri" dediğimizde 16. yüzyıl Azerbaycan edebiyatını analiz ediyoruz. Hegel'e, felsefeye yeni bir bakış açısı getirmesine ve evrensel bilgiye sahip bir bilim adamı olmasına rağmen, çalıştığı üniversitede uzun süre profesör unvanı verilmedi. Asif'in babası da öyle. Kovuldu, eserlerini basması yasaklandı, zulme uğradı vb. Ama o yarattı ve bugün eserleri okunuyor, yolu devam ediyor. Çünkü yarınki yaratılışını hesaplayabilir ve zamanını aşabilirdi. Bir röportajda kendisi durumu hakkında şu yorumu yaptı:"Kendimi Lilleputs'ta bir kule gibi hissediyorum." Akademisyen olarak adı bir zamanlar kulaklarımıza benzeyen Hasan Shiraliyev, Fuad Hasımzade, Afrasiab Dashdamirov'dan geriye ne kaldı? Öldülər, çeliğin toprağı sanki bu insanlar hiç ölmemiş gibi. Tekrar yazdıkları her şey, ”dedi“, ”bunu söyledi" ifadeleriyle doludur. Yaratıcılıkta uzun bir konuşmanın kendisi olabilir, bu yaratıcıdır, nasıl yapılacağını bilmiyor. Ve karınca yazıqdır filin kargosu olabilir. Bana gelince, iç yazar sayılmadığında kendimi hissediyorum.Bugünün yazarlarından hangisi Anga kuşumu yazabilir? Bu, inancın sanatsal bir tasviridir, siz yazsanız bile sizin inancınız olmalıdır. Dediğim gibi, bu konuda kesinlikle acemi olamazsınız. İddiaya göre, Nasimi diriltilirse, bugün onun derisini yüzdürecekler mi? Hepimizin tanıdığı parlak kalem sahiplerinden biri, Hizbullah'ın Zindanında İran kitabımın uluslararası ZOOM tartışmasına katıldıktan sonra beni aradı ve "Bu boyutta bir kitap yazmaya cesaretin olacak. Güney hakkında bir şiir yazdım, adını Bilimler Akademisi'ndeki ünlü bir profesörün adını almıştır (gerekirse adını yazmak ve deşifre etmek istemiyorum, kulağına fısıldıyorum), o da 80 yaşın üzerinde, ona okuduğumu söyledi. Ayrıca bunu yazmayın, başınız ağrıyor dedi."Bak, zamanın insanına böyle söylüyorsunuz, sözünü söylemekten korkuyor, ne düşündüğü ile yaptığı arasında bir karşıtlık var. 80 yaşın üzerindeki bir "entelektüel" neden korkuyor, ne kaybedecek? Aydınları korkak olan insanlar büyümez. Eğer artmazsa azalır! Gerçek bir yazar zamanından itibaren kendine destek aramıyor, savaşabilmeli. Sorun yaşamamalısın çünkü onlar seni anlamıyorlar. Kendin hakkında bilgili misin? Kim olduğunuzu anlıyorsunuz, bu kadar yeter!!!</p>

<p>6. Esere"Melek kuşu" adını verdiniz. Özbek sanat tarihçisi Boltaboy Bekmetov'un bu eseri "modernitenin şaheseri" olarak nitelendirdiğini duydum ve tüm Özbek sahnelerinin oynanmasını tavsiye ettim.</p>

<p>Cevap: Öyle. Oyun Farida Zagidova tarafından Özbekçe'ye çevrildi, şimdiden 2 tiyatroda sahnelendi ve radyoda okundu. Farida çok yetenekli bir çevirmen, annesi gazeteci, babası Taşkent Üniversitesi'nde Arap profesör, büyükbabası gazeteci, şairdir. O 90 yaşın üzerinde. Yani, bu tamamen yaratıcı bir aileden gelen bir tercümandır. Özbek edebiyat ortamıyla birçok görüntülü görüşmem var, birbirimizin eserlerini dinliyor ve fikir alışverişinde bulunuyoruz.</p>

<p>7. Bildiğim kadarıyla seni üyelikle suçlamadılar.</p>

<p>Cevap: Yapmadılar, klasörümü bir kenara koydular ve bunun üyelik olmadığına karar verdiler. Anar muallim bana İsveç'e 12 nolu fahri üyelik kartını gönderdi.</p>

<p>8. Sence bunu kim yaptı?</p>

<p>Cevap: Bunu kimin yaptığı benim için önemli değil, hangileri çok lilleputlar... Her yerde el ele yürüyorlar.</p>

<p>9. "Zamanının yetim yazarı". Aynı şekilde, sence yazar ne zaman yetimi qurtulacaq olma zamanı gelmiştir?</p>

<p>Cevap: Gerçek bir yazar yetimden asla kaçamaz. Bu gerçek bir yazarla ilgili, kendileri baba oluyorlar, anne oluyorlar, kimse onları umursamıyor. Kendileri doğarlar ve doğal olarak inançlarıyla, fikirleriyle yetiştirilirler. Tarihte bunlardan çok azı var, bu parmakların sayısı. Zamanın pek çok yazarı var, zamanı aşan çok az yazar var. Az olan yazarları gerçek yazarlar olarak görüyorum. Ya da ödül uğruna yazanlar var, adı-San, popüler olmak için derisinden çıkan, her gün doğarlar ama yaşamazlar. Yazmak yeterli değil sadece yetenekli değil, aynı zamanda ikna olmuşsan kendi yoluna sahip olacaksın, cesur olacaksın. Tanıdığın kişiler arasında bana bu yazarlardan kaç tanesine güvenebilirsin?</p>

<p>Amadeus Motsartla Antonie Salyeri günü, iki bestecinin uzaktan kral karetası göründüğü zaman yolundan çıkmasıdır. Aynı zamanda Salyeri başını şapkaya getiriyor. Mozart ona şöyle diyor: "Bunu doğrudan farketmiyorsun bile. Biz ona, ama o bize soğan borçlu. Zamanın krallarının hakimidirlər, tüm zamanların ustalarının hakimidirlər olduğunu açıklıyor". Kral karetası onlara geldiğinde kral karetanı yere indiğinde ve Motsarta slyapasını'ya geldiğinde gelir. Sonuç: Gerçek bir sanatçı zaman efendisine yalan söylememelidir. Senin sorunun kaldı, yazarlar, ne zaman yetimlikdən qurtulacaqlar? İnsan, ne zaman! İnsan toplumu ortaya çıktığında. Yani bunun için çabalıyoruz, uzak gelecekte bu olacak, ama bu tek başına olmayacak. İnsan toplumu için temel şeyler yapmalıyız.</p>

<p>10. Yazdığınız kitaplardan - "bugün yazsaydım farklı yazardım" yazdınız - bunu hiç düşündünüz mü?</p>

<p>Cevap: Hayır, olmadı. Bazı hikayelerimi daha sonra büyük ölçekli bir forma dönüştürdüm. " Kanımda yas tutuyorum "hikayesine dayanarak "Hocalı'ya Tigranizm","özgürlüğün yudumu " hikayesinde-" bir çift göz" adlı tek kişilik bir oyun üzerinde çalıştım. " Yeniden doğuş "hikayesinin bir kısmını daha sonra" Melek kuşu" kitabı olarak yazdım. Konuyu genişletmek için baktım ve geçmişte fikri daha özlü bir şekilde verdiğimi gördüm. Yazarın yazma deneyimi, dünya görüşü, entelektüel seviyesi çoktan kaybolduğunda kendi yazılarını eleştirmesi yaygındır. Bazı mesajlarımdan memnun değilim ama ben de onları siliyorum. Bu, geçmişimin benim için paha biçilmez olduğu anlamında değil. Bazen spor salonlarında, üniversitelerde ustalık sınıflarım var ve sonra yaratıcılıktaki aşamaları anlamalarına yardımcı olmak için bu yazılara ihtiyacım var. Bazen İsveç okullarında "idealim" (min Förebild) toplantıları yapılırken, gençlerin hayatta başarıya adım atmaktan korkmamaları için bu yazılarımdan örnekler vermem gerekiyor. İradesiz yetenekliler hızla kökünden düşerler, onlara bir kalem alır almaz büyük, parlak bir eser yaratacaklarmış gibi görünürler. Yaratmak için sürekli kendiniz üzerinde çalışmanız gerekir. Altın yerden külçe şeklinde çıkar, ancak kuyumcu ondan çekici bir sanat eseri yaratır. Hiçbir şey hızlı bir şekilde işe yaramaz-aceleyle.</p>

<p>11. Önümüzdeki yıllar için planlarınız neler?</p>

<p>Cevap: Yazarın, yaratıcı bir insanın sistematik çalışması, onun fikirlerine uymuyor. Yaratıcılıkta öngörülemezlik vardır, fikir gelir ve sizi uzaklaştırır. Ben yazarken fikir beni harekete geçiriyor. Bu yüzden çoğu durumda zamanı, saatleri unutuyorum. Eğer ben olsaydım, yazdığım birkaç kitabım olurdu, onları düzenleyip yayınlardım. Ama dediğim gibi, yaratıcılıktaki öngörülemezliğin buna izin verdiğine inanmıyorum.</p>

<p>12.Sizin için en verimli yıllar hangileriydi?</p>

<p>Cevap: Geçen yıl 8 oyun yazdığımı söyleyebilirim, bunlardan 5'i tek kişilik oyunlar - "bir çift göz", "çözülmemiş kurşun", "ana kuşun monologu", "zindanda", "yılan ve insan", 2 çocuk oyunu yazdım – "oduncunun masalı", "beyaz güvercin" ve doğa felsefesini anlatan "Mavi Balina" oyunu. Kuşlar olmasaydı çocuk romanını yazdım, 10 kitabım çıktı ve ayrıca oyunlarım oynandı, yönetmenlerle çalıştım ve birçok ülkede konferanslar düzenledim. Bana öyle geliyor ki bu yıl yaratıcılık açısından da renkli olarak kabul edilebilir. Ben de bunun tek kişilik performans alanında kendimi test etme açısından başarılı bir yıl olduğuna inanıyorum.</p>

<p>13. Hem politik-tarihsel hem de hayvancılık üzerine eserler yazıyorsunuz. Meleğin Kuşu, doğa felsefesini anlatan, zindandaki İran Hizbullahı gibi büyük ölçekli, tamamen politik bir eserdir. Yaratıcılığınıza aşina olan biri olarak bu beni rahatsız etmiyor, ancak genellikle yazarlar bir konu hakkında yazmayı, net bir çizgide yürümeyi seviyorlar.</p>

<p>Cevap: Dediniz- yazar için çizgi daha kolay hale geliyor, bu konu olduğu gibi hemen kindle yemeği. Tadı seviyorsun ve sürekli onu almak istedin. Ben de çevreleri kucaklayan sanatsal formu canlandırmak isteyen bir insanım. Biliyorsun ki Babamın Yücesi Mütləqə Fikirlere olan inanç, insanın her şeyin temel özüdür -bu başlangıçtır. "İnsan dəyişməsə, dünya değişmezdir!"- İzharının sanatsal açımı yazardan talep ediyor ve çevresine kapsamlı bir şekilde bakabiliyordu. Bu nedenle konularım renkleniyor ama konuyu göstermek için olaylara ihtiyacım var.</p>

<p>14. Peki gelecekte sizden ne bekleyebiliriz?</p>

<p>Cevap: Dediğim gibi, yaratıcılık için tahminlerde bulunmak zordur. Ama ben hissediyorum, bu benim düşünce hamile eseri tarz bir trajedi. Olgunlaşma süreci devam ettiği için ne zaman doğacağını belirlemek imkansızdır. Aslında, bir adet" mavi bal "- bu sadece bir hikaye, felsefe, doğa, ama aynı zamanda bir tür trajedi, hem de tek adam gösterisi" yılan adam". Bu bir trajedi olur. çünkü özünü tamamen ortaya aslında. Bugünlerde onlar роботизируют insan ve yerleştirilen robotlar "insan" eder. Aslında, bu süreç ile başladı geliştirme teknikleri, mekanizasyon insan. 50'li yıllarda Charlie Chaplin'in bir filmi vardı, hatırlıyorsa, işçinin işi cıvatayı bir anahtarla sıkmaktı. Sadece bu! İlk bakışta bu çok basit. Ama daha derine indiğimizde, onun ne yaptığını bilmediği ortaya çıkıyor. Ayrıca ustabaşıya şikayet eden iş arkadaşına da burnunu sıkıyor. Ustabaşı gelir ve Charlie de burnunu üfler. Bakın, bu anlamayan mekanize bir insan. Bugün bu trajediyi yaşıyoruz. Amacım trajedi türünde yazarken trajedi insanları daha çok düşündürüyor, beyinlerini zorlamak zorunda kalıyorlar – yazarın burada aklında olan şey bu. Bence trajedi türü yerini daha büyük söylemlere bırakıyor.</p>

<p>15. Şu anda hangi iş üzerinde çalışıyorsunuz?</p>

<p>Cevap:" Vatan taşı " Batı Azerbaycan'da 1918 soykırım ve sınır dışı etme romanını yeni bitirmiştim. Bu zor bir konuydu ama bu yükten kurtulabildiğim için mutluyum. Yurt taşının paha biçilmez özünü hikayeler aracılığıyla hayata geçirmeye çalıştım. Okuyucu size nasıl başa çıktığımı söyleyecektir, ben katkıda bulundum. Yazı sadece okuyucuyu bilgilendirmekle kalmadı, ben yazdıkça taşın özü benim için daha net ve net hale geldi. Dürüst olmak gerekirse, yazmaya başladığımda çok tereddüt ediyordum, konu benim için ağır görünüyordu. Bitirdikten sonra, bunu yazmamın iyi yanı, bunu söyledim ve bunu bir başkası taşa yazsaydı, sorunun içimden nasıl doğduğunu hangi taraftan yaklaşacağını merak ediyordum. "Atanur ve hükümdar" adlı bir çocuk oyunu yazdım, metni düzenliyorum, trajedi oyunu" mavi bal "ı çocuk oyunu şeklinde çalışmaya hazırlıyorum, aslında bunu Nahçıvan Devlet Ulusal Tiyatrosu'na söz verdim. Bu sefer oyunda daha fazla doğa felsefesi göstermeyi düşünüyorum.</p>

<p>16. Yaşadığınız ülkede Azerbaycan'ı onurlu bir şekilde temsil ettiğinizi düşünüyor musunuz?</p>

<p>Cevap: Bunu yapmaya çalışıyorum. Elimden gelenin en iyisini yaptım, çok şey yaptığımdan bahsetmiyorum bile ya da gördüklerimi birinin faaliyetleriyle karşılaştırmıyorum. Herkes gibi ben de elimden gelen her şeyi yaptım, asıl mesele hatlarımın düz olması, böylece yanılmam. Elbette yeteneklerim ve gücüm daha fazlasını yapmamı sağlıyor, ancak İsveç toplumuna istediklerini sunmak o kadar kolay değil. Ne yazık ki İsveç toplumunda bize karşı bir önyargı var... Bu engeli aşmak sadece iradenin işi değildir, aynı zamanda biliş de burada önemli bir rol oynamaktadır. Ve modern dünya kırbaçlanmayı gerektiriyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Dec 2025 20:18:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/11/eluca-atali-1763756821.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ZEHİRLİ OK</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/zehirli-ok-253</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/zehirli-ok-253</guid>
                <description><![CDATA[ZEHİRLİ OK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İnsan müsveddelerinin yüreğinin derinliklerine saplı kapkara zehirli oklar vardır. İçlerine bir yılan gibi çöreklenmiştir ve içten içe kendisini çürütür. Bu zehirli okların yeryüzünde tanımlanan adı HASETTİR.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Ölümü kendi elinden olan bu insanlar, elmayla armudu kıyaslayan insanlardır. Elma elmalığını unutur, armut olmak ister. Armudun muhteşem hoş kokusuna, endamına hayranlığı zehirli bir oka dönüşür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu anlamsızlığa hiç anlam veremem. Oysaki elma da; alı al, yeşili yeşil, sarısı sarı renkleriyle eleğimsağma gibidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hasetten ‘‘elma’’ elmalığını unutur. Üstelik armudun içine kurt girip çürümesi için dua eder. Elinden geleni de ardına koymaz. Ama nihayetinde kurt kendi içine düşer ve küfe boyanır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">‘‘Bu nasıl bir dünya?’’ dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü benim ‘’İNSAN’‘ yüreğim bunu reddediyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Başarıyı kıskanırlar!</strong> Oysaki o yürek, ne bedeller ödeyerek bunu elde etmiştir. Hangi azmi, kararlılığı sergilemiştir ateş çemberinden geçerken. Tırnakları kanamıştır, eli ayağı nasırlaşmıştır, uykusuz ve aç kalmıştır. Sıcak alın teriyle yıkanmıştır. Doğuştan getirdiği tohumları hiç aksatmadan her gün sulamıştır. Üstelik çatlayan tohumlara cansuyunu dereden taşımıştır. Sırtları, elleri, ayakları su toplamıştır. Karıncaların ayak seslerini işiterek hep kendini kamçılamıştır. Sağa sola dönecek gücü bulamadığında şikâyet dahi etmemiştir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Huzuru, mutluluğu kıskanırlar</strong>. Oysaki o yürek, kalp gözünü açıp verilen nimetlere odaklanmıştır. Üzerine doğan güneşle uyanmıştır. Güneşe yaren, kuş seslerini içine doldurmuş; bir ezgi olup yaşama yansımıştır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Paylaştıkça çoğalmıştır. Sevgi tüten bacasıyla tüm evreni kucaklamıştır. Affetmenin hafifliğiyle yükselmiştir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ayakkabısını giyerken ayağı olmayan insanları, gökyüzünün mavisini içine çekerken bir kez bile mavi rengi tanımlayamamış siyah beyaz zihinleri düşünmüştür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kendi içinde okyanuslar aşıp albatros kuşu olmuş, zirveye ulaştığında huzuru şerbet niyetine içmiştir. Sabır çiçeklerinin muhteşem bahçesini yıllarca sulayarak sabrın meyvesini nihayet yemiştir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Güzelliği kıskanırlar</strong>. Dünyanın ‘‘güzellik’’ anlayışından apayrı dünyalarında güzelleşmişlerdir. Önce kötülüğün gözünü iyilikle kör edip sevgi yağmurunda yıkanmış, hoşgörü ve anlayışın imbiğinden geçmiş, dostluğun postunu giymiş, toprak yürekli olup bereket tütmüş, karanlıkları ışıktan ok olup vurmuştur. Sonra da ışıktan elbisesine sarınıp pırıldayan bir yağmur katresi gibi ışımıştır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Zenginliğini <strong>kıskanırlar</strong>. Gerçek zenginliğin manasına vakıf olmuş, kısmet denizinin bir katresinde ummana dönüşmüş, parayla satın alınamayan güzellik ve değerlerin farkına varmış, anda yükselmiştir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ölümsüzlüğünü kıskanırlar. Zamanı &nbsp;ilmek ilmek gergefte işlerken yaşama diktikleri yontularla sonsuz yaşam mertebesine ulaşmıştır. Ufkun ötesini görerek toplumların geleceğini inşa etmiş, gerçek bir sanatçı olarak devrim yaratmıştır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Lafın özü, bedel ağır ödenmiştir. Bedelin pahası da para ile ölçülemeyecek değerdedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Kelimeler tarifsizliğin mahcubiyetiyle başını eğerken ah, diyorum. İçi çürümüşlerin diyarından göçesim geliyor da nereye gideceğimi bilemiyorum. Yer yurt bileniniz varsa hele yüreğime fısıldayıversin. Zira zehirli oklar, serseri mayın gibi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Sibel ÇAĞLAYAN/ EĞİTİMCİ YAZAR&nbsp; &nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Dec 2025 21:22:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NERDESİN ARKADAŞ?</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/nerdesin-arkadas-252</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/nerdesin-arkadas-252</guid>
                <description><![CDATA[NERDESİN ARKADAŞ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Arkadaş kelimesinin "kökü" arka"dır.Yani birbirlerine arka çıkan insanlar gibi ulvi bir anlam taşır. Lakin zaman içinde bu kelimenin anlamı da pörsümüştür<br />
&nbsp; &nbsp; Selam verdiğimiz, oturup çay ,kahve içtiğimiz her insan, arkadaşımız olmuş.&nbsp;<br />
Benim &nbsp;arkadaşım,,yokluğunda bile gölgesiyle serinlik verendir. Beni benden fazla düşünen ve kayırandır.<br />
Güvenin adıdır. Söylediğim sözün emanetçisidir.Kapımı ardına kadar açabildiğim özel yürek olabilendir.<br />
Benim &nbsp;arkadaşım,ihtiyacım olduğunda Hızır gibi yetişendir.Dar ve geniş günümün &nbsp;nefes vereni olabilendir.<br />
Benim arkadaşım ,lafı kıvırıp kendine çevirmeyendir.Merkezinde kendini tutmayandır.Biz kisvesini giyebilendir.<br />
Benim arkadaşım,almayı düşünmeden verendir.Öyle oturup ince menfaat hesapları yapmayı bilmeyendir.<br />
Benim arkadaşım,eleştirdiğimde onun iyiliğini düşündüğümü bilendir. Bunu dikkate alan ve hayata geçirebilendir.&nbsp;<br />
&nbsp;Benim arkadaşım,durağa kadar değil, &nbsp;mezara kadar bana eşlik edebilendir.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Sibel ÇAĞLAYAN<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Eğitimci Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Dec 2025 21:11:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GERİYE DÖNEN ADAM</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/geriye-donen-adam-251</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/geriye-donen-adam-251</guid>
                <description><![CDATA[GERİYE DÖNEN ADAM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir genç vardı…<br />
Kalbinde yalnızca vatan sevgisi taşıyan, gözlerinde yalnızca milletin geleceğini gören.<br />
O, yolun başında acıyı tanıdı; çileyi omuzladı. Çünkü biliyordu: vatan sevgisi yalnızca bayrak sallamak değil, gerektiğinde kendi benliğini feda etmektir.<br />
Geriye dönen adam, aslında hiçbir zaman geri dönmedi.<br />
O, her adımında vatanın yaralarını gördü, milletin suskunluğunu işitti.<br />
Her çilesi bir imtihan, her gözyaşı bir yemin oldu.<br />
Karanlık sokaklarda yürürken bile, kalbinde bir ışık taşıdı: Türk’ün bağımsızlık ateşi.<br />
Acı ona yol gösterdi, çile onu büyüttü.<br />
Düşman karşısında dimdik durmayı öğrendi, dost karşısında tevazu göstermeyi.<br />
Vatan sevgisi, onun için bir şarkı değil; bir ömürlük mücadeleydi.<br />
Geriye dönen adam, aslında geleceğe yürüyen adamdır.<br />
Çünkü ülkücü genç bilir:<br />
• &nbsp;&nbsp; &nbsp;Çile, millet için çekildiğinde kutsaldır.<br />
• &nbsp;&nbsp; &nbsp;Acı, vatan için yaşandığında şereftir.<br />
• &nbsp;&nbsp; &nbsp;Sevgi, bayrak için duyulduğunda ebedidir.<br />
Ve o genç, her şeye rağmen dimdik ayakta kalır.<br />
Çünkü bilir ki: Vatan sevgisi, geri dönmeyen bir yolculuktur.</p>

<p>Gözlerinde vatanın ufku,<br />
Yüreğinde milletin yükü…<br />
Her adımda çile, her nefeste acı,<br />
Ama bayrak için dökülen ter, kutsal su gibi.<br />
Geriye dönen adam, aslında dönmez;<br />
Her yara bir iz, her iz bir söz…<br />
“Türk’ün bağımsızlığı için yaşamak,<br />
Ölümden öte bir şereftir.”<br />
Karanlık gecelerde yıldızlara bakar,<br />
Her yıldız bir şehit, her ışık bir umut.<br />
Ve bilir: vatan sevgisi,<br />
Geri dönmeyen bir yolculuktur.<br />
ÇAĞIN DİLİ STRATEJİK EĞİTİM BİLİM VE KÜLTÜR DERNEĞİ BAŞKANI</p>

<p>ŞERİF ÖZDEMİR</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Dec 2025 20:52:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YENİ HAYAT</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/yeni-hayat-250</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/yeni-hayat-250</guid>
                <description><![CDATA[YENİ HAYAT]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yaşamın varoluş mücadelesine kendi potansiyelimizi zirveye taşıma amacı, hep bizi merkezimize iter. Bu itiş kakış içinde yol haritalarına ihtiyaç duyarız. İşte bu yol haritaları da bizim ufuk çizgimizi geliştirerek zaman ötesine yolculuk yaptıracak kitap kanatlarıdır. Bunlar öyle güçlü, öyle sihirli kanatlardır ki düşünce dünyasının okyanusunda albatros kuşu misali salınırız. Kanatlarımız da güçlendikçe güçlenir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yaşama hep aynı pencereden bakarsak hep aynı manzarayı görürüz. Algılarımız bir süre sonra körelip gider. Yeni pencerelere ihtiyaç duyanlar,kitapların mucizevi kapısından bir kez girdi mi dünyanın en varlıklı kişisine dönüşür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Okumak, bir anlamda kör odalarımıza yepyeni pencereler açıp aydınlanma eylemidir. Işıklar farklı yerlerden geldikçe duygu ve düşünce dünyamız zenginleşir, farklı beyinlerin boyutlarından geçişler mucizevi dokunuşa dönüşür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Düşünün ki bir yazarın ömrünün son dakikalarında yazdığı bir kitabı okuyorsunuz , üstelik bu en çok okunan kitaplar arasına girmiş, her kelimenin büyülü suyunda yıkanıp arınıyorsunuz. Size kitap; yepyeni bir göz, yepyeni bir kulak, yepyeni bir dil bağışlıyor. Kendi dünyanızın sığ sularını terk edişiniz hızlı oluyor. Zira bu, kendi yüzdüğü suların farkında olmayan bir balığın okyanusun derinliklerinde saklı güzellikleri keşfetmesine benziyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Hem sonra okumaktan başka geçmişte yaşamış ulvi beyinlerle bağ kurmanın başka kestirme yolu var mı?&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Şimdi size sihirli halıda sihirli bir yolculuk armağan edilse reddeder misiniz?&nbsp; Bu hayatınızın dönüm noktasını oluşturacak dense, dünyanın en zengin duygu ve düşünce dünyasına sahip olacağınız söylense elinizin tersiyle iter misiniz? Yoksa o sihirli halıyla muhteşem diyarlara gidip hiç tanımadığınız insanların yaşamlarını tecrübe etmekten çekinmez misiniz?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Akıllı insanlar, hep başkalarının aklından yararlanmayı bilmiştir. Çünkü bilgi sancılı tecrübelerden doğan bebeklerdir. O bebekler de büyür, kocaman bir kültür ağacına dönüşür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kültür ağacının meyvesinden nasiplenenler, yaşamın şifrelerini ilmek ilmek çözerler. Gerçek mutluluğun,başarının hazlarını yudumlarken kendileri de bir pusulaya dönüşür. Onlar da ürettikleriyle zaman ötesine mektuplar yollamaya başlarlar.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Büyüme,gelişme, değişme işte fikir dünyasının ürünü kitapların sihirli dünyasına girerek mümkün olur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Şimdi bana tüm gerçekleri bütün çıplağıyla gösterecek yeni bir beyin gerek diyorsanız atlayın uçan halıya kütüphaneye gidiyoruz!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">‘’Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.’’ cümlesiyle başlayan Orhan Pamuk’un YENİ HAYAT’a girişi gibi …</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Dec 2025 19:52:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kartal</title>
                <category>Eluca ATALi</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kartal-249</link>
                <author>eluca@gmail.com (Eluca ATALi)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kartal-249</guid>
                <description><![CDATA[Kartal]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Başarı, bu uzun seferde bütün kuşların uçuş şekillerini, rüzgâra karşı nasıl direndiklerini çok gözlemlemişti. Ama onların içinde bakmaya doyamadığı, büyük usta diyebileceği kadar iyi uçan tek kuş, kartaldı. İstediği anda kanatlarının durumunu değiştirerek daha hızlı veya daha yavaş uçabilirdi. Hızlı uçmak istediği zaman kanatlarının ön kenarlarını rüzgâra doğru çevirir ve böylelikle havayı keserdi. Hızını yavaşlatmak istediğinde ise kanatlarının geniş bölümünü rüzgâra doğru çevirirdi.<br />
<br />
Geçen gece ilk kez kartalın daha üstün bir yeteneğini keşfetti. Sağ tarafında kerkez, sol tarafında şahin, üstünde baykuş uçarken o, her iki kanadının da ucundaki üç dört tüyü kaldırarak bu üç yırtıcı kuşun av hevesini kursağında bıraktı. Başarı, üç yırtıcının arasında kalan kartalın şüphelenmesinde ne kadar haklı olduğunu tam olarak anlayamıyordu. Ama o, etrafı yırtıcılarla çevrildiğinde, aniden kanatlarının yönünü değiştiriveriyordu.<br />
<br />
Başarı, her üç yırtıcının kartalın uzağında kaldığını gördüğü an kartal, tedbirle havaya kaldırdığı tüylerini önceki yerine indirdi; çünkü tehlikenin önüne geçmişti.<br />
<br />
Son iki gündür Başarı ile yan yana uçan çalıkuşunun aniden gözden kaybolması onu endişelendirdi. Bir an kanatlarını kapatıp yerinde döndü. Kuş görünmüyordu. Başarı, leylek, turna ve ördeğin kanatlarının arasına dikkatle baktı. Gecenin karanlığında o küçük canlının büyük kuşlara sığınmış olabileceğine ihtimal verdi. Çalıkuşu denilen o küçük canlı, dokuz santimetre ve on beş gramdan ibaretti. Ama Başarı’nın arayışı olumlu bir sonuç vermedi. Gariptir, bu esnada kartal gözlerindeki zar perdeyi, yani üçüncü göz kapağını sağlamca kapamıştı. Anne kartal, alışkanlık olarak bu ilave göz kapağını çocuklarına yem verince tedbir olarak kapatırdı ki, bütün vahşi duyguları kabarmış çocukları onun gözünü gagalamasınlar.<br />
<br />
Başarı, sığırcık çocuklarını geride bırakmamak için sonsuzluk yolunu tutmadığında kartalın ona yuvada bıraktığı çocuklarını nasıl geride bıraktığını anlattığını, göğsünü döverek kendini örnek gösterdiğini hatırladı:<br />
-Yola çıkmak için yalnızca maddi yükten değil, manevi yükten de sıyrılmak gerekir.<br />
-Çocuğunu geride bırakan anne, hangi inançla sonsuzluğa kavuşacak? Sizin mantığınıza göre sonsuzluk, inançtan uzak olanların mekânı mıdır?<br />
<br />
Sığırcığın net cevabı karşısında, kartal gibi muhteşem bir varlık susmuştu. Şimdi de Başarı çok sarsıldı. Usta uçuş yeteneklerine sahip olan bu kuş, onun gözünden bir anda düştü. Keşke o kötülüğe karışan kartalın, çalıkuşunun sağına soluna geçip onunla saklambaç oynadığını görmemiş olsaydı. Çalıkuşu dut ağacında daldan dala atlarken söylediği neşeli şarkıyı kartalla saklambaç oynarken de söylerdi. Oyun arkadaşını gizlice yemek… Çalıkuşunun sessiz sedasız kayboluşu, Başarı’yı üzdü. Onu en çok üzen de ihanetin sürü içinde iyice yaygınlaşmasıydı.<br />
<br />
Kartal gibi böyle kusursuz uçma yeteneğine sahip bir canlının bu kadar fırsatçı ve kurnaz olduğunu kabul etmek, Başarı için çok zordu. Bir an gözlerini yumdu, kartalı görmek istemiyordu. Ama kartal, Başarı’yı gözleri kapalı ilerleme zorluğundan kurtardı. Yere inmek için özel tüylere sahip kuş, kuyruğunu doksan derecelik açıyla aşağı indirerek hızını azalttı ve kanatlarını da fren gibi kullandı. Ama hızını azaltırken kanatlarının üstünde oluşan hava akışı kartalın yere düşme tehlikesini arttırdı. Tüylerini kaldırarak o anlık tehlikenin önüne geçti. Bu yavaş hızla biraz ilerledi. Başarı dile getirmese de kartal aniden kendini iterek onun yanına ulaştığında çok korktu. Ama sonra yine önceki hızına döndü, kuyruğunu doksan derecelik açıyla aşağı eğip hızını azalttı. Çok geçmeden sürüden uzaklaşan kartal, lokum gibi yuttuğu çalıkuşundan bile daha küçük görünüyordu. Sonra tamamen gözden kayboldu. Kurnaz kartal, Başarı’nın gözünde bir hiçe dönüştü…<br />
<br />
Kartal ve kartallar gibi dağların zirvesinde, kayalıkta yaşayan kuşların sayısı, dağlara rastladıkça azaldı. Onları, bu yuvaların güzelliği kendine çekti. Öyle görünüyordu ki yüksekliğe alışmış kuşlar, zirve aşkından vazgeçememişti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 20:41:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/11/eluca-atali-1763756821.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KİM BİLİR KİM?</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kim-bilir-kim-248</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kim-bilir-kim-248</guid>
                <description><![CDATA[KİM BİLİR KİM?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Herkes ne çok şey biliyor?&nbsp; Etrafımızda her konunun ahkam keseni mutlaka çıkıyor. Âdeta bilginler dünyasında yaşıyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu bilginler dünyasında dolanan bilgiler bir türlü kendi yörüngesinden çıkamıyor. Şimdi ne demek bu diyeceksiniz?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Dar kalıplı ruhlarda bilgi eğreti duruyor. Bilgi, ruhun özüne inmedikçe kök salamayıp sürgünleri de kuruyup gidiyor.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dünya üzerinde yaratılmış her varlık, mutluluğun anın güzelliklerine akmakta gizli olduğunu &nbsp;&nbsp;biliyor mesela. Geçmişin tortularının kör edici bakışlarıyla yaşama açılan penceremizi karartıyoruz. Geleceği o kadar düşünüyoruz ki geleceğin geldiği zamanın şimdiki zaman olduğunu kavrayamıyoruz. Olmayan zaman dilimlerinde yaşadığımızı sanıyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu dünyanın da gelip geçici olduğunu ‘‘iyi’’ biliyoruz. Mal mülk biriktirmekten de geri durmuyoruz. Bu öyle bir hâle geliyor ki fazla para kazanma hırsından yatağımızda uyuyamıyoruz. Bankadaki paramızı yiyemiyor, paylaşma işine gelince ise kıyametleri koparıyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kapitalist dünyanın oyunlarını da gayet iyi biliyoruz. Kurduğu tuzaklara düşmememiz gerektiğini de… Reklamların bilinçaltımızı yıkamasına izin veriyoruz. Aldıkça alıyoruz, aldıkça alıyoruz. Minimal yaşama bir türlü geçmeyi beceremiyoruz. Tüketirken tükenip gidiyoruz borç batağında. Etrafım iki yakası bir araya gelmeyen insanlarla dolu yazık ki.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Her şeyi olduğu hâlde kendini fakir hisseden insanlar da aslında gerçek zenginliğin ne olduğunu da gayet iyi biliyor. Ancak kalp gözüne perde inmiş bu ruhlarda da bilgi eğreti duruyor. Bir türlü huzuru ve mutluluğu yakalayamıyorlar.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bakışlarımızı dış dünyadan kendi iç dünyamıza çevirmemiz gerektiğini, kendimizi değiştirmenin dünyayı değiştirmekten daha kolay olduğunu da gayet iyi biliyoruz. Kendi bahçemizi yetiştireceğimiz yerde elimize bir kitap alıp okumaktan aciz mucize mutluluğun gökten zembille inmesini bekliyoruz. Kendimize dönüp kendimizi gerçekleştirmede sınıfta kalıyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kendi iç dünyasını zenginleştirip güzelleştiremeyen, kendi öz kaynaklarını işleyemeyen, dışa bağımlı ya da takıntılı bireyler olduğumuz müddetçe – memleketim gibi- kalkınamayız.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><em>Gidişatı durdurabilmenin yolu: bilgiyi yörüngesinden çıkarıp zamana nakış nakış işlemek, ruhumuzun derinliklerinde çatlayan tohumlarımızı yeşertip ormana dönüştürebilmektir. Bunu başarabildiğimiz ölçüde yaşamda var oluruz. </em></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bunu da kim bilir acaba, kim bilir?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sibel ÇAĞLAYAN/ EĞİTİMCİ YAZAR</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Dec 2025 20:23:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PAPA&#039;NIN ZİYARETİ</title>
                <category>Mehmet BAYCAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/papanin-ziyareti-247</link>
                <author>baycan@6317haber.com (Mehmet BAYCAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/papanin-ziyareti-247</guid>
                <description><![CDATA[PAPA'NIN ZİYARETİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;1453'ten bu yana hiç bir Papa'ya Türklük ve İslam bilinci taşıyan ecdat tarafından Türkiye ve İznik ziyareti için izin verilmemiştir.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Papa 14. Leo 2025 yılında şuursuz Devlet erkânı tarafından büyük bir coşku ve hürmetle İznik Konsili kutlaması için karşılandı. Katolik Kilisesi ruhani lideri olan Papa'lar, katolik inancına göre Peygamber mesabesindedir ve Allah ile irtibatta olduğuna inanılır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; 1700 yıl önce Bizansın organize ettiği İznik Konsilini anmak için gelen Papa 14. Leo'ya Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesindeki Cihannüma Salonunda ilahiler dinlettirildi. İlahi korosunun sahne kostümleri Papanın kıyafetiyle uyumlu olması dikkat çekti. Belli ki ilahi dinletisindeki her ayrıntı inceden inceye hesaplanmıştı. Gelen misafir Katolik kilisesi ruhani lideri olmasının yanında Vatikan Şehir Devleti Hükumdarıydı. Devlet başkanlığı sıfatına binaen gereken intizam gösterilmeliydi.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Lakin Peygamber efendimizin Medine'ye hicretine ithafen söylenen Taleal Bedru ilahisi ile Papa 14. Leo'ya verilen mesaj ne ola ki, eğer bu ilahi Papa'ya bilinçsizce dinletilmişse gaflettir. Özellikle seçilmişse direk İslamiyete, Peygamber Efendimize ve Dünya Müslümanlarına ihanettir. İlahinin sözleriyle ne demek istediğimi anlayacaksınız.</p>

<p>Ay doğdu üzerimize, veda tepesinden&nbsp;<br />
Şükür gerekti bize Allah'a davetinden</p>

<p>Ey bizden seçilen elçi, yüce bir davetle geldin<br />
Sen bu şehre şeref verdin ey sevgili hoş geldin.</p>

<p>Sen güneşsin sen aysın, sen nur üstüne nursun&nbsp;<br />
Sen Süreyya ışığısın Ey sevgili Ey rasul</p>

<p>Ey rasul sana söz verdik doğruluktan ayrılmayız<br />
Sen Ey esenlik yıldızı senin sevginle doluyuz.</p>

<p>ILIMLI İSLAM</p>

<p>Tavizsiz söylemle ılımlı İslam<br />
Yavaş yavaş sinelerde yer etti.<br />
Takiye yaparak alımlı İslam&nbsp;<br />
Cahil Müslümanın gözün kör etti.</p>

<p>Hemi namaz kıldı Kuran okudu<br />
Hemde dış güçlere meydan okudu&nbsp;<br />
Hep esti gürledi ferman okudu<br />
Döndü döndü bize ahu-zar etti.</p>

<p>BOP başkanı dedi hala aymadık<br />
Papaz elbisesi giydi saymadık&nbsp;<br />
Papa'yı getirdi anlayamadık<br />
Baş örtüyü hedefe duvar etti.</p>

<p>Besmeleyle kiliseler açtı mı ?<br />
Siyonizme gülücükler saçtı mı ?<br />
İsrail'le ticareti seçti mi ?&nbsp;<br />
Meletti kurtları bir davar etti.</p>

<p>Müslüm görünümlü casuslar ile<br />
Diyalog tabanlı hususlar ile<br />
Millet hainleri deyyuslar ile<br />
Ülkemizi şu Türklere dar etti.</p>

<p>Nereden alıyor bu adam gücü<br />
Bozkurt yaptı bir de oldu ülkücü<br />
Büktü belimizi çıktı hörgücü<br />
Türk'ten gayrısını berhüdar etti.</p>

<p>Cehalet düşürdü bizi bu hale<br />
Umudumuz kaldı mı istikbale<br />
Atatürk gerekir şu istiklale<br />
Baycan'ın yüreği intizar etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 29 Nov 2025 13:55:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/02/mehmet-baycan-1739451240.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ATİLLANIN AÇIQ  PƏNCƏRƏSİ</title>
                <category>Eluca ATALi</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/atillanin-aciq-penceresi-246</link>
                <author>eluca@gmail.com (Eluca ATALi)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/atillanin-aciq-penceresi-246</guid>
                <description><![CDATA[ATİLLANIN AÇIQ  PƏNCƏRƏSİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tələbəlik dostum Təbrizli Atilla Maralanlı üçün</em></strong></p>

<p><strong>&nbsp;</strong></p>

<p>Bu da mənim tələbəlik dövründə qeyd apardığım dəftər. Təsadüfən əlyazmalarımın içindən tapdım. Üstü sadə, elə sadəcə qara qələmlə yazılıb: "altıncı dəftər". On dördüncü səhifədəki qeydi oxudum: "Qızı və oğlu zin­dana salınandan sonra namazı atdı". Bu cümlə Dani­mar­­kada yaşayan, əslən Cənubi Azərbaycandan olan Rza Fərməndin elə soyuq Skandinaviya ölkəsində çap olun­muş "Anam gözəlləşmədi" kitabından apardığım qeydlə­r­dəndir. Bunu mənə qardaşı oxuyurdu: - illərlə zindanda yatmış, sonra Müstəqil Azərbaycana gəlib təhsil almış kiçik qardaşı. Kitab özgə dildə idi, fars dilini bilməyən oxuya bilməzdi və Rzanın kiçik qardaşı Atillanı tanıma­yan çətin ki, ordakı aləmin içinə düşə bilərdi. O, bircümləlik qeyddə göstərilən ananın qız balası isə indi Kanadada yaşayır. Zindana salınaraq doqquz ay oradakı məşəqqətlərə dözəndən sonra oradan çıxarılmış və ailə qur­duqdan sonra ölkəni tərk etmiş digər qız övladı da indi Kanadada yaşayır. Atillanın başqa bir bacısı da zindan görmüşdü. Özü də nə az, nə çox. Günlə, ayla yox, illərlə günəş işığına həsrət, qaranlıq, rütubətli daş otaqda oturmuşdu. Daş ağırlığını çiynində saxlayaraq. Ordan çıxandan sonra o da bacısı kimi adı doğma, lakin ab-havası özgə, ruhunu sıxan Vətəni Güney Azərbaycanı tərk etmiş, zindanın daş yükünü bu dəfə təkcə çiynində yox, elə ürəyində də demokratik Avropaya aparmışdı.</p>

<p>Bu, nə bir ölkənin hekayəti, nə də bir ailənin fəlakəti deyil. Əslində, dünyaya səpələnmiş millətimin taleyidir...</p>

<p>-Evdə tikiş maşınını bir küncə qoyub üstünü ağ mələfə ilə örtdük. - Ani fikrə gedib, gözlərini uzağa zillə­yə­rək nə düşündüsə əlavə etdi: - Anamdan sonra...</p>

<p>Onun danışdığını təsəvvür etmirdim. Mənə elə gəlirdi ki, sanki onun ağzından özü boyda ağırlıq çıxıb üstümə yeriyir, bədənimi, qol-qıçımı məngənə kimi sıxırdı. Dos­tum bu sözləri deyəndə gözləri dolmuşdu. Üzünü yana çevirdi, gözlərini məndən gizlətdi. Bəlkə də, fikirləşdi ki, kişilər ağlamazlar.</p>

<p>-Biz anamızın ömrünü uzada bilmədik. Yox, səhv edirəm. Biz ömür uzadan da deyilik. Əslində ömrünü başa çatdırmağa imkan verməyib qırdıq...</p>

<p>Anam dünyasını dəyişəndən sonra əlimi o maşına vura bilmirdim. Anam sağlığında bu maşınla paltar tikə­rdi. Hamımız - bütün ailəmiz üçün. O maşın indi heç kəsin toxuna bilmədiyi bir əşyadır. Əslində əl toxun­dur­maqla keçmiş hisslərin qayıdacağından bu evdə hər kəs qorxur. Anamı xatırlamaq, analı günlərə qayıt­­maq o qədər də asan deyil. Anamın ruhu, nəfəsi evimiz­də, hər şeydə yaşayır. Amma o maşın məxsusi onun idi. O, maşın arxa­sın­da oturub bizə paltar tikəndə mənə elə gəlir­di ki, bəstəkar özünün sevimli əsərini yaradır. Maşının ritmik taqqıltısı məndə bu fikirləri yaradırdı.</p>

<p>Anam qışda soyuqda, yayda istidə pay-piyada mənim və bacımın yanına gələrdi. Bilmirəm qışın şaxta­sın­dan idi, yoxsa, yayın hədsiz istisindən, əllərinin üstü daim çat-çat idi. O yollarda ürəyi qubarladı. Elə ürək ağrısından da öldü.</p>

<p>Atilla Azərbaycanın qədim paytaxtı, inqilablar beşiyi Təbriz şəhərinin özündən, lap mərkəzindən idi. Mən Təbrizdə olarkən hara gedirdimsə, ora dostumun gözü ilə baxırdım. Indi uzun ayrılıqdan sonra onun bu yerləri görüb hansı duyğunu keçirməsini fikirləşirdim. Evlərinin yerini bilmədiyim üçün Təbrizin bütün məhəllə və evlərinə baxanda bir vaxt bu yerlərdə onun yaşadığını, gəzdiyini, ömrünün yüksüz dövrünü - uşaqlığını oynaya-oynaya burda başa vurduğunu xəyallarımda bir-birinə qatıb, sonra da əvvəl-axır edib, bir-birinin ucuna caladım. Amma evlərini tanısaydım, yalnız o evin şəklini göz­lərimə alardım. Gözlərimdəki canlı albomu isə Bakıya qayıdanda Atilla üçün vərəqlərdim. Təbriz televiziyası üçün məndən müsahibə alan, yaxın illərdə Bakıdan bu şəhərə gəlin köçmüş Elmira adlı jurnalist qız gözlənil­mə­dəm mənə sual verdi: "Təbriz səndə hansı hissləri yara­dır"? Ağlıma gələn ilk cümlə bu oldu: "Təbriz mənim nağıl dünyamdı. Bu gün o nağıl gerçəkləşib". Onu mənim üçün nağıllaşdıranlardan biri də Atilla idi. Onun bu şəhərlə bağlı danışdıqları xəyal dünyamda xəritə cızmış­dı. Mənim Təbrizi görmək istəyim dostlarımın xa­tirə­lərinin izinə düşdüyümü göstərirdi. Həm də xəritədə gözlə görünən balaca miqyaslar o yerə ayaq qoyanda dəfələrlə böyüyür. Bəzən də min, milyon dəfə... Təbrizi tanıdıqca, onun ruhunun heç bir kağız xəritəyə köçürül­mədiyini gördüyüm kimi.</p>

<p>Bacısının və özünün salındığı zindanın evlərindən nə qədər aralı olduğunu bilməsəm də, anasının əzəblarını təsvir edəndə hiss etdim ki, o zavallı qadın övladlarına apardığı iki ağır azuqə zənbili ilə mənzil başına çatanda yorulub, əldən düşürmüş.</p>

<p>-Bizə görüş veriləndə anam çatlı əlləri ilə başıma sığal çəkərdi, saçımı oxşayardı. Mənsə hər görüşdə ana­mın bir az da əridiyini, qocalıb yığıldığını görəndə xəca­lət çəkərdim.</p>

<p>Onun söhbətinə heç nəylə müdaxilə etmək istəmir­dim. Nə sual verir, nə fikirlərinə şərik çıxarkən təsdiqləyir, nə də qarşısındakı çayı soyutmadan içməsini işarə edirdim. Onsuz da aramla danışır, ürəyini boşaldırdı - anasının yanında qoyduğu ürəyini.</p>

<p>Rza öz anasının portretini kitab boyu çəkə-çəkə get­mişdi. Iyirminci səhifədə qardaşı Atillanın vərəq üstün­dəki əli əsdi. Sağ əlindəki siqaretin tüstülənə-tüstü­lə­nə yanan tütünü ətrafa xoş iy yaymasa da, bu dəfə külünü də kitab üstünə tökdü. Vərəq üstündən külü təmizləyib öz-özünə pıçıldayırmış kimi açıq kitabdan oxudu: " Quran" adlı aynada anamın sifəti görünmür". O, deyə­sən, doğru­dan da otaqda mənim varlığımı unut­-muşdu. Özünü ələ almaq­da çətinlik çəkən dostum durub pəncərə önünə keç­di. Gözünü şüşəyə zilləyib əllərini qoynunda çarpazladı. Bir ah çəkib:</p>

<p>-Övladları zərbə ala-ala inamını itirdi, - dedi. Sonra nə düşündüsə, yavaşcadan dodaqlarını bir-birindən ayırdı. Amma, nəinki danışmadı, bu dəfə heç pıçıldamadı da. Yəqin demək istəyirdi: "Ana özünü övladlarında təs­diq­ləməlidir. Mənim anam özünü görmək üçün hansı ünvana yol getməliydi"?!</p>

<p>Tələbə yataqxanasının otaqlarındakı pəncərələr böyük şüşəbəndli idi. Elə tələbələrin dünyaya böyük ümidləri kimi. Otaqdakı tüstü səbrimi daraltdığı üçün durub pəncərənin bir layını tam açdım. Qışın soyuq sazağı içəri dolduqca tüstü iyi çəkilirdi. Bir anlıq mənə elə gəldi ki, Təbrizə, Danimarkaya, Kanadaya səpələnmiş ana ruhu Bakıda bir ünvana yığışıb Atillanın pəncə­rə­sin­dən içəri doldu. Onun sifətindəki nisgil çəkiləndə fikrim beynimə tam hakim oldu.</p>

<p><strong>&nbsp;</strong></p>

<div style="margin-left:48px; text-align:start"><br />
<span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong><em>&nbsp;</em></strong></span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tebrizli öğrenci arkadaşım Atilla Maralanlı için</em></strong></span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>&nbsp;</strong></span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000">Öğrenciyken tuttuğum defter bu. El yazmalarım arasında tesadüfen buldum. Basit, siyah bir kalemle yazılmıştı: "altıncı defter". On dördüncü sayfadaki girişi okudum: "Kızı ve oğlu hapsedildikten sonra namaz kılmayı bıraktı." Bu cümle, Danimarka'da yaşayan ve aslen Güney Azerbaycanlı olan Rza Farmand'ın o soğuk İskandinav ülkesinde yayınlanan "Annem Güzelleşmedi" adlı kitabından yaptığım girişten. Kardeşi tarafından okundu: - Yıllarca hapis yattıktan sonra okumak için Bağımsız Azerbaycan'a gelen küçük kardeşi. Kitap yabancı bir dildeydi ve Farsça bilmeyen okuyamazdı ve Rza'nın küçük kardeşi Atilla'yı tanımayan biri orada dünyaya gelemezdi. O tek cümlelik girişte adı geçen annenin kızı şimdi Kanada'da yaşıyor. Dokuz ay hapis yatan ve orada zorluklara katlanan diğer kızı ise oradan serbest bırakılıp evlendikten sonra ülkeyi terk ederek şimdi Kanada'da yaşıyor. Atilla'nın bir diğer kız kardeşi de bir zindan görmüştü. Ne eksik ne fazla görmüştü. Karanlık, nemli bir taş odada oturmuş, günlerdir, aylardır değil, yıllardır güneş ışığına hasret kalmıştı. Taşın ağırlığını omuzlarında taşıyarak. Oradan ayrıldıktan sonra, kız kardeşi gibi o da memleketi Güney Azerbaycan'ı terk etmişti, ama atmosfer farklıydı ve zindanın taş yükünü sadece omuzlarında değil, yüreğinde de demokratik Avrupa'ya taşımıştı.</span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000">Bu ne bir ülkenin, ne de bir ailenin trajedisi. Aslında, dünyanın dört bir yanına dağılmış milletimin kaderi...</span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000">-Dikiş makinesini evde bir köşeye koyduk ve üzerine beyaz bir çarşaf örttük. -Birden düşündü, bakışlarını kaçırdı ve aklına geleni ekledi: -Annemden sonra...</span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000">Konuştuğunu hayal edemiyordum. Sanki ağzından kendisi kadar büyük bir ağırlık çıkmış ve üzerime baskı yapıyor, vücudumu, kollarımı ve bacaklarımı bir mengene gibi sıkıyordu. Arkadaşım bu sözleri söylerken gözleri yaşlarla doldu. Yüzünü yana çevirip gözlerini benden sakladı. Belki de erkeklerin ağlamadığını düşünüyordu.</span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000">-Annemizin ömrünü uzatamadık. Hayır, yanılıyorum. Biz ömrü uzatanlardan değiliz. Aslında, onu sonuna kadar yaşatmadık, hayatını mahvettik...</span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000">Annem vefat ettikten sonra o makineye ulaşamadım. Annem hayattayken o makineyle kıyafet dikerdi. Hepimiz için - tüm ailemiz için. O makine artık kimsenin dokunamayacağı bir nesne. Aslında bu evdeki herkes ona dokunmanın geçmiş duyguları geri getireceğinden korkuyor. Annemi hatırlamak, anne olduğum günlere dönmek o kadar kolay değil. Annemin ruhu, nefesi evimizde, her şeyde yaşıyor. Ama o makine onundu. Makinenin başına oturup bizim için kıyafet diktiğinde, bir bestecinin en sevdiği eserini yarattığı hissine kapıldım. Makinenin ritmik vuruşları içimde bu düşünceleri uyandırdı.</span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000">Annem kışın soğuğunda, yazın sıcağında yürüyerek kız kardeşimle bana gelirdi. Kışın soğuğundan mı, yazın kavurucu sıcağından mı bilmiyorum ama elleri hep çatlardı. O yollarda yürek acısı çekerdi. Yürek acısı yüzünden ölürdü.</span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000">Atilla, Azerbaycan'ın kadim başkenti, devrimlerin beşiği Tebriz'in tam merkezindendi. Tebriz'deyken, nereye gitsem, arkadaşımın gözünden bakardım. Şimdi, uzun bir ayrılığın ardından, bu yerleri gördüğünde neler hissettiğini merak ediyordum. Evinin yerini bilmediğim için, Tebriz'in tüm mahallelerine ve evlerine baktığımda, bir zamanlar burada yaşadığını, yürüdüğünü ve hayatının tasasız dönemini -çocukluğunu- burada oynayarak geçirdiğini hayal ediyordum. Ama evini bilseydim, sadece o evin resmini görürdüm. Bakü'ye döndüğümde, gözlerimin önündeki canlı albümü Atilla için karıştırırdım. Bakü'den bu şehre yeni taşınan ve Tebriz televizyonu için benimle röportaj yapan Elmira adında bir gazeteci, bana beklenmedik bir soru sordu: "Tebriz sizde hangi duyguları uyandırıyor?" Aklıma gelen ilk cümle şuydu: "Tebriz benim masal dünyamdı. Bugün o masal gerçek oldu." Benim için bu şehri bir peri masalına dönüştürenlerden biri de Atilla'ydı. Bu şehir hakkında anlattıklarıyla rüya dünyamda bir harita çizmişti. Tebriz'i görme isteğim, arkadaşlarımın anılarının izinden gittiğimi gösteriyordu. Ayrıca, haritada gözle görülen küçük ölçekler, oraya ayak bastığınızda kat kat büyüyor. Bazen bin, bazen milyon kat... Tebriz'i tanıdıkça, ruhunun hiçbir kağıt haritaya aktarılmadığını görüyorum.</span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000">Kız kardeşinin ve kendisinin tutulduğu hapishanenin evlerinden ne kadar uzakta olduğunu bilmememe rağmen, annenin acısını anlattığımda, zavallı kadının çocukları için getirdiği iki ağır sepet yiyecekle dairesine ulaştığında bitkin ve bitkin olduğunu hissettim.</span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000">-Ne zaman bir randevumuz olsa annem çatlamış elleriyle başımı okşar, saçlarımı okşardı. Annemin her buluşmamızda biraz daha eridiğini, yaşlandığını, küçüldüğünü görünce utanırdım.</span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000">Konuşmasına hiçbir şekilde müdahale etmek istemiyordum. Soru sormadım, düşüncelerine katılmadım, hatta çay soğumadan içmesini bile işaret etmedim. O çoktan yavaşça konuşmaya, içindekileri dökmeye başlamıştı - annesine bıraktığı o yüreği.</span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000">Rza, kitap boyunca annesinin portresini çizmişti. Yirminci sayfada, ağabeyi Atilla'nın sayfadaki eli titriyordu. Sağ elindeki sigaranın için için yanan tütünü hoş bir koku yaymasa da, bu sefer külünü de kitaba döktü. Külünü sayfadan sildi ve açık kitaptan sanki kendi kendine fısıldıyormuş gibi okudu: "Annemin yüzü 'Kur'an' denen aynada görünmüyor." Odadaki varlığımı gerçekten unutmuş gibiydi. Kendini kontrol etmekte zorlanan arkadaşım ayağa kalkıp pencereye gitti. Cama bakıp kollarını kucağında kavuşturdu. İçini çekti:</span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000">"Çocukları ona olan inançlarını yitirmiş," dedi. Sonra, düşünüyormuş gibi, yavaşça dudaklarını araladı. Ama konuşmamakla kalmadı, bu sefer fısıldamadı bile. Muhtemelen şunu demek istiyordu: "Bir anne, çocuklarında kendini kanıtlamalıdır. Annem kendini görmek için hangi adrese gitmek zorundaydı?"?!</span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000">Yurt odalarının pencerelerinde büyük camlar vardı. Tıpkı öğrencilerin dünyaya dair büyük umutları gibi. Odadaki duman beni mahvettiği için ayağa kalkıp pencerelerden birini tamamen açtım. Soğuk kış meltemi odayı doldururken, duman kokusu içeri doldu. Bir an için, Tebriz, Danimarka ve Kanada'ya dağılmış ana ruhun Bakü'de tek bir adreste toplanıp Atilla'nın penceresinden içeri sızdığı hissine kapıldım. Yüzündeki ifade kaybolduğunda, zihnim tamamen zihnime hükmetti.</span></span></span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#000000"><strong>&nbsp;</strong></span></span></span></span></div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Nov 2025 21:04:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/11/eluca-atali-1763756821.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇOCUKLUĞUMA KOŞTURDUĞUM HAYAL ATLARI</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/cocukluguma-kosturdugum-hayal-atlari-245</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/cocukluguma-kosturdugum-hayal-atlari-245</guid>
                <description><![CDATA[ÇOCUKLUĞUMA KOŞTURDUĞUM HAYAL ATLARI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Benim dünyamda kasımpatıları, çocukluğuma koşturduğum hayal atlarıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Annemin tenekelere ektiği beyaz top kasımpatıları özellikle… Geçmişin sis perdesini dağıtıverir. Renk renk açan diğer kasımpatılarının yanında beyaz toplar, benim yüreğimde güneşin simgesine dönüşür. Her baktığımda yüreğim kamaşır... Buz tutmuş kederlerim çözülür çatırdayarak... Ayazda kalmış minik yüreğim kendini güvende hisseder… Rayihası benliğimi diriltir. Kendime gelirim. Yoluma çıkan taşları tek tek temizlerim. Kayaları uçurumlarından yuvarlarım. Haddini bilmezlere haddini bildiririm.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Benim dünyamda kasımpatıları, çocukluğuma koşturduğum hayal atlarıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Annemin kokusunun sindiği bir buket kasımpatını her yirmi dört kasım öğretmenime uzatan bir çocuk olurum. Kara önlüğü lime lime olmuş, pantolonunun dizleri aşınmış, ayakkabısını açılmış… Gelişigüzel başının tepesine beyaz kurdele tutturulmuş… Çelimsiz, ufak tefek, eziş büzüş… Karnı guruldayan… Kendisine uzattığım çiçekleri alırken öğretmenim, öyle bir bakar ki yüreğimin kuytu köşeleri ışır. Sevgi tanrıçası, bir ışık huzmesi hâlinde karanlığı dize getirir. Kovar gölgeleri yamacımdan.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sınıfımızın tam ortasına kurulmuş sobayı ateşlerken-biz üşümeyelim diye- elleri karaya bulanır. Karaya bulanan ellerine kara tahtanın başında beyaz tebeşirin tozu bulanır. Kendisinden dalga dalga irfan yayılır. Ağzından çıkan her kelimeyi belleğimize kazırız. Yarışa gireriz öğretmenimize benzemek için.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Onun gibi konuşabilmek, onun gibi yazabilmek, onun gibi didinip başarabilmek… Onun gibi okuyabilmek… Onun gibi giyinebilmek…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Özenle taranmış saçındaki toka olmak isteriz. Zarif boynundan salınan kolye, kulağına konan inci tanesi… Gözyaşını sildiği mendil… Koltuğunun altında sıkıştırdığı gazete, kestiği gazete kupürü, coşkuyla okuduğu şiir, çaldığı flüt, mandolin, dudaklarından yükselen SELANİK TÜRKÜSÜ… &nbsp;Tuttuğu kalem…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Onun gibi gülebilmek hatta onun gibi haksızlığa köpürebilmek… Onun gibi gururlanabilmek…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bastığı toprakta iz olabilmek isteriz. Erdemin katmerli çiçeğine benzeme yarışına gireriz. Çiçekleşiriz. O geldiğinde hazır bekler bulur bizi. Gözleriyle tek tek öper bizi. Andımızı coşkuyla okurken kara önlüklerimizin yakalarına benzer yüzümüz. Aya benzeriz Atatürk’ün portresine bakarken gözlerimiz. Güneşimizin ışığını yansıtırken hilalleşir hayallerimiz. Atatürk’e benzeriz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, paylaşmayı, merhameti, empatiyi, verdiği sözü tutmayı, doğruluğu, dürüstlüğü, sorumluluğu, hak, hukuku öğreten hiç solmayan kasımpatımsın öğretmenim!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Uzat ellerini, bütün kasımpatıları senin için.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sibel ÇAĞLAYAN/Eğitimci Yazar</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Nov 2025 06:53:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Başöğretmenim Atatürk</title>
                <category>Nermin EKER</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/basogretmenim-ataturk-244</link>
                <author>gulyureklim1973@hotmail.com (Nermin EKER)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/basogretmenim-ataturk-244</guid>
                <description><![CDATA[Başöğretmenim Atatürk]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Kasım ayının ayrı bir yeri vardır bizde. Yeni bir başlangıcın ışıkları yanıyordu o gün. Türk Milleti olarak minnet duyacağımız bir başlangıcın doğum günüydü.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Türk milleti olarak tarih boyunca birçok alfabe kullandık. Hatta İslamiyet’e geçtikten sonra da Arap alfabesini kullanmaya başladık.. Zor muydu evet. “Yeni bir alfabe” dedi Atatürk. “Çağdaş medeniyetler düzeyine gelmemiz için bir şey daha var”. Atatürk’tü o, zamanı az, yapacakları çoktu. Yeni bir devlet pırıl pırıl, savaşlardan yeni çıkmış bir ulus, fakat kendinden emin gelecekten emin bir Türkiye Cumhuriyeti vardı. Kurucusu Mustafa kemal Atatürk’tü. Yenilikleri Türk Ulusu içindi. Gelecek içindi, aydınlık günler içindi. Atatürk çok çalıştı çok okudu. Derin düşündü, kararlarını sırası ile gerçekleştirdi. Bunlardan bir tanesidir yeni alfabenin sunumu. Türk milletine yakışan bu alfabeydi hemen uygulamak zorundaydı.1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan 1353 sayılı kanun ile Arap alfabesi yerine Türk alfabesini getirdi. Aydınlığın adamı idi o, sosyal kültürel, askeri, ekonomik alanda yaptığı yenilikler yerinde yapılan en güzel atılımlardı… Önemliydi, gerekliydi…&nbsp;<br />
Atatürk, 9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul'da Sarayburnu Parkı'nda düzenlenmiş bir şenlik sırasında, Harf Devrimini halka bizzat kendisi duyurdu;<br />
&nbsp;"Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Arkadaşlar, bizim güzel ahenkli, zengin lisanımız (dilimiz) yeni Türk harfleri ile kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak mecburiyetindeyiz. Lisanımızı muhakkak anlamak istiyoruz. Bu yeni harflerle behemehâl pek çabuk bir zamanda mükemmel bir surette anlaşacağız ki, Milletimizin yazısıyla kafasıyla bütün medeniyet âleminin yanında olduğunu gösterecektir. Vatandaşlar, yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz. Bütün millete, kadına, erkeğe, köylüye, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz" demiştir.<br />
&nbsp; 1 Kasım 1928 ‘de Latin alfabesiyle yanan ışık 24 Kasım 1928 de Millet Mektepleri Talimatnamesi ile yurdumuzun her köşesinde halka açılmıştır öğretilmiştir. Atamızın emrine harfiyen uyulmuş, her kesimden insana öğretilmeye başlanmıştır. Bizzat kendisinin de katıldığı bu çalışmalardan dolayı kendisine Başöğretmen. Milli Mektepler Başöğretmeni adı verilmiştir. Yazımı ünlü şair Tarık Orhan’ın şu mısraları ile bitirmek istiyorum.<br />
Başöğretmen</p>

<p>Atatürk benim,<br />
Başöğretmenim,<br />
Ne öğrendimse,<br />
Ondan öğrendim.<br />
Yenilikleri,<br />
Hep o düşünmüş,<br />
Milleti için,<br />
Ağlamış, gülmüş.<br />
Çocuk kalbimle,<br />
İlk onu sevdim,<br />
Atatürk benim,<br />
Başöğretmenimdir.<br />
Tarık ORHAN</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 23 Nov 2025 22:06:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/03/nermin-eker-1615153220.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KONEF EĞİTİM KURUMLARI 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ MESAJI</title>
                <category>Mehmet ÖZTÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/konef-egitim-kurumlari-24-kasim-ogretmenler-gunu-mesaji-243</link>
                <author>ozturkm@gmail.com (Mehmet ÖZTÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/konef-egitim-kurumlari-24-kasim-ogretmenler-gunu-mesaji-243</guid>
                <description><![CDATA[KONEF EĞİTİM KURUMLARI 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ MESAJI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>24 Kasım Öğretmenler Günü Mesajı<br />
KONEF GAZİANTEP</p>

<p>Bilginin ışığını geleceğe taşıyan, sabrıyla, emeğiyle ve gönlüyle yeni dünyalar kuran tüm öğretmenlerimize en derin saygılarımızı sunuyoruz. Her biriniz, bir kelimenin kader değiştiren gücünü hatırlatan, konuşmanın, ifade etmenin ve düşünmenin değerini öğreten eşsiz rehberlersiniz.</p>

<p>Bugün; sadece bir mesleğin değil, bir idealin, bir inancın ve bir geleceğin kutlandığı gündür. Öğrencilerinin yüreğine umut eken, onların sesini güçlendiren, özgüvenini büyüten tüm öğretmenler, yarınların mimarıdır.</p>

<p>KONEF Gaziantep olarak; eğitime adanan her adımı ulusal bir değer, her öğretmeni ise topluma yön veren bir kutup yıldızı olarak görüyoruz. Emekleriniz, ülkemizin yarınlarına atılmış en sağlam imzadır.</p>

<p>Bu anlamlı günde, tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü gönülden kutluyor, sağlık, başarı ve ilham dolu bir gelecek diliyoruz.</p>

<p>Saygılarımızla,<br />
KONEF GAZİANTEP</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 23 Nov 2025 15:22:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/11/mehmet-ozturk-1763495759.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AY ANA, YEL VURUB SINDIRDI   SÜNBÜLÜMÜZÜ...</title>
                <category>Eluca ATALi</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/ay-ana-yel-vurub-sindirdi-sunbulumuzu-242</link>
                <author>eluca@gmail.com (Eluca ATALi)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/ay-ana-yel-vurub-sindirdi-sunbulumuzu-242</guid>
                <description><![CDATA[AY ANA, YEL VURUB SINDIRDI   SÜNBÜLÜMÜZÜ...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dəfələrlə həbs olunub işgəncəyə məruz qalsam da, evimizi tərk edib özümə başqa sakit, əl-ayaqdan uzaq bir yerdə məskən seçmək fikrim yox idi. Lakin son işgəncə əvvəlkilərdən betər oldu.</p>

<p>İranın xüsusi təhlükəsizlik orqanının nümayəndələri məni hədələyib bildirdilər ki, ölkəni tərk etməsən, ölümünü gözünün qabağına al!</p>

<p>Nə qədər düşünsəm də, hər halda seçim qapıları üzümə bağlı idi. Ağır iqtisadi, siyasi duruma görə, Güney Azərbaycanı tərk etməkdən başqa əlacım qalmırdı. Mənlə çiyin-çiyinə mübarizə aparan onlarla milli fəal artıq ölkəni tərk edib xaricə mühacirət etmişdi. Əlbəttə, öz xoşlarına yox. Belə demək mümkünsə, rejimin küçə-bazarlarda, xiyabanlarda, adamların gediş-gəlişinin çox olduğu ictimai yerlərdə dar ağacı qurub, ölkə gənclərini ana-bacılarının, doğmalarının gözü qabağında vəhşi kimi asıb, sadistcəsinə ləzzət aldığı, insanın bədənini və ruhunu hər tərəfli təhqir etdiyi səhnəni yaşamadan, az da olsa, zirək tərpənib kəndiri boyunlarından çıxarıb qaç­mış­dılar. Günü-gündən işgəncənin sayını və növünü artı­ran hökumət dairələri istəyirdi ki, əhali onların idarə­çilik üsuluna tabe olub, səslərini çıxarmasınlar. Buna görə də, ölkəni elə ölkənin özü boyda zindana çevirib əhalini onun içində əsir kimi saxlayırdılar. Belə demək müm­künsə, İran adlanan məmləkətdə adamlar qur­ban­lıq quzu taleyi yaşayırdılar. İstənilən halda qan­la­rı­nın tökül­məsi labüd idi. Ölkədə ədalət məhkəməsi olmadığı üçün qan tökənin də ədalətli mühakiməsi yox idi. Əgər idarə­çilik özü ədalətsizlik üzərində qurulubsa, onda ədalət məh­kəmə­sini kim qura bilərdi ki?! Elə ona görə, də haqqını sübut edə bilməyib, haqsızlığın qurbanı olan minlərlə Azərbaycan gənci ən yaxşı halda ölkəni tərk etməkdən başqa, real çıxış yolu tapa bilmirdi.</p>

<p>Adlarını desəm, o gedənlər içərisindən yəqin indi siz də çoxunu tanıyarsız. Bizlə bir məhəllədə böyümüş Əli, xaricdən sığınacaq alıb, Kanadaya köçdü. Ona qalsaydı, yüz il ola, getməzdi. Niyə də getməliydi ki? Axı, o zaval­lı­nın kiminlə nə işi var idi ? İşi-gücü əkib-biçmək, axırda da biçdiklərini satıb, mədaxil-məxarici ödəyib, evin gün­də­lik tələbatları üçün çalışmaqdan başqa işinin adı yox idi. Məgər onun əməllərində hökumət siyasətinə xələl gələsi nə isə var idimi? Amma böyük qardaşı Məsud, uni­ver­sitetdə dərs otağında oturduğu yerdə tutu­lub, sorğu-sualsız, məhkəməsiz-filansız zindanda dörd divar ara­sında asılandan sonra, atası Həmid kişi dərd­dən yor­ğan-döşəyə düşüb xəstələndi. Bundan sonra ikinci oğlu­­nun, əslində yerdə qalan bu bir tək oğlunun da qar­daşına görə vaxtsız-vədəsiz xüsusi idarəyə aparılıb-gətirilməsi, evlərinin ələk-vələk edilib evdəki kitabların mü­sa­dirə olunması ailəyə növbəti xəbərdarlıq olduğu üçün onu xaricə ötürməyi məsləhət bildilər. Rəsulsa, bacı­sının toyundan iki gün qabaq getməli oldu. Başqa neyləyə bilərdi? Əlirza üç dəfə zindana düşüb, oradan çıxandan sonra ağlının kəsdiyi bu oldu ki, ağ-qara, gecə-gündüz, həyə­can-sakitlik, həyat-ölüm, işıq-kölgə zolağı­nın arasın­dan özünə bir yol seçib, işıq gələn tərəfi tutub getməlidir.</p>

<p>Tay-tuşlarım seçimlərində yanılmadılar. Vətəni tərk et­sə­lər də, onun məhəbbətini dərdi ilə birgə sevə-sevə öz­ləri ilə qürbətə apardılar! Amma mən anamı buraxıb xa­ricə gedə bilməzdim. Çünki onun yalnız bir övladı vardı.</p>

<p>Məhəllədəki dost-tanışlarımdan hər dəfə kimsə evləri­ni tərk edib, çıxıb gedəndə anam deyərdi:</p>

<p>– Sən gözümdən getsən, ayrılıq dərdinə mən dözə bilmərəm.</p>

<p>Nəhayət, bir gün özümü məcbur etdim ki, anamla açıq danışım. Söhbətə belə başladım:</p>

<p>– Özün bilirsən ki, bu rejimə müxalif fikirlərimə görə dəfələrlə tutulub işgəncəyə məruz qalmışam.</p>

<p>– Bilirəm! Hamısını bilirəm, – dedi. Sakitcə üzümə baxıb, başını bir neçə dəfə silkələdi.</p>

<p>Onun sözlərimi təsdiq etməsi imkan verdi ki, fikrimi tamamlayım. Onun üçün də davam etdim:</p>

<p>– Amma indi ölümlə hədələnmişəm. Əgər xaricə getməsəm, gözlənilməz hadisə baş verə bilər...</p>

<p>Son sözümü deyib, səsimi içimə saldım. Dinmədim, səsim qısıldı. Anamın üzünün səyriməsi, rənginin avazıması imkan vermədi ki, fikrimi daha artıq açmaq üçün söhbəti davam etdirim, izah edim, sözümü tamamlayım. Amma araya çökən sakitliyi bu dəfə o pozdu:</p>

<p>– Hər şeyi bilirəm, deməsən də bilirəm.</p>

<p>Anam o qədər təmkinlə dilləndi ki, sanki mənim başıma gələnləri məndən də yaxşı o bilirdi.</p>

<p>– Nəyi? – Sual etdim.</p>

<p>– Ağzıma daş, – deyib, – iraq-iraq, bizdən uzaq. Kiş-kişlər olsun... – deməklə, bu dəfə qəm-kədəri insan öm­rün­­­­­dən qovan el deyimlərini bir-bir sayıb qurtarandan son­ra, son ayda şəhərdə edam olunanların, tutulub uzun müddət zindana salınanların adlarını dilə gətirdi. Sonda isə:</p>

<p>– Nə qal deyə bilirəm, nə də get! Ay oğul, yel vurub sındırıb sünbülümüzü ... – dedi anam.</p>

<p>Sözünü qurtaran anam, bir an dinməz-söyləməz mənə baxdı. Hiss etdim ki, ürəyi doludur, bəlkə də ürə­yin­­­dəkilərini dilləndirməklə məni incidəcəyindən qorxdu. Bilmədim, susması nədən oldu, o boyda dolu ürəklə!</p>

<p>Sonra ayağa durub qonşu otağa keçdi. Az keçmədi yanıma gəlib, qarşımda durdu. Sağ əlini mənə tərəf uzadıb ağlaya-ağlaya dedi:</p>

<p>– Bunları götür, canını qurtar. Çıx get!</p>

<p>Qulağımla eşitdiklərimə inana bilmirdim. Doğru­dan­mı, bunu anam deyirdi? Mat-mat üzünə baxdım. Yəqin elə çaş-baş qalıb, onun nə etdiyini anlaya bilmədiyim üçün daha sonra əlavə etdi:</p>

<p>– Mən sənə deyəndə ki, istəyirəm mənim gözümün qabağın­da olasan. İstəyirdim səni daim şad və sağlam görüm. Amma mən sənin məzarının göz qabağında olmağı­nı istəmirəm...</p>

<p>“Sənin məzarın” kəlməsi anamı kövrəltdi, bu söz onun bərkdən hönkürüb ağlamasına səbəb oldu. Güman etdim ki, bu sözün mənasını canlandırıb yaşadığı üçün kövrəldi anam. Ona sarıldım, möhkəm-möhkəm qucaqla­-şıb ana-bala hər ikimiz qara taleyimizə göz yaşı tökdük.</p>

<p>Yadıma gəlir o gecə məni yuxu aparmırdı. Birdən gördüm anam otağın qapısını yavaşca açıb, başını içəri uzatdı. Hərəkət­siz olduğumu, qapının açılmasına heç bir reaksiya vermədi­yimi görüb, yatdığımı güman etdi. Asta addımlarla irəli yeriyib yat­dığım çarpayının yanına gəldi. Qurşağa qədər üstümə atdığım yorğanı kürəyimə çəkəndə qəfildən onun əlindən yapışdım.</p>

<p>– Ay ana, mən uşaq deyiləm ki, gəlib üstümü örtürsən – kəlməsini yavaş səslə, bir az da qınayıcı tərzdə dedim ki, mənimlə bağlı narahatçılığını azaldım.</p>

<p>Anamsa üzünü mənə tutub dedi:</p>

<p>– Sənin əlli yaşın olsa da, mənim gözümdə hələ də beşikdə bələnmiş körpə kimisən. Elə bil heç böyümə­misən, beşikdə yırğalanıb lay-lay oxunan çağlarındı...</p>

<p>Sübh tezdən Ərdəbildəki ata-baba evimizdən çıxdım. Hava hələ işıqlanmamışdı. O qədər erkən idi ki, səhərin ala-qaranlığında obaşdan oyanıb, öz nəğməsi ilə aləmə səs salan torağaylar belə bahar nəğmələrini gecədən boğaz­­larında dincə qoymuşdular. Gecənin bitməməsi on­ların da köklənib avazla oxumasına səbəb olmuşdu. Fikir­­ləşdim, bəlkə yola çıxmağa çox tələsmişəm? Görə­sən, bir də onları eşitmək mənə nəsib olacaqmı?..</p>

<p>Anamdan ayrıldım... Burasını danışmağa gücüm yoxdur. Bir də mənə elə gəlir ki, bütün analar balaların­dan eyni cür, eyni halla ayrılırlar.</p>

<p>Son dəfə anamdan ayrılıb yola düşdüm və bir qədər gedən­dən sonra dönüb arxaya baxdım. Anam evə get­məyib, həyət qapısının kandarında durub, hələ də arxam­ca baxırdı. Ürəyim dözmədi, addımlarımı saxla­dım.</p>

<p>Qaba­ğa yox, bu dəfə arxaya addım atdım. Əlimdəki bağ­la­ma­nı qaldığım yerdə - yolun yarısında qoyub, qaçıb anamı qucaqladım.</p>

<p>– Ay ana, məgər dünyanın axırıdır?! – dedim.</p>

<p>– Ürəyimə damıb ki, səni son dəfə görürəm... – kəlməsini özünəməxsus xısın – xısın bir pıçıltı ilə dodaqucu dilə gətirdi.</p>

<p>Yolun ortasından yükümü götürəndə ürəyimdə öz-özümə dedim ki, bir də arxaya baxmayacağam. Amma qonşumuz Həsən dayının evinin böyründəki cığırı dönüb böyük yola çıxanda özümdən ixtiyarsız boynumu arxaya çe­­virdim. Anam təzə-təzə açılmaq istəyən sübh dumanı­nın içində qranit heykəl kimi hərəkətsiz donub durmuşdu.</p>

<p>Anamdan, doğma evimizdən və elimizdən ayrılan­dan sonra, ağır məhrumiyyətlərə dözə-dözə nəhayət, Av­ro­panın bir ölkəsində yerbəyer ola bildim. Burda da vətənin azad, bir və bütöv olması üçün mübarizəmi da­vam etdirdim. Əslində mübarizənin bir başqa biçimini tapdım. Amma burda da olsa, sakit həyat yaşaya bilmə­dim. İran rejiminə qarşı müxalif qüvvə kimi təqib edil­məyimi yerbəyerdən hər vasitə ilə göz önünə çəkib, qor­­­xu­dub mübarizədən sapındırmağa çalışırdılar. Burda da təqib olunur, yerli-yersiz hədələrə məruz qalırdım. Bir sözlə, rejimə başağrısı olmuşdum. Dəfələrlə İran xüsusi idarə­si­nin nümayəndələri anamı hədələyib istəmişdilər ki, bur­da­kı fəaliyyətimə son qoyub ölkəyə qayıtmağıma məni razı salsın. Amma həm mən və həm də anam yaxşı bilir­dik ki, mənim geri qayıtmağım şəhər meydanında quru­lub yiyəsini gözləyən dar ağacına baş əyməyimlə nəticə­lə­nə­cək.</p>

<p>Nəinki ölkəyə qayıtmaq haqqında düşünmürdüm, əksinə, anamı yanıma gətirməklə bağlı ardıcıl yollar axtarırdım. Hətta turist kimi heç olmasa bir dəfə Av­ropaya gəlib görüşməyimizi arzulayırdım. Bundan ötəri o da çalışırdı. Bir neçə dəfə xarici pasport almaq üçün müvafiq dövlət idarəsinə müraciət də etmişdi. Söz­süz ki, mənə görə ona pasport verilməsi mümkün deyildi.</p>

<p>Yadıma gəlir, bir dəfə telefonda ona dedim ki:</p>

<p>– Bu ayrılıq məni çox kədərləndirir. Anadan ayrılmaq qədər ağır dərd olarmış?</p>

<p>Anam mənə dedi:</p>

<p>– Ay oğul, ağbirçək ana yerinə, ana vətənə fikir elə! Ana Vətən azad olmasa, anaların üzü gülməz.</p>

<p>Hər dəfə onunla telefonla danışanda qoyub gəldiyim hər şey haqqında ona sual verərdim. Hər kəsdən, hər şeydən xəbər tutmaq istəyirdim. Hətta, bağımızdakı alma ağaclarının hamısının öz yerində qalıb-qalmaması, necə bar gətirməsi belə qürbətdə Vətənlə bağlı doğan sual­la­rı­mın silsiləsinə daxil idi. Bu yerdə inanmıram məni hər kəs başa düşsün. Bunu yalnız Vətəndən qürbətə bir zənbillə çıxmaq məcburiyyətində qalanlar bilər.</p>

<p>Beləcə nə az, nə çox, düz on dörd il anamı görmə­dim. Bir gecə telefon zəng çaldı. Uzaqdan olsa da, amma doğ­ma səs idi. Məhəlləmizin ağsaqqalı Həsən dayı idi. Gözlənilmədən anamın vəfat etdiyini dedi. Mən ona zənginə görə təşəkkür etdim və sonda dedim ki, sabah bilet alıb anamın torpağa tapşırılma mərasimində iştirak edəcəm...</p>

<p>Kişi bir az tutulub, dinmədi. Amma sonra peşman olmuş kimi sözünə davam etdi. Dedi ki, anan əvvəllər xəstə idi, amma halı birdən-birə qarışdı. Biz güman etmir­dik bu xəstəliklə getsin. O zaman sənə zəng edib, xəbər vermək istədik. Lakin ananın son vəsiyyəti bu oldu ki, o ölüb torpağa tapşırılandan sonra sənə xəbər verilə. Anan istəmirdi ki, ona görə sən çətinlik çəkəsən. O, hətta vəsiyyət etdi ki, torpağa tapşırılma mərasimindən sonra da sən qayıdıb onun qəbrini ziyarət etməyəsən.</p>

<p>Sonda Həsən dayı dedi ki, anan öləndə sənin şəklini əlində saxlamışdı, bağrına basdı. Son dəqiqədə üç dəfə sənin adını dilinə gətirib, canını tapşırdı.</p>

<p>Bu yerdə danışmaq istəsəm də, dilim topuq çaldı. Mənim səsimin kəsilməsini hiss edən Həsən dayı, sonda əlavə etdi ki, gərək bunu sənə deməyəydim.</p>

<p>O, peşiman olsa da, amma nə fayda! Ağızdan çıxan hansı söz öz ilk mənzilinə qayıdıb ki, onunku da yerinə qayıtsın, mən də sakitləşim. Anamın, son dəqiqələrində nə düşünüb, necə yaşamasını öz-özlüyümdə bir xeyli götür-qoy etdim.</p>

<p>Demək, anam ölümü ilə də mənim kədərlənməyimi istəmirdi!</p>

<p>Həsən dayı ilə söhbətimiz bitəndən sonra əllərim boşaldı, bədənim süst oldu. Əlimdəki telefon oturduğum divanın üstünə düşdü. Ayağa qalxıb anamın divardan asıl­mış çərçivədəki şəklinə sarı addımladım. Üz-üzə durub bir xeyli sakitcə ona baxdım. Fikrim on dörd il qaba­ğa, son görüşümüzə getdi. Anam cib yaylığını çıxa­rıb qara günümüzə yığdığı qara köpükləri mənə uzatdı.</p>

<p>Həyəcandanmı, ya nədənsə bilmirəm, əlləri əsdi. Ona görə də, pullar yaylığın arasında qalmayıb cingilti ilə yerə səpələndi. Kağız pullar isə yüngül olduqları üçün yerə çatmayıb havada uçuşurdu.</p>

<p>– Götür, get! Çıx get! Get!.. Təki sən salamat qal!.. – dedi.</p>

<p>Mən ikimizin ayağının altına səpələnmiş pullara nəzər yetirib, hamısının bütövlükdə yol xərcini ödəmə­diyi üçün təəssüf etdim...</p>

<p>Uzun hekayətdir, elə deyilmi? Amma inanmıram, vətənin əsir övladlardan kiminsə qürbət hekayəti bundan fərqli olsun. Mənim keçdiyim yoldan qısa olsa da.</p>

<p>Qürbət hekayətlərinin hamısı bir biçimdə, bir rənglə yazılır...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Nov 2025 23:52:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/11/eluca-atali-1763756821.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güzel ve İyi Bir konuşma her şeyi değiştirir</title>
                <category>Mehmet ÖZTÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/guzel-ve-iyi-bir-konusma-her-seyi-degistirir-241</link>
                <author>ozturkm@gmail.com (Mehmet ÖZTÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/guzel-ve-iyi-bir-konusma-her-seyi-degistirir-241</guid>
                <description><![CDATA[Güzel ve İyi Bir konuşma her şeyi değiştirir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Güzel ve İyi Bir Konuşma Her Şeyi Değiştirir</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bir konuşma…</p>

<p>Bazen kapalı bir kapıyı aralayan anahtardır,</p>

<p>bazen yüreğe düşen loş bir ışık,</p>

<p>bazen de insanın kaderini usulca başka bir yola çeviren görünmez bir el…</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İnsan insana sesle yaklaşır;</p>

<p>ses, gönlün yürüyüşüdür çünkü.</p>

<p>Ve güzel konuşmak—</p>

<p>bir şehri, bir kalbi, bir günü değiştirebilecek kadar güçlüdür.</p>

<p>Duyduğumuz her kelime, içimizde yeni bir ufuk açar;</p>

<p>tatlı bir tebessümü bile havaya bulaştırır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İletişim, iki ruh arasında kurulan ince bir köprüdür.</p>

<p>Bu köprü, bazen tek bir kelimede çöker,</p>

<p>bazen de tek bir cümlenin zarafetiyle</p>

<p>zamanı bile durduran bir büyüye dönüşür.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Tatlı dil…</p>

<p>Yunus Emre’nin dediği gibi: “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.”</p>

<p>Atalarımızın uyarışı kulağımıza işler:</p>

<p>“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.”</p>

<p>“Güzel söz, gönlün anahtarıdır.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Güzel konuşmak yalnızca duyulmak değildir;</p>

<p>kişinin kendini sevdirmek, anlaşılmak,</p>

<p>dünyaya yumuşak bir iz bırakmak için seçtiği zarif bir yoldur.</p>

<p>Sesimizin tonu bile bir iltifat gibi dokunabilir karşımızdakine.</p>

<p>Sıcacık bir tınlama, insanın ruhunu okşar;</p>

<p>sert bir tını ise günün bütün gölgesini üzerimize çeker.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İyi konuşan insan,</p>

<p>açmazları çözer, gönülleri toplar, çatışmaları yumuşatır.</p>

<p>Bazen bir sözcük, bin askerlik barışı taşır içinde.</p>

<p>Bazen bir cümle, alışılmışı değiştirir.</p>

<p>Ve Evet… Güzel konuşma savaşları bile bitirir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çünkü söz, görünmez bir güçtür.</p>

<p>Doğru zamanda, doğru tonda, doğru kalpten çıkan söz</p>

<p>bir dünyayı onarabilir.</p>

<p>Yanlış ağızdan çıkan söz ise</p>

<p>bir damla zehir kadar hızlı yayılır.</p>

<p>Ve unutmayın…</p>

<p>Söz tohumdur;</p>

<p>bazen filiz verir,</p>

<p>bazen toprağı zehirler.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Mehmet <em><strong>Öztürk</strong></em></p>

<p><strong>KONEF</strong> Eğitim Kurumları – Öğr&nbsp; Koordinatörü</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Nov 2025 23:09:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/11/mehmet-ozturk-1763495759.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dilde Birlik, Kültürde Birlik: Türk Dünyasında Ortak Kimliğin İnşası</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/dilde-birlik-kulturde-birlik-turk-dunyasinda-ortak-kimligin-insasi-240</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/dilde-birlik-kulturde-birlik-turk-dunyasinda-ortak-kimligin-insasi-240</guid>
                <description><![CDATA[Dilde Birlik, Kültürde Birlik: Türk Dünyasında Ortak Kimliğin İnşası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dil ve kültür, bir toplumun kimliğini belirleyen en temel iki unsur olarak tarih boyunca insan topluluklarının varlığını şekillendirmiştir. Dil, yalnızca iletişim aracı değil; aynı zamanda kültürün taşıyıcısı, hafızanın koruyucusu ve kimliğin kurucu unsurudur. Kültür ise dil aracılığıyla nesilden nesile aktarılan değerler, inançlar, gelenekler ve yaşam biçimlerinin bütünüdür. Bu bağlamda “dilde birlik, kültürde birlik” düşüncesi, Türk dünyasında ortak kimliğin inşası açısından stratejik bir öneme sahiptir.</p>

<p>Dil, kültürün en güçlü taşıyıcısıdır. Atasözleri, destanlar, şiirler ve halk edebiyatı ürünleri, bir toplumun değerlerini ve dünya görüşünü dil aracılığıyla aktarır. Kültür ise dilin anlam dünyasını besler; dilin kelime hazinesi, kültürel pratiklerle zenginleşir. Dolayısıyla dilde parçalanma, kültürel bütünlüğü de zayıflatır. Türk dünyasında lehçe ve ağız farklılıklarına rağmen ortak bir dil bilincinin korunması, kültürel birliğin sürdürülebilirliği için zorunludur.</p>

<p>Türk tarihinin en eski yazılı belgeleri olan Orhun Yazıtları, dil ve kültür birliğinin erken örneklerini sunar. Yazıtlarda Türk halkının ortak değerleri, kahramanları ve siyasi idealleri dile getirilmiştir. Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lugâti’t-Türk adlı eseri ise Türk lehçelerinin bir araya getirilerek ortak bir dil bilincinin oluşturulmasına yönelik önemli bir girişimdir. Osmanlı döneminde Türkçe, imparatorluğun farklı coğrafyalarında bir kültür dili olarak işlev görmüş; Cumhuriyet döneminde ise dilde sadeleşme ve ulusal kimlik inşası ön plana çıkmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsız Türk Cumhuriyetlerinde dil ve kültür birliği yeniden gündeme gelmiş, ortak alfabe ve eğitim projeleri tartışılmıştır.</p>

<p>Kültürde birlik, ortak tarih bilinci ve değerler etrafında şekillenir. Türk dünyasında destanlar (Dede Korkut, Manas), kahramanlar (Alp Er Tunga, Köroğlu) ve mitolojik unsurlar (Ergenekon, Bozkurt) ortak kültürel hafızayı beslemektedir. Müzik, tiyatro, sinema ve sahne sanatları da kültürel birliği pekiştiren alanlardır. Türk Dünyası Kültür Başkenti uygulamaları, ortak kültürel diplomasi örnekleri olarak dikkat çekmektedir.</p>

<p>Türk dünyasında dilde birlik arayışları yalnızca devletler arası girişimlerle değil, aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarıyla da ivme kazanmaktadır. Bu bağlamda Çağın Dili Stratejik Eğitim Bilim ve Kültür Derneği, dil ve kültür birliği vizyonuna yönelik özgün ve stratejik çalışmalar yürütmektedir. Dernek, dilin kültürün taşıyıcısı ve kimliğin kurucu unsuru olduğu bilinciyle hareket ederek, Türk dünyasında ortak bir dil bilincinin güçlenmesine katkı sağlamaktadır.</p>

<p>Manifesto ve Stratejik Metinler: Dernek, dilde birlik ve kültürde birlik ideallerini felsefi ve stratejik metinlerle kamuoyuna sunmakta; bu metinlerde Türk dünyasının ortak değerleri ve geleceğe dair vizyonu vurgulanmaktadır.<br />
• &nbsp;&nbsp; &nbsp;Eğitim ve Kültür Projeleri: Genç kuşaklara ortak dil bilinci kazandırmak amacıyla seminerler, eğitim programları ve kültürel etkinlikler düzenlenmektedir.<br />
• &nbsp;&nbsp; &nbsp;Sanat ve Sembolizm: Sahne sanatları, tiyatro ve görsel kampanyalar aracılığıyla dil ve kültür birliği teması işlenmekte; semboller ve sloganlar üzerinden ortak kimlik pekiştirilmektedir.<br />
• &nbsp;&nbsp; &nbsp;Uluslararası İletişim: Türk dünyası devletleri arasında kültürel diplomasiye katkı sağlayan projeler geliştirilmekte; ortak alfabe ve medya dili tartışmalarına destek verilmektedir.</p>

<p>Bu çalışmalar, Türk Dil Kurumu’nun “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” ülküsü ile doğrudan paralellik göstermektedir. TDK, Gaspıralı İsmail Bey’in vizyonu doğrultusunda Türkçeyi korumak ve geliştirmek için araştırmalar yürütmekte; ayrıca “Ortak Türk Alfabesi”nin geliştirilmesi yönünde çok yönlü çalışmalar yapmaktadır.<br />
Benzer şekilde, Türk Dünyası Ortak Alfabe Komisyonu 2024 yılında Bakü’de düzenlenen toplantıda Latin temelli ortak alfabe üzerinde uzlaşmaya varmış; bu alfabenin 34 harften oluştuğu ve Türk Cumhuriyetleri arasında karşılıklı anlaşılabilirliği artıracağı belirtilmiştir. Bu girişimler, Çağın Dili Derneği’nin sahne sanatları ve stratejik metinler aracılığıyla yürüttüğü dil birliği çağrısıyla tamamlayıcı bir nitelik taşımaktadır.</p>

<p>Çağın Dili Stratejik Eğitim Bilim ve Kültür Derneği’nin çalışmaları, akademik ve kurumsal girişimlerle birlikte değerlendirildiğinde, dilde birlik arayışlarının yalnızca teorik bir ideal değil; aynı zamanda toplumsal bilinçlenme ve kültürel diplomasi açısından somut bir gereklilik olduğunu ortaya koymaktadır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Nov 2025 21:20:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BAŞ DİLLE TARTILIR</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bas-dille-tartilir-239</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bas-dille-tartilir-239</guid>
                <description><![CDATA[BAŞ DİLLE TARTILIR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">‘İnsanlar, kıyafetiyle karşılanır; ilmiyle ağırlanır, ahlakıyla uğurlanır.’ demiş Mevlana. Elbet, insanın dışını güzelleştirmeye çalışması kendine ve çevresine saygısından kaynaklanır. Kendiyle barışık ruh ve beden bütünlüğünü yansıtan esvap, bireyde tamamlayıcı unsurdur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ancak esvabı da güzelleştiren ruhtur. Arınmış bir ruhun ışığını yansıtan beden, ne giyse güzeldir. Boşuna demezler: Sen çuval bile giysen yakışır. Bu sebeple âlimler, içe dıştan daha çok önem vermişler, bir hırkayla zenginleşebilmişler.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Maneviyatı çökmüş bedenin giydiği en şık giysi bile eğreti durur. Güzel ahlak, bir insanın giyebileceği en güzel esvaptır.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bütün mesele; iyilik, güzellik, doğruluğa akan ilimle yücelmektir. İç yolculukta bütün fazlalıklarınızı atıp kendinizi yeniden doğurabilmektir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Güzelleşmek, kalpten başlamalıdır. Gözü güzel kılan ne rengidir ne şekli… Gözü güzel kılan bakıştır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Bakışa dil eşlik eder. Dil, ruhun yankısı olur adeta. Yüce bir ruhun en güzel esvaplarından biridir dil.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yüreğin derinliklerinden çağlayarak gönüllere akan her nakışlı söz, mucizevi güzelliktedir. Onun damakta bıraktığı lezzet, sureti görünmez kılar.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gönülden gönüle uzanan bu coşkulu akışta yaşamın tüm renkleri saçılır evrene. Yaşam huzur yatağına dönüşür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ruh olgunluğuna erişmiş insanların ağzında çirkinliğin en ufak emaresini göremezsiniz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Çünkü onlar, bakışlarını kendi üzerlerinden bir an bile kaçırmazlar. &nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kusur aramazlar, yargılamazlar. Önyargılar elini ayağını çekmiştir. Hoşgörü ve anlayış ön sıradadır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Sevginin damıtılmış özsuyudur dil. Sonra aklın süzgecinden geçerek en olgun, en öz hâliyle boy gösterirler. Boş konuşmaktansa susmanın erdem olduğunu bilirler.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kof sözler, bedenin kirli çamaşırlarıdır. Kirli çamaşırları ortaya dökmek akıllı bir başın yapacağı iş değildir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sadece dışını parlatmaya çalışarak insanların güzelleşme çabası, evin bütün pisliğini halının altına süpürmek gibidir. Asla gerçek temizlik olamaz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yüreğin derinliklerinde temizlik yapılmadıkça <strong><em>‘ güzel insan</em></strong>’ olmak imkânsızdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Toprak yürekli insanların çoğaldığı bir dünya için gelin kendi halımızın altını parlatalım. Dilimizin kelepçesini güzelliklere açalım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sibel ÇAĞLAYAN/Eğitimci Yazar</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Nov 2025 21:01:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zulüm Düzenleri Kuvvetle Yaşar, Ancak Hakikatle Yıkılır</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/zulum-duzenleri-kuvvetle-yasar-ancak-hakikatle-yikilir-238</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/zulum-duzenleri-kuvvetle-yasar-ancak-hakikatle-yikilir-238</guid>
                <description><![CDATA[Zulüm Düzenleri Kuvvetle Yaşar, Ancak Hakikatle Yıkılır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Müslümanlar Kur’an’a Sarılınız!<br />
Tarih boyunca zulüm düzenleri hep kuvvetle ayakta kaldı. Zorbalıkla, baskıyla, korkuyla... Firavunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller; hepsi gücün sarhoşluğuyla halklarını susturdu, hakikati boğmaya çalıştı. Ancak hiçbir zulüm düzeni ebedi olmadı. Çünkü hakikat, sabırla ve imanla bekler. Ve zamanı geldiğinde, en güçlü ordulardan daha sarsıcı bir şekilde ortaya çıkar.<br />
Bugün de benzer bir çağda yaşıyoruz. Modern firavunlar, ekranlardan zihinleri işgal ediyor. Küresel sistemler, adaleti değil menfaati kutsuyor. Müslüman coğrafyalar, kendi öz değerlerinden uzaklaştırılıyor. Zulüm sadece tankla, topla değil; bilgiyle, algıyla, kültürle de inşa ediliyor. Ve ne yazık ki bu düzenler, kuvvetle yaşamaya devam ediyor.<br />
Ama biz biliyoruz ki, hakikatle yıkılırlar.<br />
Kur’an, zulme karşı en büyük direniş kaynağıdır. O, sadece bir kitap değil; bir hayat rehberi, bir adalet manifestosu, bir özgürlük çağrısıdır. Müslümanlar olarak Kur’an’a sarıldığımızda; zulmün karşısında dimdik dururuz. Çünkü Kur’an, bize sadece neyi yapmamız gerektiğini değil, neye karşı durmamız gerektiğini de öğretir.<br />
Bugün Müslümanlar olarak yeniden silkelenmeye, uyanmaya, özümüze dönmeye mecburuz. Kur’an’ı sadece mezarlıklarda okunan bir metin olmaktan çıkarıp, hayatımızın merkezine yerleştirmeliyiz. Onun adaletini, merhametini, hikmetini yaşamalı; çocuklarımıza, toplumumuza, dünyaya anlatmalıyız.<br />
Parsanti Derneği olarak bizler, bu çağrıyı bir görev biliyoruz. İlimle, kültürle, yardımlaşmayla; Kur’an’ın ışığını yaymak için çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, zulüm düzenleri ancak hakikatle yıkılır. Ve hakikat, Kur’an’dadır.<br />
Ey Müslüman!<br />
Kur’an’a sarıl.<br />
Zulme karşı susma.<br />
Hakikatin tarafında ol.<br />
Çünkü Allah, hakkın yanındadır.</p>

<p>Şerif Özdemir – Parsanti İlim Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Oct 2025 17:45:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dil Birliği: Türk Dünyasının Stratejik Geleceği İçin Bilimsel Bir Zorunluluk</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/dil-birligi-turk-dunyasinin-stratejik-gelecegi-icin-bilimsel-bir-zorunluluk-237</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/dil-birligi-turk-dunyasinin-stratejik-gelecegi-icin-bilimsel-bir-zorunluluk-237</guid>
                <description><![CDATA[Dil Birliği: Türk Dünyasının Stratejik Geleceği İçin Bilimsel Bir Zorunluluk]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dil Birliği: Türk Dünyasının Stratejik Geleceği İçin Bilimsel Bir Zorunluluk</p>

<p>Türk dünyasının tarihsel sürekliliği, kültürel derinliği ve jeopolitik potansiyeli, ortak bir dil zemini olmaksızın tam anlamıyla değerlendirilemez. Bugün, farklı coğrafyalarda yaşayan Türk toplulukları arasında iletişim kurmak için çevirmenlere ihtiyaç duyuluyorsa, bu durum stratejik bir zafiyettir. Dil birliği, duygusal bir ideal değil; bilimsel temellere dayanan bir zorunluluktur.</p>

<p>Dil, yalnızca kelimelerden ibaret değildir; bir milletin düşünce sistemini, değerler dizgesini ve tarihsel hafızasını taşır. Türk dünyasında ortak bir dilin tesis edilmesi, yalnızca iletişimi kolaylaştırmakla kalmaz; aynı zamanda ortak bir bilinç ve ortak bir gelecek inşa eder. Bu bağlamda, dil birliği stratejik iletişimin temelidir.</p>

<p>Farklı alfabelerle yazılan Türk lehçeleri, bilgi akışını kesintiye uğratmakta; bilimsel üretimi parçalamaktadır. Derneğimiz, ortak alfabe geçişini teknik bir mesele olarak değil, bilimsel bir standardizasyon süreci olarak ele almaktadır. Aynı şekilde, lehçeler arası anlam farklılıklarını ortadan kaldıracak ortak sözlükler ve ansiklopediler, dil birliğinin altyapısını oluşturmalıdır.</p>

<p>Türkiye Türkçesi başta olmak üzere, birçok Türk lehçesi Arapça, Farsça ve Rusça gibi yabancı dillerden yoğun biçimde etkilenmiştir. Bu etki, dilin öz yapısını bozmakta; ortak bir Türk dili oluşturma sürecini sekteye uğratmaktadır. Derneğimiz, bu yabancı unsurların bilimsel yöntemlerle ayıklanmasını ve öz Türkçe’nin yeniden inşasını savunmaktadır. Bu, tarihsel bir temizlik değil; gelecek odaklı bir restorasyondur.</p>

<p>Dil birliği, yalnızca akademik çevrelerin değil; eğitim sistemlerinin, medya organlarının ve kültürel kurumların ortak çabasıyla sağlanabilir. Ortak dilin genç kuşaklara aktarılması, stratejik bir eğitim politikasıyla mümkündür. Derneğimiz, bu doğrultuda müfredat önerileri, dijital içerik üretimi ve kültürel projeler geliştirmektedir.</p>

<p>Türk dünyasında çevirisiz iletişim kurmak, yalnızca bir kolaylık değil; bölgesel bir güç göstergesidir. Ortak dil, ortak alfabe ve ortak sözlükler, bu gücün altyapısını oluşturur. Çağın dili, stratejik bir dildir. Bu dili inşa etmek, bilimsel bir sorumluluk; kültürel bir görevdir. bizimle çalışmak isterseniz&nbsp;https://whatsapp.com/channel/0029VbAq3XoBlHpe1lShRz1N bu adresden takip edebilirsiniz.“ÇAĞIN DİLİ STRATEJİK EĞİTİM BİLİM VE KÜLTÜR DERNEĞİ” başkanı Şerif ÖZDEMİR</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Oct 2025 23:12:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SON SÖZ</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/son-soz-236</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/son-soz-236</guid>
                <description><![CDATA[SON SÖZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ölümlerin olduğu bir dünyada her nefesin mucize olduğunu idrak edemediğimiz bir &nbsp;zaman çarkında yaşamaktan yeise kapılmıyor değilim.</p>

<p>Boş ve saçma gayelerin oyalayıcı gafletinden sıyrılıp yaşamın bunca anlamsızlığına anlam yüklemeye davet ediyorum yine bu boynubükük yüreğimi.&nbsp;<br />
Yüreğimizi doğrultup &nbsp;insanlığımızı yakan ateşin kör edici dumanından &nbsp; derhal uzaklaşmalıyız. Lime lime olunca mı aklımız başımıza gelecek?<br />
Nereye savruluyoruz böyle?</p>

<p>Değerlerimizi bir bir tüketirken değer olma yolunda yoldan sapıyoruz. Al işte.</p>

<p>Bayram gibi yaşayamadığımız bir bayram daha geçirdik.</p>

<p>Hazır mesajları toplu olarak birbirimize gönderdik durduk da gerçek anlamda birbirimize</p>

<p>"Nasılsın?"diyemedik. Nerdesin dostum?</p>

<p>Nerdesin memleketlim?</p>

<p>Bir kalemde silecek kadar değersizleştirme çabanı insanlıkla bağdaştıramıyorum.</p>

<p>Hani bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardı. Ah ki ah! Bayram şekerlerimiz ağlıyor. Mendil uzatan yok.<br />
Nerde eskilerin bahsettiği bir mendil kuruyana kadar küslük?&nbsp;<br />
Ölümlerden de ders almıyorsak diyecek lafım yok.<br />
Son lafı nasıl olsa toprak diyecek .İnadına susuyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Oct 2025 16:16:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ZAVALLI BONSAİ AĞACIM BENİM!</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/zavalli-bonsai-agacim-benim-235</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/zavalli-bonsai-agacim-benim-235</guid>
                <description><![CDATA[ZAVALLI BONSAİ AĞACIM BENİM!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Eli makaslı cellatların gururla sunduğu bir ağaçtır bonsai ağacı. Kendisine yazılan fermanın kurbanı olarak dalları hunharca budanır, öz benliğinden ırak şemale büründürülür ve çiçekçi vitrinlerinin baş köşelerine itinayla yerleştirilir. İnsanlar tuvaldeki hayale sığmaz resme bakar gibi seyreder kendisini. Sahte güzelliği güzellikten anlamayanlara hitap eder. Pahasızlığına paha biçilemez. Kurbanlığı toplumca kutsanır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Zavallı bonsai ağacım benim! Mutlu etmeye çalışırken hep mutsuzdur oysaki. Kendi bedenine hükmedemeyen bir varlıktır. Varlık âleminde yok olmaya adanmıştır. Tükenmişliğin feryatlarını haykırırken kendine bile sağırlaşmıştır. Ismarlama bir yaşama sürüklenirken demir kafesinde kökleri özgürce salınamaz. Hiçbir zaman genlerinde saklı tohumu çatlatamaz, hücre hapsinde ömrünü tüketir, karanlığa gözleri alışmıştır, ne zaman ışığa özlem duyarak bir filiz verse celladı başına makası indirir, kendi isteği dışında uzamasına asla izin vermez. Son nefesine kadar bodur bedeniyle kafese mahkûm bir arslandan farksız yaşar!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Köklerini bir tekme gibi savurduğu zamanlar da olur. Bu sefer onu daha geniş bir kafese tıkarlar. İradesi dışında bodurlaştırılan hayallerinin &nbsp;nefesi tıkanır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dallanıp budaklanmamaya, izin verildiği ölçüde salınmaya o kadar alışmıştır ki yaşadığı sandığı yaşamı&nbsp; ‘‘YAŞAM ‘ ‘ sanır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yaşamda şiirleşebilmek, kendi özüne aykırı bir yaşam sürmemekle mümkündür. Bu da sürü psikolojinden çıkıp farkını ortaya koymakla olur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bonsai ağacı olmayı reddetmek demek başkalarına benzememek, kendini gerçekleştirmeye kendini adamak demektir. Ciddi bir direniş ister. Ciddi bir emek ister.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tabii bu da tartışılır. Bonsai ağacı olmak mı zor, kendi gibi yaşamak mı? Aslında bonsai ormanında kendi ışığıyla yıkanıp &nbsp;serpilmek zordur.&nbsp; </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; e. e. Cummings der ki: SİZİ DİĞERLERİNDEN FARKSIZ YAPMAYA BÜTÜN GÜCÜYLE&nbsp; GECE GÜNDÜZ ÇALIŞAN BİR DÜNYADA KENDİN OLARAK KALABİLMEK DÜNYANIN EN ZOR SAVAŞINI VERMEKTİR.&nbsp; </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Etrafınıza bakarsanız bu savaşı veremeyen üstelik bonsai olduğunun bile farkında olmayan nice varlık göreceksiniz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İnsan dediğimiz mahlukatlarının çoğu ‘‘insanca yaşam’’dan uzak yaşamıyor mu? Dünyada kaç kişi kendini gerçekleştirerek sonsuzluk şerbetini içiyor? Gerçekten yaşamda salınmayı başarabiliyor ? Kendimizin ne kadar farkındayız?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp; Köklerimizi haşmetle sürerek toprağın öz suyunda, dallarımızla gökyüzünün maviliğinde sonsuzluğa kanat çırpabiliyor muyuz? Yaşamda ne ölçüde <em>ağaçlaşabiliyoruz?</em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong><em>Bonsai&nbsp; ağacı olmamayı başardığın gün, sen sonsuzluğa değil sonsuzluk sana imrenecek</em></strong>. Ah, bunun bir farkına varsan… Zavallı bonsai ağacım benim! Utanacaksın bodurluğundan!</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Oct 2025 00:06:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SÖZ SERAPTIR</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/soz-seraptir-234</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/soz-seraptir-234</guid>
                <description><![CDATA[SÖZ SERAPTIR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Öz, söz ise söz eylemin beden bulmuş kisvesidir. Lakin öz ‘’ÖZ ‘’ değilse söz seraptır.</p>

<p>Yaşam, seraplaşmış insan kaynar. Biz de arada buharlaşıp gideriz.</p>

<p>Uzak görüş gözlüklerimizi netleştirmemiz gerekir. Çünkü yakın görüş gözlükleri işe yaramaz.</p>

<p>Su katılmamış gerçeklere ulaşmak için de söze değil eylemlere eğilmeliyiz. Sözün büyüsüne kapılmak, hayal kırıklıklarımızın yegâne sebebidir. Tuttuğumuz dal, elimizde çatırdar.</p>

<p>Peki, hayal kırıklığı yaşamamak için göz perdesinin siyahını ışığa nasıl boğacağız? Yakın görüş gözlüğümüzü nasıl iptal edeceğiz? Üç boyutlu fikirlere nasıl ulaşacağız?</p>

<p>Söze sağırlaş, eyleme odaklan. İnsan sarrafı olursun.</p>

<p>Eylem; iş, oluş, hareket bildiren bir kelimeden çok daha fazlasıdır. Varlığın özbeöz etiketidir. Ruhun membasından fışkıran su gibidir. Derinlere inmedikçe de farkında olmadan vurgun yersiniz.</p>

<p>Yeryüzüne fışkıran her zerre, özün DNA’sıdır. Bu sebeple basit eylemleri bile iyi tartmalıyız.</p>

<p>Efendime söyleyeyim, ‘’ Saat üçte ordayım.’‘ diyor. Sizi saatlerce bekletiyor. Üstelik bu eylemi tekrarlıyor. Gerekçeleri de gerekçe değil. Ehemmiyet vermeyeceksin, bu tip insanlarla selamı sabahı kesip esip geçeceksin. Seni aşağı çeker.</p>

<p>Akşamdan sabaha dört mevsim gibi değişen bu insanlar, binbir surat maskesini parlatıp durur. Çıkarının rengine bürünür. Renk körü isek rotası sürekli değişen yüreğimiz sonunda alabora olur…</p>

<p>Yaşamımıza girip de bizi alabora eden çok insan vardır. Eylemlerini allayıp pullama konusunda ihtisas yapan bu insanları bile uzun vadede iyi analiz etmişizdir. Zamanın seyrindeki yolculuk, çatallaşan yolda bitmiştir. Nihayetinde sözlerin elbisesi eninde sonunda lime lime eskiyerek gerçekler, üryan gezmeye başlamıştır.</p>

<p>Üryanlık bakidir.</p>

<p>Dikkat ettiniz mi bilmem, bir kavga tufanında zaman içinde sözler uçar, eylemler mührünü basar yüreğinize. O insanın eylemleri sizin kalıcı duygu haritanızı çizer.</p>

<p>Diyelim ki çiçek hediye aldınız. Çiçekten ziyade takdim ediliş biçimi belleğinize kazılır.</p>

<p>Eylemler, yüreğimizin derinliklerine işleyen ıslak mühür gibidir.</p>

<p>Verdiği sözü tutmayan, bukalemun gibi çıkarına dönen, yaptıklarından değil yapacaklarından bahseden insanlar seraptır. Sizin varlığınızı silikleştirir. Esip geçeceksin.</p>

<p>Eskiden ‘söz ‘ demek ‘Bunu kesinlikle yapacağım.’ demekti. Bu değerimiz de tarihleşti. Oysaki söz, eylemin senedi olmalı. Senet kullanmayanları esip geçeceksin.</p>

<p>Söz, kök saldıktan sonra arz-ı endam etmelidir.</p>

<p>Çok konuşup az iş yapanlardan ziyade az konuşup çok iş yapanlardan olmalıyız. İşte o zaman biz susarız, eylemlerimiz konuşur. İşte bu da özün beden bulmuş kisvesine bürünmesidir.</p>

<p>Eh, ben susayım artık. Kalemimin raksını izleyelim sahnede. Zaman, son noktayı koymadan önce…</p>

<p>Köşe Yazarı Eğitimci Yazar Şair Sibel Çağlayan 27 Temmuz 2024</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Oct 2025 22:52:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İLAHİ HEDİYE</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/ilahi-hediye-233</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/ilahi-hediye-233</guid>
                <description><![CDATA[İLAHİ HEDİYE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Evrenin boşluğunda sallanan koltukta oturmuşsun. Boşluklarına boşluklar çarparken gecenin karası inmiş yüreğine, yıldızlar indiriyorsun boyuna. Emanet at misali doludizgin koşturuyorlar geldikleri kuytuluğa. Hepsi rüzgârda yanan mum misali sönüp gidiyor. Kendini arayış çabanın içinde ışığa hasretliğin katlanıyor. Kendine yabancılaşıyorsun, tıkanıklıkların artıyor. Gözün göz, kulağın kulak, dilin dil, ayağın ayak, elin el olmaktan çıkıyor. Aynadaki aksine bakıyorsun yarım yamalak. Yüzünü buruşturuyorsun. Anlamsızlığına anlam yüklemek istiyorsun. Teselli için koştuğun kucaklar sana kapanıyor. Seni sen olduğun için sevecek, seni sarmalayacak, sen konuşmadan seni anlayacak, bir bedende coşup çağlayacak diğer yarına sesleniyorsun: NERDESİN? Oysaki ruhlar âleminde sonsuz aşk yemini etmiştiniz ikiye bölünüp ayrı bedenlere gönderilirken.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sonra günün birinde bir mesaj alıyorsun gelecekten. Anlam veremediğin konuşmaların akışına ve çekim gücüne kendini kaptırıyorsun. Kalbin önce gerçekliğine inanmaya sonra yanmaya başlıyor. Kalp ritmi yükseldikçe hücreler titreşmeye başlıyor. Baş döndürücü ışığın çekimiyle kaybettiğin diğer yarına kenetleniyorsun. İşte o zaman başlıyor birlik. Ruhlar, teşne açlıklarını gidermeye başlayınca zaman koyu akmaya başlıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tanışıklık çok evvelden belli… Kelimeler, sanki konuşmayanın ağzından dökülüyor. Ruh ikizini dinlerken ezginin hazzında kendini unutuyorsun. &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ,</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ruhlar birleşerek ruhsal büyüme başlıyor. Nefesi nefesine karışırken onunla tamamlandığını hissediyorsun. Sendeki sır kapılarının kayıp anahtarlarını sana uzatıyor. Dengeye geliyorsun. Görüşün netleşiyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Fırtınada batma tehlikesi geçiren gemini güvenli limanına demirliyorsun. Artık senin parçan sana kenetli. Her zamankinden daha güçlü, daha güvenli, daha sevgi ve aşk dolu…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Evrimleşme başlıyor. Kayıp parçalar itinayla yerine yerleştiriliyor, yaralar itinayla sarılıyor. Seni senden fazla düşünen, kayıran ruhunun parçası var artık hayatında. Tüm endişelerin, korkuların, acıların alabora…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sonra anlamsızlıklar tomurcuklanıyor. Her tomurcuk, gülüşünün kıvrımında çiçekleniyor. Ruhlar, birbirlerini huzur şiltelerinde ağırlıyor. Güneş daha bir anlamlı doğuyor, daha bir anlamlı batıyor. Artık ben ve sen bütünleşerek bizleşme başlıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu dünyada sadece bir tanecik olan ruh ikizin ilahi tarafından sana hediye olarak gönderilmiştir. Bu, her kula nasip olmayacak ulvi bir durumdur. Hayatı boyunca bırakın ruh ikizini ruh eşlerinden birini bile bulamayan insanlar olduğunu düşünürsek…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Peki, ruhlar âleminde birbirlerine söz vermiş ruhların kavuşması ve bir yaşam amacında kenetlemesi gerçeğinin altında yatan gerçek nedir?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Eğer bir ruh, insanlık mertebesine erişerek sevginin arı suyunda kalbini yıkadıysa madde âleminden mana âlemine yükselmiş demektir. Hele de bu ruhlar ŞİFACI ise, ilahi, ruhsal tekâmülünde destekçi olarak ruh ikizini hediye olarak gönderir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu işte, yaşamın sonsuz aşkına açılan sonsuz mucizesidir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Sep 2025 23:45:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TÜRKİYE&#039;Yİ AVLAMAK</title>
                <category>Mehmet BAYCAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/turkiyeyi-avlamak-232</link>
                <author>baycan@6317haber.com (Mehmet BAYCAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/turkiyeyi-avlamak-232</guid>
                <description><![CDATA[TÜRKİYE'Yİ AVLAMAK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kunduz avcılığı dünyanın en enteresan avcılık takdiklerinden biridir. Bütün avlar avcılar tarafından kovalanarak, tuzak kurularak veya av hayvanını uyandırarak yapılır. Lakin Kunduz avcılığı avı uyutarak yapılan bir av tekniğidir.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; O halde Kunduz avı nasıl yapılır?<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kunduz yırtıcı bir hayvan olduğundan onu uyutmadan avlamak zordur. Önce kunduzun uyuyacağı mağara tesbit edilir. Uyumak için mağaraya girip yatmaya başladığı sırada avcılar mağaraya aralıklarla taş atarlar. Her taş sesine tepki veren Kunduz gözleriyle etrafı kolaçan eder. Sonunda bu seslerin tehlike arzetmediğine kanaat getiren kunduz seslere tepkisiz kalarak zaten derin olan uykusuna dalar. Avcı bu anı kollar ve mağaraya girerek kunduzu bağlayıp çıkarır.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yahudi'nin (Arz-ı Mevud): Sözde vaatedilmiş topraklarda Büyük İsrail devleti kurma ideası, Yunanlıların (Megali ideası): İyon denizinden, Doğu Anadolu ve Karadeniz'e, Trakya, Makedonya, Girit, Kıbrıs'a kadar ki coğrafyada eski Bizans topraklarını içine alan Yunan Devleti kurma ideası, Ayrıcq Batı Karadeniz ve Doğuda Büyük Ermenistan Devleti kurma hayalleri birer idea olarak canlı tutulmaya çalışılırken, Anadolu da Müslüman Türklerin varlığı Yahudi ve Hıristiyan dünyasını rahatsız etmektedir.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ortadoğu üzerine yazılan senaryoların ve sahnelenen oyunların asıl hedefinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti vardır. BOP projesi ve projeye seçilen eş başkanların hizmetleri bu idealara figüranlık yapmaktır. Türkiye etrafındaki ülkelere yapılan operasyonlar; İran-Irak savaşı ve sonrasında ABD ve İNGİLTERE'nin yaptığı körfez harekatı ve ırak'ın son hali, Irak'ın kuzeyinde konuçlanan PKK terör örgütü yapılanması ve ülkemize yönelik terörist eylemler, Süriye'deki son gelişmeler, Ülkemizde kurulan ABD Üstleri, barış süreci ve Terörist başına yapılan çağrılar ve iltifatlar Kunduz'u yakalamak için atılan ve bizi uyutmaya yönelik taşlardır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bizlerin, Devlet kurumlarından çok parti başkanlarımıza duyduğumuz taassupla bağlılığımız, güya ahiretimizi kurtaracağına inandığımız şeyhlere olan ahmakça inançlarımız. Cuma hutbesinde örfü din algısıyla rolenta da tutulan duyarsız cemaat, Biz büyüğüz, biz güçlüyüz, biz dünya lideriyiz, biz ümmetin halifesiyiz, din elden gidiyor, Allah bizimledir gibi boş avuntular bizi daha derin uyutuyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bilim ve bilinçle uyanamayanlar musibetle uyanır.</p>

<p>CAHİL</p>

<p>Hele bir sorgula derin nefes al<br />
Ne diye kabarır taşarsın cahil<br />
Algılarla anlatılır bir masal<br />
Neyin var dünyada şaşarsın cahil</p>

<p>Her amel takiye güleryüz sahte<br />
Beden özgür düşünceler kafeste<br />
Beyinler uyuşuk fikirler hasta<br />
Sen hangi kafada yaşarsın cahil</p>

<p>Ölümü görence sıtmaya razı<br />
Korkaklıktan çekilenin birazı<br />
Koyunun çobana yok itirazı<br />
Sen neyin peşine düşersin cahil</p>

<p>Baycan ne söylese kar etmez size<br />
Kuzu bildiklerim dönmüş domuza<br />
Taş atarlar avlamaya Kunduz'a<br />
Sen hala hayale koşarsın cahil.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Sep 2025 20:05:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/02/mehmet-baycan-1739451240.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KÜLTÜREL YARA</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kulturel-yara-231</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kulturel-yara-231</guid>
                <description><![CDATA[KÜLTÜREL YARA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Geçmişe uzanan kültürün izlerini takip etmeye çalıştığımda hüsrana uğramamak içten bile değil. Zira izler, çoğu yerde silinmeye yüz tutmuş. Kalakalıyorum. Bu topraklara sevdalı bir insan olarak içerliyorum.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Öksüz ve yetim Anadolu, merhamet dileniyor başını bükerek. Değerler ülkesinin değerini bilemiyoruz. Oysaki medeniyetlere beşiklik etmiş Anadolu toprağını şöyle elinizle eşseniz geçmişin paha biçilmez kalıntılarıyla karşılaşırsınız. Vesselam taşı toprağı altındır memleketimin. Bunlar da çağlar boyu talan edilmiş. Buna çanak tutan padişahları aklınızdan geçirdiğinizden eminim. Güneş, balçıkla sıvanmaz. Nihayetinde.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Zamanın hoyrat dokunuşlarına meydan okuyan kültürel miraslarımızı da pamuklara saracağımız yerde virane illere döndürmüşüz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İskenderun’a giderken direksiyonu kırıp uğradığımız Osmaniye’ye bağlı TOPRAK KALE bu düşüncemizi perçinliyor. Kuş uçmaz kervan geçmez bu kale, zamanında işletmeye açılmış; sonra ne hikmetse kara yazgısına terk edilmiş. Kurumuş otları yararak tırmandığımız TOPRAK KALE; kayıp, boynu bükük bir çocuk olup ayrılırken bize el sallıyor, iç çekişlerini yüreğimin derinliklerinde hissediyorum.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şehzadeler Şehri Manisa’yı gezerken de aynı duygularla yüreğim çalkalanıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hayranı olduğum Mimar Sinan’ın izini sürüyorum ve Ege’de yaptığı tek eseri Muradiye Camisi’nin avlusunda buluyorum kendimi. Ne yazık ki kapılar kilitli... İçeri geçip geçmişin azametini soluyamıyorum. Sonra muhteşem eserle ilgili bilgi levhası da yok. Kaç yılında başlamış, kaç yılında bitmiş? Bir kez daha içerliyorum. Ta Karadeniz’den gelen konuklar da bu sahipsizliğe şaşıyor. Avluyu gezebiliyorum sadece. Şadırvana inen kuşlarla cıvıldıyorum. Mimar Sinan’ın ulvi enerjisini dokunduğum sütunlarda hissediyorum. Zarafetin nakış nakış desenleriyle zenginleşiyorum. Asırlara meydan okuyan sabrın çiçeklerini kokluyorum burcu burcu. Muhteşem kareler yakalıyorum. Bir daha gelme umudumu içimde diri tutmaya çalışarak boynu bükük Şehzadeler Şehrinde tarihin izlerini sürmeye devam ediyorum.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şehzadeler şehri, Osmanlı’nın bir ayağı olmuş şehirlerden. Bunun abideleri her yerde… Taş binalar kendi zırhıyla ayakta.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Bakımsızlıktan viraneye dönmüş, kilit vurulmuş bir darphanenin önünde derin bir duruş gerçekleştiriyorum. Ağıt yüreğimden taşıyor. Bir ara kafeterya olarak işletilmiş. Şimdiyse örümcek bağlamış kilidiyle can çekişiyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Geçmişine sahip çıkamayan bir toplum, geleceğine nasıl sahip çıkacak? Biz zamana salınan köklerimizi koruyamazsak nasıl çınarlaşacağız? Geçmişin pusulasını bozarsak yönümüzü nasıl bulacağız?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ne demiş Mustafa kemal ATATÜRK: ‘’TÜRK EVLADI, ECDADINI TANIDIKÇA KENDİNDE BÜYÜK İŞLER YAPMA HUSUSUNDA GÜÇ BULACAKTIR. ‘’</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Geçmişin izlerini sürüp ders alarak geleceği yontabiliriz. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yoksa tarih tekerrür eder. Taşımıza, toprağımıza, kültürel miraslarımıza sahip çıkabildiğimiz ölçüde bilinç düzeyimiz artacak ve var olacağız.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Nazım’ın da vurguladığı gibi:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">‘’Dört nala gelip uzak Asya’dan</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu memleket bizim.’’</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gelin, hallaç pamuğu gibi lime lime dağılmadan yürek kenetlenmesiyle merhem olalım bu yaraya. Çok geç olmadan.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;ÇAĞLAYAN&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;17.07.2024</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Sep 2025 08:46:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Senden de, Filistinlilerden nefret ettikleri gibi nefret ediyorlar. Sadece sıran gelmedi.”</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/senden-de-filistinlilerden-nefret-ettikleri-gibi-nefret-ediyorlar-sadece-siran-gelmedi-230</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/senden-de-filistinlilerden-nefret-ettikleri-gibi-nefret-ediyorlar-sadece-siran-gelmedi-230</guid>
                <description><![CDATA[“Senden de, Filistinlilerden nefret ettikleri gibi nefret ediyorlar. Sadece sıran gelmedi.”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="background-color:#c0392b">Zulüm bugün onların kapısında, yarın senin eşiğinde.Sessizlik, suça ortak olmaktır.Susarsan, sıra sana geldiğinde kimse kalmaz.Filistin için susanlar, kendi çocuklarının geleceğini kaybeder.Bu sadece bir dayanışma değil, bir uyanış çağrısıdır.</span></p>

<p><span style="background-color:#c0392b">“Senden de, Filistinlilerden nefret ettikleri gibi nefret ediyorlar. Sadece sıran gelmedi.”</span></p>

<p>Sadece Sıran Gelmedi</p>

<p>Şerif Özdemir<br />
Parsanti İlim Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği<br />
Çağın Dili Stratejik Eğitim Bilim ve Kültür Derneği<br />
Genel Başkanı</p>

<p>Bugün Filistin yanıyor. Çocuklar uykularında bombalanıyor, anneler mezar başlarında haykırıyor, camiler yerle bir ediliyor. Ve dünya; gözleri bağlı, vicdanları mühürlü bir şekilde susuyor.</p>

<p>Ama unutulmasın:<br />
Sustuklarınız sizi kurtarmayacak.<br />
Sıranız gelmedi, ama gelecek.</p>

<p>Bugün Filistinlilere terörist diyenler, yarın sizin kimliğinizi sorgulayacak. Bugün onların bayraklarını yakanlar, yarın sizin değerlerinizi ayaklar altına alacak. Çünkü zalimin gözü doymamıştır. Çünkü zulmün dili aynıdır: “Sen farklıysan, düşmansın.”</p>

<p>Zulüm karşısında sessizlik, işbirliğidir.<br />
Mazlumlara sırt çevirmek, kendi sonunu yazmaktır.<br />
Bugün Filistin’i yok sayanlar, yarın kendi çocuklarını kurtaramayacak.</p>

<p>Bizler, hem Parsanti Derneği hem Çağın Dili Derneği olarak bu gerçeği yüksek sesle haykırıyoruz:<br />
Filistin yalnız değildir!<br />
Ve bu sadece bir dayanışma değil, bir uyanış çağrısıdır.</p>

<p>Ey insanlar!<br />
Filistin’e sırt çevirenler, kendi çocuklarına mezar kazıyor olabilir.<br />
Filistin için susanlar, kendi topraklarının sessiz işgaline zemin hazırlıyor olabilir.<br />
Unutmayın:<br />
Bugün Filistinlilerden nefret edenler, senden de nefret ediyor.<br />
Sadece sıran gelmedi.</p>

<p>Ve biz bu sıranın bize gelmesini beklemeyeceğiz.<br />
Susmayacağız. Geri adım atmayacağız.<br />
Mazlumun yanında olmak, insanlığın onurudur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Jul 2025 20:40:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİNDİK BİR ALAMETE GİDERİZ KIYAMETE</title>
                <category>Mehmet BAYCAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bindik-bir-alamete-gideriz-kiyamete-229</link>
                <author>baycan@6317haber.com (Mehmet BAYCAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bindik-bir-alamete-gideriz-kiyamete-229</guid>
                <description><![CDATA[BİNDİK BİR ALAMETE GİDERİZ KIYAMETE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Teknolojinin gelişimi ile iletişim çok hızlandı. Saniyeler içinde dünyada olup biten her şeyden haberdar olabiliyoruz. Artık dünya çok küçüldü haberimiz olmadan kuş dahi uçmuyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Hal böyle iken dünya üzerinde bize en yakın olan bir yer var, sadece oradan olup bitenlerden sağlıklı ve doğru haber alamıyoruz. Oysa dünyanın en akıl almaz olayları da burada göz önünde yaşanıyor. Göz göre göre neler yaşandığına akıl sır erdirebilene aşkolsun. Bazı uç akıllar yaşanan olaylara siyasi saikleriyle teviller yaparak her şeyin gayet net olduğunu ve bu günkü devlet aklıyla geleceği bizim şekillendireceğimizi savunabiliyorlar. Aklı selim düşünce henüz bu uç akıl insanlarımızın ulaştığı seviyeyi yakalayabilmiş değil. Aklın yolu birdir düsturuyla baktığımızda aklımızı yitirecek gibi oluyoruz. Bu günkü devlet aklını konumlandıracak bir mahal de bulamıyoruz.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bilim gelişiyor, teknoloji ilerliyor biz ortadoğulu kafa yapımızı zihinlerimizde geliştirerek lider odaklı düşünmekten bir adım öteye geçiremiyoruz. "Din elden gidiyor" sloganlı senaryolarla hala yutturulmaya devam ediyoruz.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; 1920 yılı Emrullah Han Afganistan Emiri. Ülkede Topal Molla adında sarıklı, sakallı, cübbeli bir zat ortaya çıkıyor. Çok kısa sürede binlerce mürit topluyor. Beş yıl içinde Topal Molla'nın müritleri din elden gidiyor diyerek ülkede isyan başlatıyorlar. İç savaş çıkmak üzere Emrullah Han ülkeyi terk etmek zorunda kalıyor. &nbsp;Sınırda ülkesini terkederken yanına o günün şartlarında gayet modern giyimli biri yaklaşıyor ve " Emir Hazretleri beni tanıdınız mı? Diyor. Emrullah Han sesi tanımıştır lakin kılık kıyafet o sese ait değildir.<br />
- Ben Topal Molla, Afganistan'daki görevim bitti şimdi İngiltere ye geri dönüyorum der.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Afganistan Emiri Emrullah Han: Ben sizin İngiliz ajanı olduğunuzu ilk günden beri biliyordum lakin cahil halkıma bunu anlatamazdım.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ülkem adına çok endişeliyim.</p>

<p>BİNDİK BİR ALAMETE GİDERİZ KIYAMETE</p>

<p>Son tahlilde ahvali gelin vereyim salık<br />
İpin ucu bir kaçtı Allaha ısmarladık<br />
Bir kesim çok uyanık bir kesim sazan balık<br />
&nbsp; &nbsp;Dalarız düşünmeden çirkefe melanete<br />
&nbsp; &nbsp;Bindik bir alamete gideriz kıyamete</p>

<p>Ne yol belli ne menzil bir benlik yarışı bu<br />
Yol bilmez yordam bilmez ahmaklar dövüşü bu<br />
Körlerin sağırların kendini övüşü bu<br />
&nbsp; &nbsp;Umuyoruz çıkmayı böylece selamete<br />
&nbsp; &nbsp;Bindik bir alamete gideriz kıyamete.&nbsp;</p>

<p>Kimi şeyhe bağlandı kimisi liderine<br />
Günü gün yaşıyorlar bakan yok giderine<br />
Bazı göğe çıkarız bazı iner derine<br />
&nbsp; &nbsp;İman eder saparız her türden garabete&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp;Bindik bir alamete gideriz kıyamete&nbsp;</p>

<p>Nuh'un gemisi sandık necat diye yapıştık&nbsp;<br />
Verdiği kırıntıyı bedavadan kapıştık<br />
Dinden imandan girdi orda kaldık apıştık&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp;Bırakmayıp peşini erdik mi hidayete<br />
&nbsp; &nbsp;Bindik bir alamete gideriz kıyamete.&nbsp;</p>

<p>Zina suç sayılmıyor banka faizi caiz<br />
En mukaddes değere başladı mı tecavüz&nbsp;<br />
Burnumuz malum yerde çünkü karga kılavuz<br />
&nbsp; &nbsp;Ayasofya da kılar doyarız ibadete<br />
&nbsp; &nbsp;Bindik bir alamete gideriz kıyamete.&nbsp;</p>

<p>Bu vatanın hamisi bildiğimiz o kesim<br />
Yalakalık yapmaya başladı kısım kısım<br />
Ferasete ne hacet işte ortada resim<br />
&nbsp; &nbsp;Milliyetçi dediğin DEM tutar mı millete<br />
&nbsp; &nbsp;Bindik bir alamete gideriz kıyamete.&nbsp;</p>

<p>İşte böyle yitirdik biz edebi hayayı&nbsp;<br />
Ahireti unuttuk kazandıkça dünyayı<br />
Nasıl hayıra yorsun Baycan böyle rüyayı<br />
&nbsp; &nbsp;Bizde güven kalmadı insana adalete<br />
&nbsp; &nbsp;Bindik bir alamete gideriz kıyamete.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Jul 2025 20:06:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/02/mehmet-baycan-1739451240.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İki Virgül Arasında</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/iki-virgul-arasinda-228</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/iki-virgul-arasinda-228</guid>
                <description><![CDATA[İki Virgül Arasında]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Doludizgin koşan &nbsp;zamana yetişme telaşı içindeyken &nbsp;soluklanma ihtiyacı hissederiz nefesimiz tıklandığında. İşte o zaman bir virgül yetişir imdadımıza. Ara cümleyi başlatıveririz hemen.&nbsp;<br />
O ôyle bir ara cümledir ki anın gôzümüzün önünden kayıp giden güzelliklerine bizi odaklarGerçekten yaşadığımızı hissederiz<br />
Vaşamda verdiğimiz virgül molaları esasında. kendimizle ya da dostlarımızla demlendiğimiz özel mı özel anlardır. Üstümüze yapışıp kalan tortuları silkeleyip dirildiğimiz ve. gerçek yaşam amacına odaklandığımız &nbsp;özel mı özel anlatdır. O kadar kıymetlidir ki yaşamda varoluş desatınının &nbsp;zamansız mısraları mıhlamır itinayla. Noktalar imha edilir. Sonsuzluk şerbetinin kadehini Azrail uzatır.&nbsp;<br />
&nbsp;Virgülerle yaşamak bir sanattır. İş yoğunluğunda bir virgül koyup yaşam pınarından kana kana su içip arınmak sonra birvirgül koyup yola şahane şekilde devam edebilmek...Sanırım zamanı eğirip bükmenin en kolay yoludur.<br />
Bunu yapabildiğimiz ölçüde yaşamımız derinbir nefese dönüşecektïr.&nbsp;<br />
Tabii &nbsp;başka noktalama işaretlerini de sahneye çağırabilir siniz<br />
Ya da tamamen reddedebilir siniz<br />
Ama en işlevsel noktalama işsretiniz yaşamınızda virgül olmalıdır. Ara cümleleronizi çoğaltabilmrlisiniz, eş görevli işlerinizi peşpeşe &nbsp;sıralayabilmelisiniz. Hayatınızda işlevini tamamlamış varlığı yüklemden uzak düşmüş &nbsp;özne gibi virgülle ayırabilmelisiniz<br />
&nbsp; Ama en önemlisi de son &nbsp; nefesten sonra noktanın yerine virgülü geçirtebilmektir. İşte gerçek başarı.budur.&nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Jul 2025 15:28:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AYRIK İLİKLER</title>
                <category>Sibel ÇAĞLAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/ayrik-ilikler-227</link>
                <author>sibel@gmail.com (Sibel ÇAĞLAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/ayrik-ilikler-227</guid>
                <description><![CDATA[AYRIK İLİKLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yüreğimin &nbsp;düğme iliklediği insanlar var yaşamda.Pak mı pak, doğru mu doğru, güzel mi güzel!&nbsp;<br />
Bu eşsiz güzelliği de öyle moda dergilerinin sayfalarında göremezsiniz. Özün bir memba gibi taşkın hâlinin üç boyutlu &nbsp;, muhteşem görüntülerini yakalar gönül merceğiniz.Öz çiçeklenir sözde. Öz ve şekil bütünleşmesinin eşsiz abidesinin en güzel emsalidirler..Onlarda sözün eğrisine rastlayamazsınız bu sebeple.Kapınızı ardına kadar açarsınız, sizi kırk kat saran esvaplarınızı fırlatıp atarsınız.Güvenin yumuşacık yastığına&nbsp;<br />
yaslanmanın konforunu yaşarsınız.Ah,ne güzel bir duygudur o .Huzurun adresidir merkezimizde.Etinizden sütünüzden yararlanmaya çalışan , çıkarının rengine bürünen insan müsveddesi yumak içinde bulamazsınız.<br />
Sonra &nbsp;membadan fışkıran şifalı su gibi aziz , yüreğimin düğme iliklediği bu insanlar; ruhunuzun en dip hücrelerini nakış nakış işler.Karanlık köşeleriniz ışığa gark olur.Gölgeleriniz uzaklaşır koşar adım.Arınmanın kuştüyü hafifliğiyle yaşamı kucaklarsınız.Almayı düşünmeden verirler.Verirken &nbsp;de biri ona katlayan toprağa benzerler.Yüreklerinin nasır tutmuş elleri vardır.Acıdan beslenirken bereket tüter, sevgi açarlar.<br />
Nadide mücevherler bile para dökerek alınabildiği hâlde bu insanların yürek kalesini fethetmek o kadar kolay değildir.Kendilerine benzemeyenleri sevgiyle uğurlarlar. Sırf bu yüzden yalnız açan çiçeğe benzerler. Kokularını sadece &nbsp;güzel yüreklere &nbsp;saçarlar. O muhteşem kokuyu, Melisa gibi, ne çok severim ,bir bilseniz.<br />
Bu günlerde düğmelerimin iliklendiği bir dünya özlemi içindeyim.İki yakası bir araya gelmeyen ilikler, sanırım sadece bende yok.Siz ne buyurur sunuz?<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Sibel ÇAĞLAYAN<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Eğitimci _Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 26 Jul 2025 00:55:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/07/sibel-caglayan-1753480448.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TARİHE NOTLAR</title>
                <category>Mehmet BAYCAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/tarihe-notlar-226</link>
                <author>baycan@6317haber.com (Mehmet BAYCAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/tarihe-notlar-226</guid>
                <description><![CDATA[TARİHE NOTLAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Teferruatına aklım ermese de iç siyasette yaşanan gelişmelerin dış siyasetten bağımsız olmadığını düşünüyorum.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Geçmiş dönemlerde şahit olduğumuz siyasi atmosferi son yirmi üç yılda göremiyoruz. Ekranlarda bir masa etrafında toplanıp güncel gelişmeleri tartışan parti liderleri neden bir araya gelemiyorlar. Bizden gizledikleri bir şeyler mi var diye düşünmeden edemiyor insan.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Partili Cumhurbaşkanı sistemi her seçimde tek iktidar çıkartıyor. İktidarı ele geçirenler her türlü meşru ve gayri meşru hakkı kullanma yetkisini aldığını düşünerek muhalefeti ve milleti taysınmıyorlar. Bu gidişat mevcut iktidardan nemalananlar dışında her kesimi rahatsız ediyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Milletten yetki alan birinin gizli ve karanlık mahfillerle iş birliği içinde olma ihtimali duyarlı vatandaşta tedirginliğe yol açıyor. "Benim emir komuta zincirim ne derse yaparım; papaz elbisesi giy derse giyerim" ifadesi zihinleri karıştırıyor. Ayrıca Türk Milletinden almadığı belli olan BOP eş başkanlığı yetkisi de ayrı bir muamma.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Seçim sürecinde PKK işbirliğiyle yaftaladığı muhalefet partilerine karşı seçim sonrası PKK ile barış süreci başlatması, "Eniştem beni niye öptü" nevinden bir alakasızlık değil de nedir.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Mevcut sistemle kavgalı ve anayasa ve ilk dört maddesinden rahatsızlık duyan illa da yeni anayasa diye feveran eden hükumetin, elinde her kesimden vatan evladı şehitlerimizin kanı olan PKK ile yeni anayasa isteme sürecinde barış çağrısı yaparak yeni anayasa için mecliste yeterli destek arayışı akla ihanet kıvılcımından başka bir şey getirmiyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu sürecin Türk Milliyetçisi bir partinin başkanının çağrısıyla başlatılması da endişe duyulması gereken ayrı bir durum. Savaş meydanlarında elde edemediklerini "Din elden gidiyor" çığırtganlığıyla başaramadıklarını Milliyetçilik adı altında mı yaptırmaya çalışıyorlar diye düşünmemek mümkün değil.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Tek perspektiften bakanlar sadece görmek istediklerini görürler, gerçeği göremezler. At gözlüğüyle bakmaya ve yürümeye devam edersek " Kızılelma" diye gösterdikleri menzil bataklık olabilir.</p>

<p>HASBİHAL</p>

<p>Yaşamanın tadı tuzu kalmadı<br />
Her şeyi paraya değiştik dede.<br />
İnsanlığın pek huzuru kalmadı<br />
Böyle bir çıkmaza eriştik dede.</p>

<p>Şimdi tüm rağbeti alçaklık görür<br />
Mertliğin yerini kaypaklık görür<br />
Siyaset işini sıypaklık görür<br />
Rolleri böylece bölüştük dede.</p>

<p>Tedavülden kalktı artık erdemlik&nbsp;<br />
Kızlar beynelminel oğlan bademlik<br />
Camekana kondu o kara DEM'lik<br />
Bizde ejnebiye karıştık dede.</p>

<p>Hayanın mezatta yoktur talibi<br />
Edepsizlik her değerin galibi<br />
Taşları bağladı itin sahibi<br />
Dağın itleriyle barıştık dede.</p>

<p>Bir bunak başlattı yeni deviri<br />
Barış güvercini yaptı gavuru<br />
Yandaşlar mealden yapar çeviri<br />
Bizde kendimizle döğüştük dede.</p>

<p>İşte böyle kan ağlarken içimiz<br />
Rüya gördük açık kalmış kıçımız<br />
Baycan çözemedi neydi suçumuz<br />
Bambaşka bir şeye dönüştük dede.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Jul 2025 15:25:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/02/mehmet-baycan-1739451240.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Orman Yangınlarının Sebepleri ve Sonuçları - Orman Yangınlarına Karşı Alınacak Önlemler</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/orman-yanginlarinin-sebepleri-ve-sonuclari-orman-yanginlarina-karsi-alinacak-onlemler-225</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/orman-yanginlarinin-sebepleri-ve-sonuclari-orman-yanginlarina-karsi-alinacak-onlemler-225</guid>
                <description><![CDATA[Orman Yangınlarının Sebepleri ve Sonuçları - Orman Yangınlarına Karşı Alınacak Önlemler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2>Orman yangınlarının sebepleri ve sonuçları nelerdir? Orman yangınlarına karşı alınacak önlemler ve orman yangınlarını söndürmek için kullanılan yöntemler.</h2>

<p>Orman yangınları ihmal ve dikkatsizlik sonucu çıktığı gibi kasıtlı olarak da çıkarılabilir. Devlet meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü'ne göre orman yangınlarının sebepleri şunlardır:</p>

<h2>ORMAN YANGINLARININ NEDENLERİ</h2>

<h3>İhmal ve Dikkatsizlik Nedeniyle Çıkan Orman Yangınları</h3>

<ol>
	<li>Ormanda güvenlik tedbiri alınmadan ateş yakılması.</li>
	<li>Yakılan ateşin söndürmeden bırakılması.</li>
	<li>Sönmemiş sigara izmariti ve kibritin yere atılması.</li>
	<li>Orman içinde veya bitişiğindeki tarlalarda istenmeyen ot veya anızın yakılması.</li>
	<li>Gece aydınlatma için ormanda ateşle dolaşılması.</li>
	<li>Cam ve cam kırıklarının ormanda bırakılması.</li>
	<li>Çocukların orman içinde ateşle oynamaları.</li>
</ol>

<h3>Kasıtlı Çıkarılan Orman Yangınları</h3>

<ol>
	<li>Tarla veya otlakları genişletmek için ormanın bilerek yakılması,</li>
	<li>Orman içinde yapılan kanunsuz işleri gizlemek için yangın çıkarılması,</li>
	<li>Birilerinden intikam almak veya bir şeyi sabote etmek için yangın çıkarılması,</li>
	<li>Yabani hayvanları uzaklaştırmak için yangın çıkarılması.</li>
</ol>

<h2>ORMAN YANGINLARINA KARŞI ALINACAK TEDBİRLER</h2>

<p>Orman Genel Müdürlüğü (OGM), yangın çıkma ihtimali yüksek yerleri tespit edip etkin önlemler almalıdır. İşte orman yangınlarına karşı alınması gereken önlemler.</p>

<ol>
	<li>Anında müdahaleye hazır birimler genişletilmeli, havadan müdahale kapasitesi artırılmalıdır.</li>
	<li>Ormanlara yangın gözetleme kuleleri yapılmalıdır. Ayrıca yangın mevsimi boyunca yangın riski yüksek olan ormanlarda motorize yangın ekipleri bulundurulmalıdır.</li>
	<li>Orman yangınlarında görev yapacak personele yangınla mücadele konusunda gerekli eğitim verilmelidir.</li>
	<li>Ormanlara cam ve cam kırıkları atılmamalıdır. Bu sıcak havalarda güneşten yansıyan ışınların otları tutuşturmasının en önemli nedenidir.</li>
	<li>Özellikle yangın ihtimali yüksek olan ormanların çevresindeki yerleşim bölgelerinde yaşayan halk, yangın konusunda bilinçlendirilmeli ve kriz planları oluşturulmalıdır.</li>
	<li>Ormana gittiğinizde ateş yakmayın. İlla ateş yakmanız gerekiyorsa çevresini rüzgara karşı koruyucu taşlarla örmeyi asla ihmal etmeyin.</li>
	<li>Yaktığınız ateşi çevre kurallarına uygun şekilde söndürdüğünüzden emin olun ve etrafı temiz bırakın.</li>
	<li>Ormanda ve çevresinde gezinirken sigara içmeyin ve sigara izmaritlerinizi araçtan dışarı fırlatmayın. Aynı şekilde kibritlerinde bilinçsizce fırlatılması orman yangınlarına neden olur.</li>
	<li>Yangınların büyüyüp gelişmemesi için yangına zamanında müdahale yapılması oldukça önemlidir. Yangın şüphesi duyuyorsanız, duman gördüyseniz kontrol edilmesi için mutlaka 177’yi arayın.</li>
	<li>Parfüm şişeleri ya da ilaç şişeleri yanıcı etki yaratabilir. Orman çevresinde bunları bırakmamaya, çevreye atmamaya dikkat edilmelidir.</li>
	<li>Çöplerin torbalar halinde ormana bırakılması, atılması orman yangınlarına neden olur. Çöplerin içindeki günlük birçok madde yanıcı özellik taşıyabilmektedir.</li>
	<li>Ormana çöp bırakanlar gördüğünüzde ilgili birimlere haber verin.</li>
	<li>Mangal kömürlerini işiniz bittiğinde ağaç diplerine dökmeyin. Mangal kömürlerinin ya da küllerinin tamamen söndüğünden ve tamamen soğuduğundan emin olun.</li>
	<li>Çocuklar orman yangınlarına karşı bilinçlendirilmelidir.</li>
</ol>

<h2>ORMAN YANGINLARININ ZARARLARI</h2>

<ol>
	<li>Biyolojik çeşitlilik büyük zarar görür.</li>
	<li>Ormanlarda yaşayan canlıların yaşam alanları yok olur.</li>
	<li>Canlı ve cansız örtünün yok olmasıyla erezyon, sel-taşkın ve hava Kirliliği gibi doğal afetlerin sayısında ve hızında artma görülür.</li>
	<li>İklim sisteminde (sıcaklık, rüzgâr, nem ve yağışa doğrudan etki ederek) bozulmalar görülür.</li>
	<li>Orman ve orman ürünlerine dayalı turizm, sağlık, spor, avcılık gibi sektörler olumsuz yönde etkilenir.</li>
</ol>

<h2>YANGIN SÖNDÜRMEK İÇİN KULLANILAN YÖNTEMLER</h2>

<h3>Soğutarak Söndürme</h3>

<ol>
	<li><strong>Su ile Soğutma:</strong>&nbsp;Yanıcı maddeyi boğma ve yanıcı maddeden ısı alarak yangının söndürülmesinde en büyük etken olmaktadır.</li>
	<li><strong>Yanıcı Maddeyi Dağıtma:</strong>&nbsp;Yanan maddenin dağıtılmasıyla yangın nedeni olan yüksek ısı bölünür, bölünen ısı düşer ve yangı yavaş yavaş söner.</li>
	<li><strong>Kuvvetli Üfleme:</strong>&nbsp;Yanan madde üzerinde kuvvetli olarak üflenen hava alevin sönmesine ve yanan maddenin ısısının düşmesine neden olmaktadır.</li>
</ol>

<p>Soğutarak söndürme ilkesi ile başlangıç yangınlarında başarıya ulaşılabilir.</p>

<h3>Havayı kesme</h3>

<ol>
	<li><strong>Örtme:</strong>&nbsp;Katı maddeler (kum, toprak, halı, kilim vb) ve kimyasal bileşikler (köpük, klor, azot vb) kullanılarak yanan maddenin oksijen ile temasının kesilmesi ile yapılan söndürmedir. Akaryakıt yangınlarına örtü oluşturan kimyasal kullanılmaktadır.</li>
	<li><strong>Boğma:</strong>&nbsp;Yangının oksijenle temasının kesilmesi veya azaltılması amacıyla yapılan işlemdir. Özellikle kapalı yerlerde oluşan yangınlara uygulanır.</li>
	<li><strong>Yanıcı Maddenin Ortadan Kaldırılması:</strong>&nbsp;Yanma koşullarından olan yanıcı maddenin ortadan kalkması sonucu yangının söndürülmesidir.</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 06 Jul 2025 01:15:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DEVLET-İ EBED MÜDDET</title>
                <category>Mehmet BAYCAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/devlet-i-ebed-muddet-224</link>
                <author>baycan@6317haber.com (Mehmet BAYCAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/devlet-i-ebed-muddet-224</guid>
                <description><![CDATA[DEVLET-İ EBED MÜDDET]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu kurulalı ülke içinde bitmek tükenmek bilmeyen kimim adına yapıldığı açıkça söylenemeyen bir kavga var.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Anadolu coğrafyasında 3 asır Selçuklu 6 asır Osmanlı olmak üzere 9 asır hüküm sürmüş bir devlet geleneğimiz vardı. 1 asırda Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere1000 yıldan beri Anadolu Coğrafyasındayız. Cumhuriyetle beraber artık Anadolu bize coğrafya değil vatan olmuştur. Malazgirt zaferiyle Anadoluya ayak basan Türk Milletine Alparslan'ın : "Size yeni bir vatan aldım, bu Anadolu toprağı ebediyen sizin olacaktır." Diyerek bize emanet etmiştir. İstanbul'un fethiyle bu emanet perçinlenmiştir. Lakin bizim bu coğrafyada bulunmamızı sindiremeyenler hazımsızlıklarına kılıf arayarak bizi bu vatanda yaşatmak istemiyorlar.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Hristiyan aleminin, Rum'u, Süryani'si, Ermeni'sinin bizi burada istememesini anlayabiliriz. Bu minvalde tarihte her türlü entrikaya alet oldular ve bizzat yaptılar. Son tahlilde yedi düvelle yedi cephede bizimle savaşarak emellerini gerçekleştirme yolunda da başarı sağlayamadılar. Sağlayamazlardı çünkü Allah bizimleydi. Bunu anlayan Hamilton : Biz sadece Türklerle savaşmıyoruz, Allah'la da savaşıyoruz ve kaybediyoruz noktasına gelmişti.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; " Ey iman edenler siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah'da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar." (Muhammed suresi 7)<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu gerçeği gavurlar anladı lakin içimizde Müslüman geçinen tarihçiler, din adamları, akademisyenler, siyasetçiler; Milli Mücadelenin ne şartlarda ne fedakarlıklarla nasıl bir milli duygu azim ve inançla kazanıldığını idrak edemediler.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yoksa bu insanlar din kisvesine bürünmüş! Gavurların yarım kalmış ideallerini gerçekleştirme hevesindeki dahili bedhahlar mıdır?&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Kurucu lider ve kadrosunun şahsi yaşantılarını ve zaaflarını sebep göstererek mevcut devletimizi yıkma gayretlerini anlayamıyorum. Bundan mütevellit başım ağrıyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; BAŞ AĞRISI<br />
Doktor röntgen çekip teşhis arama<br />
Asıl büyük ağrı başımda benim.<br />
Emara girdirip boşa tarama<br />
Sıkıntılar çatık kaşımda benim.</p>

<p>Başımdaki ağrı bünyemi sarsar<br />
Maneviyatıma veriyor hasar<br />
Ruhumu derinden bir gaflet basar<br />
Çökertmek istiyor peşimde benim.</p>

<p>Bu baş ağrım şifa bulmaz varından<br />
Derman bildik zehir oldu derinden<br />
Çeç'imi kaldırır harman yerinden<br />
Şimdi gözü kuru aşımda benim.</p>

<p>Su gibi akıyor saman altından<br />
Sanki berat almış Hakk'ın katından<br />
Melanet damlıyor şer suratından<br />
Benden gibi durur karşımda benim.</p>

<p>Umudum tükenir tek ümit Hak'tan<br />
Ninnilerle kandırıldık kulaktan<br />
Baycan deva bekliyordu bunaktan<br />
Yirmi yıldır geçmez başımda benim.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Jun 2025 08:13:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/02/mehmet-baycan-1739451240.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İslam’da Adalet ile İlgili Örnekler</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/islamda-adalet-ile-ilgili-ornekler-223</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/islamda-adalet-ile-ilgili-ornekler-223</guid>
                <description><![CDATA[İslam’da Adalet ile İlgili Örnekler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2>İslam’da adalet nedir, adaletin yeri ve önemi nedir? İslam’da ve Osmanlı’da adalet örnekleri.</h2>

<p><strong>Adâlet</strong>, İslâm’da o kadar ehemmiyetlidir ki, her hususta ona riâyet edilmesi emredilmiştir. İnsanlar, adâleti hâkim kıldıklarında, Allâh’ın râzı olduğu huzurlu ve rûhânî bir kulluk hayâtı yaşarlar. Böylece dünya ve âhiretin bütün hayırlarını kazanarak ebedî saâdete nâil olurlar.</p>

<p>Adâlet ortadan kalktığında ise, dünya üzerinde hak, hukuk, insaf ve dengeden bahsetmek mümkün olmaz. Dünya hayâtında adâletten saparak haksızlık yapanlar, kıyâmet gününde, gafletle geçirdikleri imtihan âlemi için büyük bir pişmanlık duyarlar.</p>

<h2>ADALETİN SAHİBİ ALLAH’TIR</h2>

<p>Adâlet sâhibi ve adâletin tâ kendisi mânâlarına gelen&nbsp;<strong>“el-Adl”&nbsp;</strong>ism-i şerîfi, Allah Teâlâ’nın esmâ-yı hüsnâsından biridir.[1]</p>

<p>Cenâb-ı Hak, peygamberlerini de, insanları Allah’tan uzaklaştıran, menfaat ve haksızlık üzerine kurulu zulüm düzenlerine son vermek ve yeryüzünde hakkı ve adâleti hâkim kılmak için göndermiştir.</p>

<p>Âyet-i kerîmelerde buyrulur:</p>

<p><strong>“Allah Teâlâ, adâleti, ihsânı, akrabâya yardım etmeyi kesinlikle emreder; çirkin işleri, fenâlık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”&nbsp;</strong>(en-Nahl, 90)</p>

<p><strong>“Allah size, mutlaka emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla işitir ve görür.”</strong>&nbsp;(en-Nisâ, 58)</p>

<p>“Adl” sıfatının hakîkî sâhibi olan Cenâb-ı Hak, kullarından adâletle muâmele edenleri sever.[2]</p>

<p>Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:</p>

<p><em>“Adâletle hükmedenler, kıyâmet gününde Rahmân’ın sağında nûrdan minberler üzerinde olacaklardır… Bunlar hükümlerinde, âileleri ve sorumlu oldukları kimseler hakkında adâletle davranmışlardır.”</em>&nbsp;(Ahmed, II, 160)</p>

<p><em>“Kıyâmet gününde insanların Allah Teâlâ’ya en sevgili olanı ve O’na en yakın yerde bulunanı adâletli idârecidir. Kıyâmet gününde insanların Allah Teâlâ’ya en sevimsiz olanı ve O’na en uzak mesâfede bulunanı da zâlim idârecidir.”&nbsp;</em>(Tirmizî, Ahkâm, 4/1329; Nesâî, Zekât, 77)</p>

<p>Bir Müslüman sadece hüküm verirken değil, ölçüp tartarken, şâhitlik yaparken, hâsılı her zaman ve her hususta âdil olmalıdır. Öfkeliyken de sâkinken de adâletten ayrılmamalıdır.[3]</p>

<p>Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:</p>

<p><strong>“Ey îmân edenler! Adâleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabânız aleyhinde bile olsa Allâh için şâhitlik eden kimseler olun.&nbsp;</strong>(Haklarında şâhitlik ettikleriniz)&nbsp;<strong>zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara&nbsp;</strong>(sizden)&nbsp;<strong>daha yakındır. Hislerinize uyup adâletten sapmayın...”</strong>&nbsp;(en-Nisâ, 135)</p>

<p><strong>“Ey îmân edenler! Allâh için adâletle şâhitlik eden kimseler olunuz. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adâletten saptırmasın. Âdil davranın, zîrâ takvâya en yakışanı budur...”&nbsp;</strong>(el-Mâide, 8)</p>

<h2>ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR</h2>

<p>Adâlet, devletleri ayakta tutan temel direktir. Öyle ki; “Küfr ile pâyidâr olunur, fakat zulm ile olunmaz!” sözü bir darb-ı mesel hâline gelmiştir. Bütün idârenin adâlet ile kâim olduğunu ifâde sadedinde de; “Adâlet mülkün temelidir.” denilmiştir.</p>

<p>Adâlet, kesinlikle geciktirilmeden yerini bulmalıdır. Zîrâ en kötü adâlet, geç tecellî edendir. Sonunda, hüküm isâbetli dahî olsa, geciken adâlet de, bir nevî zulümdür. Zulüm ise en büyük hüsran sebebidir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:</p>

<p><strong>“Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.”</strong>&nbsp;(el-Cin, 15)</p>

<p><strong>“…Zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur.”</strong>&nbsp;(el-Bakara, 270)</p>

<p><strong>“...</strong>(Âhirette)&nbsp;<strong>zâlimlerin ne bir dostu ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır.”</strong>&nbsp;(el-Mü’min, 18)</p>

<p>Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de, zulmün ne büyük bir günah olduğunu şöyle ifâde buyurur:</p>

<p><em>“Âhirette cezâsını ayrıca vermekle beraber, dünyada Allah Teâlâ’nın çabucak cezâlandırmasını en fazla hak eden günahlar, zulüm ve akrabâyı ihmâl etmektir.”</em>&nbsp;(Ebû Dâvûd, Edeb, 43/4902; Tirmizî, Kıyâme, 57; İbn-i Mâce, Zühd, 23)</p>

<p>Bâzı insanlar, güzel konuşmaları ve yüksek zekâları sâyesinde, yaptıkları zulmü örtbas edebilirler. Ancak onlar hiçbir zaman kurtulduklarını zannetmemelidirler.[4]&nbsp;Bu dünyada beşerî adâletten binbir hîle ile yakayı kurtaranlar, birgün “Hâkimlerin Hâkimi” olan Allah Teâlâ’nın huzûrunda çâresizce boyun büküp hesap vermek zorunda kalacak ve neticede hüsrâna uğrayacaklardır.</p>

<p>Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- ümmetini bu hususta şöyle îkâz eder:</p>

<p><em>“Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, nâmusu veya malıyla ilgili bir hak varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyâmet günü gelmeden evvel o kimseyle helâlleşsin. Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktârınca sevaplarından alınır, (hak sâhibine verilir.) Şayet iyilikleri yoksa, zulmettiği kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.”&nbsp;</em>(Buhârî, Mezâlim 10, Rikâk 48)</p>

<p><em>“Mazlumun bedduâsını almaktan son derece sakının, çünkü onun bedduâsı ile Allah arasında bir perde yoktur.”&nbsp;</em>(Buhârî, Zekât 41, 63, Meğâzî 60, Tevhîd 1; Müslim, Îmân 29, 31)</p>

<p>Mevlânâ -kuddise sirruh-, adâlet ve zulmü, şu çarpıcı teşbihlerle îzâh eder:</p>

<p>“Adâlet nedir? Meyve ağaçlarını sulamaktır. Zulüm nedir? Dikenleri sulamaktır.”</p>

<p>“Adâleti bilmeyen kişi, kurt yavrusunu emziren keçiye benzer.”</p>

<p>Yâni besleyip büyüttüğü zulüm, gün gelir onu paramparça ederek ortadan kaldırır.</p>

<p>Fânî menfaatler uğruna adâletten ayrılanlar, kendi kuyularını kazmış olurlar. Birgün gelir içine düşerler. O hâlde, ne kadar zor da olsa, dâimâ adâlet üzere bulunmak ve doğruluktan hiçbir zaman ayrılmamak îcâb eder.</p>

<h2>İSLAM’DA ADALET ÖRNEKLERİ</h2>

<h3>Alacaklının Borçlu Üzerinde Söz Hakkı Vardır</h3>

<p>Bir adam, borç verdiği Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gelerek, gününden evvel alacağını talep etti. Bunu yaparken de, bâzı kaba ve yakışıksız sözler sarf etti. Rasûlullâh’a karşı sergilediği bu saygısız tavrı sebebiyle Ashâb-ı Kirâm, adama haddini bildirmek istediler. Lâkin Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- müsâade etmeyip:</p>

<p><strong><em>“–Bırakın! Zîrâ alacaklı kimsenin, hakkını alıncaya kadar borçlu üzerinde söz hakkı vardır.”</em>&nbsp;</strong>buyurdular. (Buhârî, İstikrâz, 7; Müslim, Müsâkât, 118-122/1600-1601)</p>

<h3>Peygamberimiz Borçlanır mıydı?</h3>

<p>Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor:</p>

<p>“Bir bedevî Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gelerek, Efendimiz’den alacağını istedi ve bunu yaparken sert davrandı. Hattâ:</p>

<p>«–Borcunu ödeyinceye kadar Sen’i rahatsız etmeye devâm edeceğim.» dedi. Ashâb-ı Kirâm, bedevîyi azarlayıp:</p>

<p>«–Yazıklar olsun sana! Sen kiminle konuştuğunu bilmiyorsun gâliba!» dediler. Adam:</p>

<p>«–Ben hakkımı talep ediyorum.» dedi.</p>

<p>Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbına:</p>

<p><em>«–Sizler niçin hak sâhibinden yana değilsiniz?»</em>&nbsp;buyurdu ve Havle bint-i Kays -radıyallâhu anhâ-’ya adam göndererek:</p>

<p><em>«–Yanında kuru hurma varsa benim borcumu ödeyiver. Hurmamız gelince borcumuzu sana öderiz.»</em>&nbsp;dedi. Havle -radıyallâhu anhâ-:</p>

<p>«–Hay hay! Babam Sana kurban olsun ey Allâh’ın Rasûlü!» dedi.</p>

<p>Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bedevîye olan borcunu ödedi ve ayrıca ona yemek ikrâm etti. (Bu tavırdan memnun kalan) bedevî:</p>

<p>«–Borcunu güzelce ödedin. Allah da Sana mükâfâtını tam versin!» diye memnûniyetini ifâde etti. Bunun üzerine Efendimiz:</p>

<p><em>«–İşte bunlar (borcunu hakkıyla ödeyenler) insanların hayırlılarıdır. İçindeki zayıfların, incitilmeden haklarını alamadıkları bir cemiyet iflâh olmaz...»</em>&nbsp;buyurdular.” (İbn-i Mâce, Sadakât, 17)</p>

<p>Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, zaman zaman borçlanırdı. Bu da ekseriyetle şu sebeplerle olurdu:</p>

<p>1. Kendisine gelen zayıf ve muhtaçların ihtiyacını karşılamak.</p>

<p>2. Beşeriyete numûne olarak borcun ne şekilde ödenmesi gerektiğini göstermek.</p>

<h3>Çocuklarınız Arasında Adâletli Davranın</h3>

<p>Nûmân bin Beşîr -radıyallâhu anhümâ- şöyle anlatır:</p>

<p>Babam beni Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e götürdü ve:</p>

<p>“–Ben, sâhip olduğum bir köleyi bu oğluma verdim.” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem:</p>

<p><em>“–Buna verdiğini diğer çocuklarına da verdin mi?”</em>&nbsp;diye sordu. Babam:</p>

<p>“–Hayır, vermedim.” dedi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:</p>

<p><em>“–O hâlde yaptığın hibeden dön!”</em>&nbsp;buyurdu. (Buhârî, Hibe 12, Şehâdât 9; Müslim, Hibât 9-18)</p>

<p>Diğer bir rivâyete göre, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:</p>

<p><em>“–Bu hibeyi çocuklarının hepsine yaptın mı?”</em>&nbsp;buyurdu. Beşîr:</p>

<p>“–Hayır, yapmadım.” dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:</p>

<p><em>“–Allah’tan korkunuz; çocuklarınız arasında adâletli davranınız!”</em>&nbsp;buyurdu. Bunun üzerine Beşîr, hibesinden döndü ve derhâl o bağışını geri aldı. (Müslim, Hibât, 13)</p>

<p>Başka bir rivâyete göre de Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:</p>

<p><em>“–Bu bağışına benden başkasını şâhit göster.”</em>&nbsp;buyurdu ve:</p>

<p><em>“–Çocuklarının sana iyilik yapmada eşit olmaları seni sevindirir mi?”</em>&nbsp;diye sordu. Beşîr:</p>

<p>“–Elbette sevindirir.” cevâbını verdi.</p>

<p><em>“–O hâlde sen de böyle yapma (onlar arasında eşit davran)!”</em>&nbsp;buyurdu. (Müslim, Hibât, 17)</p>

<h3>“Evlatlar Arasında Âdil Olun” Hadisi</h3>

<p>Sahâbînin biri Peygamber Efendimiz’in yanında otururken, yanına küçük oğlu geldi. O da çocuğu kucaklayıp öptü ve dizine oturttu. Az sonra küçük kızı da geldi. Adam onu dizine değil, yanına oturttu. Bunu gören Peygamber Efendimiz dayanamadı. Ona:</p>

<p><strong><em>“–Çocuklar arasında adâleti gözetmeli değil miydin?”</em></strong>&nbsp;buyurdu.</p>

<p>Kız ile oğlana farklı davranmamak, birini diğerine tercih etmemek gerektiğini söyledi.[5]</p>

<h3>Kıyamet Günü Kimseye Hiçbir Şekilde Haksızlık Edilmez</h3>

<p>Bir adam Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in önüne oturdu ve şöyle dedi:</p>

<p>“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Benim kölelerim var. Durmadan bana yalan söylüyor, ihânet ediyor ve baş kaldırıyorlar. Ben de onları azarlıyor ve dövüyorum. Onlar yüzünden benim durumum ne olacak?”</p>

<p>Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:</p>

<p><em>“–Onların sana karşı yaptıkları hıyânet, isyan ve yalanlar ile senin onlara verdiğin cezâ hesaplanacak, eğer senin verdiğin cezâ onların suçuna eşit olursa senin lehine ya da aleyhine bir şey yoktur. Eğer senin verdiğin cezâ, onların suçundan az ise, bu lehine fazîlet olacaktır. Eğer verdiğin cezâ, onların suçunu aşarsa o fazlalığı ödemek zorunda kalacaksın ki, bu senden kısas yoluyla alınacaktır.”</em></p>

<p>Adam bir kenara çekilerek hüngür hüngür ağlamaya başladı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:</p>

<p><em>“–Allah Teâlâ’nın;&nbsp;</em><strong>«Biz, kıyâmet günü için adâlet terâzileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez.&nbsp;</strong>(Yapılan iş,)<strong>&nbsp;bir hardal tanesi kadar dahî olsa, onu&nbsp;</strong>(adâlet terâzisine)<strong>&nbsp;getiririz. Hesap gören olarak Biz&nbsp;</strong>(herkese)<strong>&nbsp;yeteriz.»</strong>[6]<em>&nbsp;kavl-i celîlini okumuyor musun?”</em></p>

<p>Adam bunun üzerine şöyle dedi:</p>

<p>“–Vallâhi yâ Rasûlallah, hem kendim hem de onlar için birbirimizden ayrılmaktan daha hayırlı bir yol kalmadı. Şâhid olunuz, onların hepsi de hürdür.” (Tirmizî, Tefsîr, 21/3165)</p>

<p>Köle de bir insan olduğundan, İslâmî kâidelere göre sâhibi ona yediğinden yedirmeli, giydiğinden giydirmeli, ağır yük yüklememeli ve zulümde bulunmamalıdır. İslâm’ın getirdiği bu yüksek adâlet sâyesinde köle edinmek, neredeyse köle olmak mânâsına geldi ve eskiden beri devâm edegelen kölelik müessesesi tedrîcen ortadan kalktı.</p>

<h3>Müslüman Adalet Sahibidir</h3>

<p>İrbâz bin Sâriye -radıyallâhu anh- anlatıyor:</p>

<p>Rasûlullah -aleyhissalâtü vesselâm- ile Hayber Kalesi’ne inmiştik. Beraberinde ashâbından başka kimseler de vardı. Hayber’in lideri, cebbar ve mütekebbir birisi idi. Allah Rasûlü’ne gelerek:</p>

<p>“–Ey Muhammed! Sizin merkeplerimizi kesmeye, meyvelerimizi yemeye, kadınlarımızı dövmeye hakkınız var mı?” dedi.</p>

<p>Rasûlullah Efendimiz gazaplanarak:</p>

<p><em>“–Ey İbn-i Avf, atına bin ve şöyle nidâ et; «Haberiniz olsun, cennet sâdece mü’minlere helâldir, namaz kılmak üzere toplanın!»”</em></p>

<p>Cemaat toplandı. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onlara namaz kıldırdı. Sonra da ayağa kalkıp şunları söyledi:</p>

<p><em>“–Sizden biri, (rahat) koltuğuna kurulup Allâh’ın, Kur’ân’dakilerin hâricinde haramlarının bulunmadığını mı zannediyor? Haberiniz olsun, vallâhi ben nasihatte bulundum, (Kur’ân’da olmayan bâzı şeyler) emrettim, birçok şeyleri de yasakladım. Bunlar, Kur’ân’ın bir misli kadar, belki de daha fazladır.<strong>&nbsp;Allah Teâlâ Hazretleri, Ehl-i Kitâb’ın evlerine izinsiz girmenizi helâl kılmamıştır. Kadınlarını dövmenizi, borçları&nbsp;</strong>(olan cizyeyi)<strong>&nbsp;verdikten sonra meyvelerini yemenizi de helâl kılmamıştır.</strong>”&nbsp;</em>(Ebû Dâvûd, Harâc, 31-33/3050)</p>

<p>İslâm düşmanlarına karşı bile kılı kırk yararcasına bir adâleti emreden dînimiz ne yücedir! Müslüman, kâfire bile yapılsa zulümden mutlaka hesâba çekileceğini düşünerek dâimâ adâlet üzere hareket eder.</p>

<h3>"Güçsüzlerin Hakkının Güçlülerden Alınmadığı Bir Toplumu Allah Nasıl Temize Çıkarır?” Hadisi</h3>

<p>Hazret-i Ali’nin ağabeyi Câfer-i Tayyar -radıyallâhu anh-, ilk Müslümanlardandı. Mekkeli müşriklerin zulmünden kaçıp hanımıyla birlikte Habeşistan’a hicret etti. Orada yıllarca kaldı. Ancak hicretin 7. yılında Medîne’ye döndü. Bir gün Peygamber Efendimiz, Habeşistan’da gördüğü bâzı garip şeyleri anlatmasını isteyince, Câfer-i Tayyar -radıyallâhu anh- şu hâdiseyi anlattı:</p>

<p>“Bir gün oturuyorduk. Yaşlı bir râhibe yanımızdan geçti. Başında da büyükçe bir su testisi vardı. Genç bir adam bu zavallı kadını arkasından itti. Kadın iki dizinin üstüne düştü ve başındaki testi de kırıldı. Râhibe ayağa kalktı; o gence şöyle bir baktı ve:</p>

<p>«–Ey zâlim! Yarın Allah Kürsü’yü ortaya koyduğunda, gelmiş geçmiş bütün insanları bir yere topladığında, eller ve ayaklar yaptıklarını îtirâf etmeye başladığında ve mazlumun hakkını zâlimden aldığında, aramızdaki dâvânın nasıl hâlledildiğini göreceksin!» dedi.</p>

<p>Bu sözleri duyunca, Peygamber Efendimiz, azı dişleri görünecek şekilde tebessüm etti ve:</p>

<p><em>«–Kadın doğru söylemiş. Evet, doğru söylemiş. Güçsüzlerin hakkının güçlülerden alınmadığı bir toplumu, Allah nasıl temize çıkarır!»</em>&nbsp;buyurdu.” (İbn-i Mâce, Fiten, 20; Ebû Ya’lâ,&nbsp;<em>Müsned</em>&nbsp;(Esed), IV, 7-8; İbn-i Hibbân,&nbsp;<em>es-Sahîh</em>&nbsp;(Arnaût), XI, 443-444)</p>

<h3>Gökler ve Yerler Adaletle Ayakta Durur</h3>

<p>Hayber zaferinden sonra Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Abdullah bin Revâha’yı oraya gönderirdi. Abdullah bin Revâha da, alınması gereken hurma miktârını tahmin edip bunu tahsil ederdi. Hayber arâzîsini işleyen yahûdîler, Abdullâh’ın tahminde gösterdiği titizlik sebebiyle rahatsız oldular. Hattâ bir ara kendi lehlerine müsâmahalı davranması için rüşvet teklif ettiler. Kadınlarının süs eşyalarından onun için biraz mücevherât topladılar ve:</p>

<p>“–Bunlar senin, taksim esnâsında bizim lehimize davran ve bize göz yum!” dediler. Abdullah ise onlara:</p>

<p>“–Vallâhi birçok menfîlikleriniz sebebiyle size duyduğum buğz, size karşı âdil davranmama mânî olamaz. Sizin bana teklif ettiğiniz rüşvettir. Rüşvet ise haramdır, biz onu yemeyiz!” dedi. Yahûdîler, Abdullah -radıyallâhu anh-’ı takdîr edip:</p>

<p>“–İşte bu adâlet ve doğrulukla gökler ve yer nizâm içinde ayakta durur.” dediler. (<em>Muvatta</em>, Müsâkât, 2)</p>

<h3>Adaletle Hükmeden Yöneticiler</h3>

<p>Müslümanlar, Bizans Kralı Hirakl’in büyük bir orduyla üzerlerine gelmekte olduğu haberini alınca, Humus ahâlîsine, ödedikleri vergileri iâde ettiler ve:</p>

<p>“–Biz şu anda bir saldırıya mâruz kaldığımız için sizi muhâfaza ve müdâfaa etme imkânından mahrumuz. (Bu vergileri ise sizi muhâfaza karşılığında almıştık). Siz artık işinizde serbestsiniz, dilediğiniz gibi hareket edebilirsiniz.” dediler.</p>

<p>Humus ahâlîsi:</p>

<p>“–Vallâhi sizin idâreniz ve adâletiniz, bizim için daha önce içinde bulunduğumuz zulüm ve zorbalıktan daha iyidir. Sizin vâlinizle birlikte şehri Hirakl’e karşı müdâfaa edeceğiz.” dediler.</p>

<p>Yahûdîler de kalkıp:</p>

<p>“–Tevrât’a yemin olsun ki biz mağlûb olup perişan olmadıkça Hirakl’in vâlisi, Humus şehrine giremez.” dediler.</p>

<p>Şehrin kapılarını kilitlediler ve düşmana karşı şehri müdâfaa ettiler.</p>

<p>Kendileriyle sulh yapılmış olan diğer şehirlerin Hristiyan ve Yahûdî ahâlisi de aynı şekilde hareket ettiler ve:</p>

<p>“–Şayet Rumlar ve onlara tâbî olanlar Müslümanlara gâlip gelirse, biz yine eski zulüm ve zorbalık günlerine geri döneriz. Eğer Müslümanlar gâlip gelirse önceki anlaşmamız üzere onlarla birlikte oluruz.” dediler.</p>

<p>Allah Teâlâ, kâfirleri hezîmete uğratıp Müslümanlara zafer bahşedince de, şehirlerini Müslümanlara açtılar, oyuncularını çıkararak sevinç gösterilerinde bulundular ve vergilerini ödediler.[7]</p>

<p>İslâm ordusu bu adâleti yalnız Humus’ta değil, önce fethedip sonra çekilmek zorunda kaldığı bütün beldelerde tatbik etmiştir. Meselâ, Plevne kaybedildiği zaman Gâzi Osman Paşa, Hristiyan halktan, onları muhâfaza mukâbilinde aldığı cizyeleri iâde etmiştir.</p>

<h3>Sultan ve İnek Kıssası</h3>

<p>Abdullah bin Abbâs -radıyallâhu anhümâ- anlatıyor:</p>

<p>Sultanlardan biri kıyâfet değiştirip ülkesini dolaşmaya çıktı. Bir köylüye misâfir oldu. Adam tek ineğinin sütüyle geçiniyordu. Ama bu inek birçok inek kadar süt veriyordu. Sultan, ben bu ineği alıp sarayıma götüreyim, diye düşündü.</p>

<p>Sabahleyin ineği yine çobana teslim edip otlatmaya gönderdiler. Akşam olup da ineği sağınca, her zaman verdiği sütün yarısı kadar süt verdiğini hayretle gördüler. Buna en çok köylü kıyâfetindeki sultan şaşırdı ve ineğin sâhibiyle konuşmaya başladı:</p>

<p>“–Çoban ineği bugün başka bir yerde mi otlattı?”</p>

<p>“–Hayır, her zamanki otlağa götürdü.”</p>

<p>“–Hayvancağız her zaman içtiği sudan başka bir su mu içti?”</p>

<p>“–Hayır, içmedi.”</p>

<p>“–Öyleyse sütü niye yarıya düştü?”</p>

<p>İnce bir idrâke sâhip olan köylü şunları söyledi:</p>

<p>“–Öyle sanıyorum ki, sultanımız bu ineği kendine almayı düşündü.&nbsp;<strong>Bir devlet başkanı halkına zulmeder veya zulmetmeyi aklından geçirirse o memlekette bereket kalmaz.</strong>”</p>

<p>Sultan şaşırdı ve:</p>

<p>“–Sen sultânı nereden tanıyorsun?” diye sordu. Köylü bildiğinin doğruluğundan emindi:</p>

<p>“–Bu iş böyle olmalıdır.” dedi.</p>

<p>Sultan böyle bir haksızlığı düşündüğüne pişman oldu. Kendi kendine; “Allâh’ım! Kimseye zulmetmeyeceğim. Bu ineği de kesinlikle almayacağım.” diye söz verdi.</p>

<p>Ertesi akşam inek sağılınca, yine her zamanki gibi bol miktarda süt verdiği görüldü.[8]</p>

<h3>Adaletle Hükmeden Halife</h3>

<p>Mâlik bin Dinar -rahmetullâhi aleyh- anlatır:</p>

<p>“Ömer bin Abdülaziz hilâfet makâmına geçtiği zaman, dağlardaki çobanlar:</p>

<p>«–İnsanların idâresini sâlih bir kimse üstlendi.» dediler. Onlara:</p>

<p>«–Bunu nereden bildiniz?» diye soruldu. Onlar da:</p>

<p>«–Hayvanlar bile huzur ve sükûn içinde...» dediler.”</p>

<p>Muhammed bin Uyeyne -rahmetullâhi aleyh- de şöyle der:</p>

<p>“Ömer bin Abdülaziz halîfe iken Kirman’da koyun güderdim. Halîfenin rûhâniyet ve adâletinden dolayı bana koyunlar ile kurtlar âdeta birlikte dolaşır gibi görünürdü. Bir gece ansızın kurtların koyunlara saldırdığını gördüm. Şaşırdım. Sanki dünya, bütün huzur ve sükûnunu kaybediyor gibiydi. İçimden:</p>

<p>«Şu âdil ve Hak dostu halîfe ölmüş olmalı!» dedim. Araştırdım, Ömer bin Abdülaziz’in o gece vefât ettiğini öğrendim.”</p>

<h3>Hak Dostunun Verdiği Adalet Dersi</h3>

<p>Bir kimse Hak dostlarından birinin yanında zâlim Haccâc’a, zulmü sebebiyle hakâret etmişti. Hak dostu ona şu dersi verdi:</p>

<p>“–Ona hakârette o kadar ileri gitme! Zîrâ Cenâb-ı Hak, malına ve canına kıydığı kimselerden dolayı Haccâc’a cezâ verecektir. Fakat iş bu kadarla kalmaz. Sonra Cenâb-ı Hak, Haccâc’ın hakkını alarak onun haysiyetine tecâvüz edenlere de cezâlarını verir.”</p>

<p>Yâni bir kul zulme uğrar, sonra kendisine zulmedene o kadar hakâret eder ve kötü şeyler söyler ki, zâlimin günâhı seviyesine çıkar. Hattâ daha da ileri gittiği için zâlimin ondan alacağı olur ve bu sebeple mazluma kısas yapılır.[9]</p>

<p>Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:</p>

<p><strong>“...Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah müttakîlerle beraberdir.”</strong>&nbsp;(el-Bakara, 194)</p>

<p><strong>“Eğer cezâ verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle cezâ verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır.”</strong>&nbsp;(en-Nahl, 126)</p>

<h3>Sultanlığı Bırakan Hak Dostu</h3>

<p>Bir gün Telemsan pâdişâhı Sultan Yahyâ, saray erkânı ile birlikte şehri dolaşmaya çıkmıştı. Onun ve etrafındakilerin debdebe ve ihtişâmı karşısında gözleri kamaşan halk da, Sultân’a hürmet için korkuyla ayağa kalkıp; “Pâdişâhım çok yaşa!” diyerek alkışlamaya başladılar. Ancak sultânın gözüne bu kalabalıktan ziyâde az ileride yalnızlığı tercîh etmiş, kayıtsız, dünyadan âzâde, nûru etrafını parıldatan bir kimse ilişti. Yanındakilere o nûr yüzlü garibin kim olduğunu sorunca:</p>

<p>“–Sultânım, o, meşhur Tunuslu Şeyh’tir. Bir mağarada ve inzivâ hâlinde yaşar.” dediler. Sultan, binbir merak içinde atını Tunuslu Şeyh’in yanına sürdü ve içini kemiren bir suâli ona sormak istedi:</p>

<p>“–Üzerimdeki şu ipekli elbise ile namaz kılmak câiz midir?” dedi. Tunuslu Şeyh, bu suâle cevap vermek istemeyip, onu sarayındaki ulemâdan sormasını istediyse de Sultân’ın ricâ ve ısrarları üzerine şöyle dedi:</p>

<p>“–Bir köpek düşününüz ki, bir hayvan ölüsü bulmuş ve onu tıka basa yeyip içini dışını pisliğe bulaştırmış olduğu hâlde, bevlederken kirlenmemek için ayağını havaya kaldırmak sevdâsındadır!..”</p>

<p>Sultan kızdı:</p>

<p>“–Ne demek istiyorsunuz?!” dedi. Şeyh:</p>

<p>“–Şunu demek istiyorum ki, sizin mideniz ve cisminiz en ağır haram yükleri, zulüm ve kul hakları ile doludur. Böyleyken siz tutup ipekli elbise ile namaz kılmanın câiz olup olmadığını soruyorsunuz?” dedi. Bu hikmetli sözler, Sultân’ın gönlüne derinden tesir etti. Bu tesir bereketiyle derhal üzerindeki sırmalı elbiseleri çıkarıp attı. Sonra belindeki kılıcı fırlattı ve kendisine şaşkınlıkla bakan halka:</p>

<p>“–Müslümanlar! Haklarınızı helâl ediniz ve kendinize bir pâdişah bulunuz!” diyerek Tunuslu Şeyh’in peşinden gitti ve onun sâdık bir talebesi oldu.</p>

<p>Sultan Yahyâ, Şeyh Hazretleri’nin mânevî terbiyesinde o derece büyük bir makam elde etti ki, Tunuslu Şeyh, halkın kendisinden duâ talebi olduğu zaman şöyle demeye başladı:</p>

<p><strong>&nbsp;“–Duâyı Yahyâ’dan isteyiniz; zîrâ onun yerinde ben olsaydım, onun yaptığını yapamazdım... Eğer sultanlar, onun eriştiği saâdet hazinesini bilselerdi, onlar da Yahyâ gibi her şeylerini fedâ ederlerdi.”</strong></p>

<h3>Bahâeddin Veled’in Sultân Alaaddin Keykubad’a Nasihati</h3>

<p>Selçuklu Sultânı Alaaddin Keykubad, şehrin kalesini tamamladığında, Hazret-i Mevlânâ’nın babası Bahâeddin Veled’den teberrüken kaleyi görmesini ve kale hakkındaki fikrini beyân etmesini ricâ eder. Bahâeddin Veled Hazretleri, gidip yapılanları görür ve şöyle der:</p>

<p>“–Kaleniz, sel felâketlerini, düşman akınlarını önlemek için fevkalâde güzel ve kuvvetli görünüyor. Lâkin sen, idâren altındaki mazlumların, ezilen insanların bedduâ oklarına karşı hangi tedbiri aldın? Çünkü onların bedduâ okları, yalnız senin kalen gibi bir kaleyi değil, yüzbinlerce kale burcunu deler geçer ve dünyayı harâbeye çevirir.</p>

<p>En iyisi sen, adâlet ve iyilikten kale burçları yap ve sâlihlerden, hayırlı duâ askerleri teşkîl etmeye gayret et. Böylesi senin için surlardan daha emindir. Zîrâ halkın ve dünyanın güven ve huzuru o duâ askerleriyle sağlanır.”</p>

<h3>Yıldırım Beyazıt’ın Adaleti</h3>

<p>Dış siyâsette birçok başarılar sergileyen Yıldırım Beyazıt Han, Anadolu birliği yolunda da büyük adımlar attı. Beyliklerin en büyüğü olan Karamanoğulları’nın büyük bir kısmını Osmanlı’ya ilhâk etti. Ancak bu ilhâk, ahâlînin kendi isteğiyle gerçekleştirilmişti. Nitekim 15. asırda yaşayan Osmanlı tarih yazarı Âşık Paşazâde bu hakîkati şöyle anlatır:</p>

<p>“...Beyazıt Han, Konya önlerine geldiğinde, şehrin kapıları kapatıldı. Ancak harman vakti olduğundan Konya ovasında her tarafta arpa ve buğday yığınları vardı. Halk, telâşla kaleye sığındığı için bunları içeri alabilmeleri mümkün olmamıştı. Bunu gören Yıldırım Hân’ın askerleri, hisar dibine yaklaşarak Konya halkına seslendiler:</p>

<p>“–Gelin, bize arpa ve buğday satın; atlarımıza yedirelim!” dediler. Halk bu teklife çok şaşırdı, bir anlam veremedi. Birkaç kişi:</p>

<p>“–Bakalım dedikleri doğru mu?” diyerek kaleden çıkıp Osmanlı ordusunun yanına geldi. Durumdan haberdar olan Beyazıt Han, her ihtimâle karşı askerlerine şu tâlimâtı verdi:</p>

<p><strong>“–Bunlar bizim Müslüman kardeşlerimizdir. Sakın ola kimseye zulmetmeyin! Kul hakkına riâyetkâr olun; arpa sâhipleri, kendi gönül rızâlarıyla satsınlar!..”</strong><em>&nbsp;dedi.</em></p>

<p>Böylece gelenler, kendi arzuları istikâmetinde ve talep ettikleri fiyata satış yaptılar. Akçelerini de alarak hiç ummadıkları büyük bir memnûniyetle kaleye döndüler. Konya halkı, bu göz yaşartan adâlet ve insanlığı görünce, şehrin kapılarını kendi istekleriyle ardına kadar açtı ve Osmanlı’yı içeriye buyur etti. Bu hâdiseyi duyan etraftaki diğer bâzı şehirler de, elçiler gönderip Osmanlı’yı beldelerine dâvet ettiler:</p>

<p>“–Buyrun, gelin! Şehirlerimizi sizler idâre edin!” dediler.</p>

<h3>Adaletten Sapan Paşanın Tövbesi</h3>

<p>Fâtih, adâlete ve adâleti tevzî eden kadılara çok ehemmiyet verir, onların hakkı ve hukûku tenfîz edebilmeleri için kendilerine dâimâ yardımcı olurdu. Bu husustaki şu misâl çok ibretlidir:</p>

<p>Devrin ricâlinden Dâvûd Paşa, yaptığı bir haksızlıktan dolayı Edirne kadısına şikâyet edilmişti. Kadı efendi, Dâvûd Paşa’yı bu işten vazgeçmesi için önce îkâz etti. Ona alacağı cezâyı bildirdi. Aralarında bir münâkaşa çıktı. Bu münâkaşada ileri giden Dâvûd Paşa, kadı efendiye birkaç tokat attı. Bunu haber alan Fâtih:</p>

<p><strong>“Adâletin hizmetkârı olan kadıyı döven kimse, dîni tahkîr etmiş ve harâb etmiş olur...”</strong>&nbsp;diyerek, Dâvûd Paşa’yı ağır şekilde cezâlandırdı.</p>

<p>Dâvûd Paşa, maddî ve mânevî ıztırâbından yataklara düştü. Nihâyet tevbe edip pişman oldu. Allâh’ın emirlerine bir daha karşı çıkmayacağına ve böyle bir kusur işlemeyeceğine dâir söz verdi. Bundan sonra Fâtih’le aralarında yeniden yakınlık peydâ olup vezirlik pâyesine kadar yükseldi. Daha sonra 2. Beyazıt zamanında, vezîr-i âzam oldu.</p>

<h3>Yavuz Sultan Selim’in Adaleti</h3>

<p>Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi esnâsında vukû bulan ehemmiyetli hâdiselerden biri şöyledir:</p>

<p>Sefer üzere olunduğundan birtakım masraflara hazineden henüz para ulaştırılamamış ve zengin bir bezirgândan borç alınmıştı. Daha sonra hazineden para geldi ve defterdar da alınan bu borcu sâhibine takdim etti. Ancak adam, defterdâra şöyle bir teklifte bulundu:</p>

<p>“–Servetim hayli çoktur. Bir oğlumdan başka kimsem de yoktur. Kabûl ederseniz, verdiğim paramı hazineye bağışlayayım. Buna mukâbil siz de benim oğluma devlet kapısında bir iş verin!..”</p>

<p>Defterdar, bu talebi Sultân’a arz edince Yavuz, son derece öfkelendi ve muhâtabına hiddetle haykırdı:</p>

<p>“–Bana getirdiğin şu usûlsüzlük teklifi sebebiyle, yemin ederim ki seni de teklif sâhibini de katlettirirdim. Fakat&nbsp;<strong>«Sultan Selim, parasına tama’ ettiği için bezirgânı ve defterdârı öldürttü.»</strong>&nbsp;demelerinden çekinirim. Tez bezirgânın parasını iâde edin ve bir daha huzûruma böyle kanuna muhâlif şeyler getirmeyin!”</p>

<p>Sultân’ın bu tavrının ardından yapılan tahkîkatta bezirgânın bir Yahûdî olduğu tespit edilmiş ve devlet merkezinden uzaklaştırılmıştır.</p>

<h3>Dillere Destan Türk Adaleti</h3>

<p>Lehistan’da;&nbsp;<strong>“Osmanlı atları Vistül Nehri’nden su içmedikçe, bu ülke hürriyet ve istiklâle kavuşamaz!”</strong>&nbsp;sözü, ecdâdımızın adâletini gösteren bir darb-ı mesel hâline gelmişti. Gerçekten Lehistan, yâni Polonya, târihte üç defâ istiklâline kavuşmuştur ki, bunlar da hep Türk atlarının Vistül Nehri’nden su içtiği zamanlarda olmuştur.</p>

<p>Bu yönüyle Osmanlı, başka milletlerin tercih ettiği bir devlet hüviyetinde olmuştur. Nitekim Fâtih’in askerleri surları zorlarken, Bizans asillerinden olan Hristiyan Grandük Notaras’ın, Ayasofya’daki bir müzâkerede Papa’dan yardım talep edilmesi teklîfine karşı sarf ettiği şu ifâde meşhurdur:</p>

<p><strong>“İstanbul’da kardinal serpuşu (şapkası) görmektense, Türkler’in sarığını görmeyi tercih ederim!..”</strong></p>

<h3>Hristiyanların Osmanlı’ya Bağlılığı</h3>

<p>Nâil oldukları âdil muâmele sebebiyle Hristiyan tebaanın devlete bağlılığını gösteren şu misâl ne kadar ibretlidir:</p>

<p>Kânûnî’nin bir Macaristan seferinde bâzı Macarlar, Alman imparatorunun menfaati istikâmetinde Sultân’ı zehirlemek istediler. Sultân’ın husûsî aşçısı Ermeni Manuk’u Hristiyanlık adına kandırmaya çalıştılar. Ancak Ermeni aşçı, adâletine ve insânî duygularına hayran olduğu Kânûnî için yapılan bu çirkin teklifi, büyük bir sadâkat örneği göstererek şiddetle reddetti.</p>

<h3>Kanuni Sultan Süleyman’ın Adaleti</h3>

<p>Kânûnî’nin Avusturya’ya yaptığı seferlerin birinde idi. Ordu düşmana doğru ilerlerken, gayr-i müslimlerin köylerinden de geçiliyordu. Kânûnî, mola verdiği bir sırada Hristiyan bir köylü, huzûruna geldi ve:</p>

<p><strong>“–Sultânımız! Askerlerinizden birisi bağımdan üzüm koparmış ve yerine de parasını asmış! Size teşekkür ve tebrîke geldim.”</strong>&nbsp;dedi.</p>

<p>Bunun üzerine Kânûnî Sultan Süleyman Han, derhal o askeri buldurtup seferden menetti. Buna hayret eden Hristiyan köylüye de şöyle dedi:</p>

<p><strong>“–Askerin hâli, zafer ve nusretin ilk adımıdır. Eğer o asker, parayı üzümünü aldığı asmaya bağlamamış olsaydı, bu ordunun adı zâlimler ordusu olurdu ve o askerin kellesi giderdi. O parayı asmaya bıraktığı için kellesini kurtardı, ancak sâhibinden izinsiz mal aldığı için seferden men cezâsına çarptırıldı.”</strong></p>

<p>Bu seferin dönüşünde Kânûnî’nin karşısına bir ihtiyar kadın çıktı. Pâdişâhın atının dizginlerini tutarak:</p>

<p><strong>“–Senden dâvâcıyım!..”</strong>&nbsp;dedi. Sultan:</p>

<p><strong><em>“–Beni kime dâvâ edeceksin?”</em></strong>&nbsp;diye sordu. Kadın:</p>

<p><strong><em>“–Sultânım, seni ilâhî mahkemede dâvâ edeceğim. Çünkü askerlerin bilerek veya bilmeyerek tarlamı çiğnedi. Ekinlerim mahvoldu.”</em></strong>&nbsp;dedi.</p>

<p>Sultan buna çok üzüldü. Başını önüne eğdi. Gözlerinden yaş damlaları dökülmeye başladı. Kadının gönlünü hoş edip helâlleşti.</p>

<p>***</p>

<p>Kânûnî’nin, tebaasına karşı gösterdiği adâletin şu tezâhürü ne kadar takdîre şâyandır:</p>

<p>Mısır vâlisi Mehmed Paşa, İstanbul’a gönderilen yıllık tahsisâtı, bir defâsında belirlenen miktardan fazla olarak göndermişti. Bu durum üzerine Kânûnî, beklendiği gibi vâliyi takdîr ve tebrîk etmedi. Aksine şüphe ve hiddetle:</p>

<p>“–Acep bu paşa, bizim gözümüze girmek için Mısır ahâlîsine ağır külfetler mi yükleyip bu kadar para topladı? Böyle ise halka zulmetmiş demektir!” diyerek paşayı İstanbul’a çağırttı.</p>

<p>Kânûnî, paşayı ciddî bir sorgulamadan geçirdi. Neticede paşanın yaptığı îzahları zâhiren kabûl ettiyse de, kalben mutmain olmadığı için Mısır’dan gelen vâridâtın fazlasını su kemerleri tâmirâtı gibi umûmî hayır hizmetlerine aktardı.</p>

<h2>MÜSLÜMAN ADİL OLMALIDIR</h2>

<p>Velhâsıl zulüm, her ne kadar parlak görünse de sonu zifiri karanlıktır. Adâlet de her ne kadar zor görünse de nihâyeti nûrlu ve huzurludur. Her zaman, her yerde ve herkese karşı âdil olan bir Müslüman, Allâh’ın ve kullarının sevgisini kazanır, iki cihanda da azîz ve bahtiyâr olur.</p>

<p>Nefislerine uyarak adâletten ayrılanların ise hiçbir şey elde etmeleri mümkün değildir. Aldatıcı ve geçici bâzı menfaatler sağlasalar bile bu, nihâyetinde zarar, pişmanlık ve hüsrandan başka bir şey getirmez.</p>

<p>Dipnotlar:</p>

<p>[1]&nbsp;Bkz. Tirmizî, Deavât, 82/3507.&nbsp;[2]&nbsp;Bkz. el-Hucurât, 9.&nbsp;[3]&nbsp;Bkz. Heysemî, I, 90.&nbsp;[4]&nbsp;Bkz. Buhârî, Şehâdât 27, Hıyel 10, Ahkâm 20; Müslim, Akdiye 4.&nbsp;[5]&nbsp;Tahâvî,&nbsp;<em>Şerhu Meâni’l-Âsâr,</em>&nbsp;Beyrut 1987, IV, 89; Beyhakî,&nbsp;<em>Şuab</em>, VII, 468; Heysemî, VIII, 156.&nbsp;[6]&nbsp;El-Enbiyâ, 47.&nbsp;[7]&nbsp;Belâzurî,&nbsp;<em>Fütûhu’l-Büldân,</em>&nbsp;Beyrut 1987, s. 187.&nbsp;[8]&nbsp;Beyhakî,&nbsp;<em>Şuab,</em>&nbsp;VII, 53; Süyûtî,&nbsp;<em>ed-Dürrü’l-Mensûr,&nbsp;</em>Beyrut 1993, II, 76-77.&nbsp;[9]&nbsp;Babanzâde Ahmed Naîm,&nbsp;<em>İslâm Ahlâkının Esasları,</em>&nbsp;İstanbul 1963, s. 86.</p>

<p>Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 2, Erkam Yayınları</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Jun 2025 00:15:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR BİLGEDEN HAYAT DERSİ</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bir-bilgeden-hayat-dersi-222</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bir-bilgeden-hayat-dersi-222</guid>
                <description><![CDATA[BİR BİLGEDEN HAYAT DERSİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir Bilgeden Hayat Dersi</p>

<p>Bir bilge, kumun üzerine uzun bir çizgi çizer.<br />
Yanına gelen genç delikanlıya döner ve der ki:<br />
"Bu çizgiyi kısalt ama silmeden, kırmadan."</p>

<p>Delikanlı ne kadar uğraşırsa uğraşsın, başaramaz.<br />
En sonunda pes eder.<br />
Bilge eline çubuğu alır, ilk çizginin yanına daha uzun bir çizgi çizer.<br />
Sonra şöyle der:</p>

<p>"Bak, şimdi o çizgi kısaldı.<br />
Hayatta böyledir evlat...<br />
Düşmanlıkla, kıskançlıkla uğraşmana gerek yok.<br />
Sen kendini geliştir, büyüt, ilerle.<br />
Geride kalanlar zaten küçülecek."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 May 2025 22:15:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ADEM&#039;E SECDENİN MAHİYETİ</title>
                <category>Mehmet BAYCAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/ademe-secdenin-mahiyeti-221</link>
                <author>baycan@6317haber.com (Mehmet BAYCAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/ademe-secdenin-mahiyeti-221</guid>
                <description><![CDATA[ADEM'E SECDENİN MAHİYETİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kuran'ı Kerim'de farklı sürelerde 50 den fazla ayette secde etmekten bahsedilir. "Secde" kelimesi bu ayetlerin hepsinde aynı anlamda kullanılmamıştır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;"Rahman'a secde edin", "Allah'a rüku ve secde edin", "Rabbiniz'e secde ve ibadet edin" gibi birçok ayette secde etme; alnı yere koyarak "Yüce olan Rabbim (her türlü kusurdan) münezzehtir" diyerek Allah'ı tesbih etmektir.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;"Ey iman edenler, rüku edin secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin, umulur ki kurtuluş bulursunuz." (Hac 77). Ayetinde emredildiği gibi.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Kuran'ı Kerim de 40 kadar ayette bu şekilde secdenin sadece Allah'a yapılacağı emredilir.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Secde kelimesi geçen diğer ayetlerde ise "Ağaçların secdesinden", "Şehre kapısından secde ederek (boyun eğerek) girin", " Göklerde ve yerde ne varsa, sabah akşam isteristemez, kendileri de gölgeleri de Allah'a secde ederler. " gibi ayetlerde de farklı bir secde konu edilir. Bu secdeler namaz ibadetindeki rüku ve secdeler gibi bir secde değildir.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Buradaki secde kelimesi; Allah'ın emrine amade olmak, itaat etmek, Allah'ın dilemesiyle görevi ne ise onu yapmak gibi manalar içerir. İbadetle sorumlu tutulmayan varlıkların fıtrata uygun davranması secde kelimesinin (boyun eğme, emre itaat etme) anlamıyla ifade edilmektedir.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Birde hususen Adem'e secde edin emri var ki, Bakara Suresi'nde, Araf Suresi'nde Taha Suresi'nde tekrarlanan farklı ayetlerle Adem'e secde emredilir.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;" Hani Meleklere "Adem için (secde edin) saygıyla eğilin" demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen (secde etti) saygıyla eğilmişlerdi. İblis bundan kaçınmış, büyüklük taslamış ve kafirlerden olmuştu." (Bakara 34, Diyanet meali)<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Bu ayetteki secde kelimesini; itaat etmek, emrine amade olmak, değerini takdir etmek, üstünlüğünü kabul etmek ve saygı göstermek olarak anlamamız gerekiyor. Böyle anlamaz da Allah'a yapılan secde gibi anlarsak, Allah'a şirk koşmuş oluruz.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Zira Allah'a yapılan secdenin aynısı bir sefere mahsus Adem'e de yapılmıştır demek bile bir defaya mahsus şirk koşulmasına Allah izin verdi anlamını taşır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Allah sadece zatına yapılmasını emrettiği secdeyi yarattığı mahluk için de emretmiş olabilir mi?<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Haşa! Olur diyecek olursak, İblis hariç diğer melekler Adem'e secde etmek suretiyle Allah'a eş koşmuş sadece İblis eş koşmamış anlamı çıkmaz mı?<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Oysa bu ayette ve diğer ayetlerde Adem'e secde edin ifadesi; Yüce Allah'ın meleklere ve cinlere hitaben bir halife yaratacağım dediği insanın halifelik yönüyle ve fıtrat olarak meleklerden ve cinlerden üstün olduğunu bildirmek için meleklere ve cinlere, Hz. Adem'e boyun eğin, önünde eğilin, değerini takdir edin, üstünlüğünü kabul edin ve saygı gösterin mahiyetinde gerçekleştirilen bir selamlamadır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;İlkbaştan Adem'i secde etmeye layık bir varlık olarak görür ve öyle değer atfederseniz. "Allah dostu", "Gavs", "Kutup", "şeyh", "Hoca" vs. Sıfatlarla isimlendirdiğiniz insana bir takım uydurma kerametler yükleyerek Allah'a ulaşmada aracı kılar ilahlaştırırsınız.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Size zatını; "Din gününün tek sahibi" olarak tanıtan, sadece kendisine rüku ve secde ederek ibadet edip kendisinden yardım isteyeceğiniz mabut olarak tanıtan, size şahdamarınızdan daha yakınım diyen Allah, melek ve cinlerine kendisinden başkası için secde etmeyi emretmiş olabilir mi ?<br />
&nbsp; &nbsp; Allah size uzak değil, içinizdekini gizleseniz de açığa vursanızda Allah onu bilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 May 2025 20:43:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/02/mehmet-baycan-1739451240.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>23 NİSAN&#039;IN ÖNEMİNE DAİR</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/23-nisanin-onemine-dair-220</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/23-nisanin-onemine-dair-220</guid>
                <description><![CDATA[23 NİSAN'IN ÖNEMİNE DAİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><br />
İstanbul, Misak-ı Millî’den rahatsız olan İngilizler tarafından 16 Mart 1920 tarihinde resmen işgâl edilir. Şehzâdebaşı Karakolu basılarak uyuyan askerlerin üzerine ateş açılması sonucu 5 asker şehit olur. Harbiye eski Nâzırı Mersinli Cemâl Paşa giyinmesine bile fırsat verilmeden evinden alınırken yeni Harbiye Nâzırı Fevzi (Çakmak) Paşa’nın odasına giren İngiliz askerleri Paşa’nın göğsüne süngü dayadılar.<br />
İngilizler tarafından, İstanbul’un işgalinin ardından uygulamaya konulan bir diğer faaliyet de, daha önceden de örnekleri görülen, önde gelen Kuva-yı Milliyecileri ve onlara taraftar ve yardımcı olduklarına inandıkları kişileri tutuklamak ve Malta’ya sürmek olmuştur. Bu çerçevede, aralarında eski Harbiye Nâzırı Mersinli Cemâl Paşa ile eski Bahriye Nâzırı Rauf Bey de dâhil olmak üzere 14 mebusun da bulunduğu 150 kadar Türk devlet adamı ve aydını tutuklanarak Malta’ya sürüldü.&nbsp;<br />
18 Mart 1920 tarihinde son Osmanlı Mebûsan Meclisi, İstanbul’da son toplantısını yapar. Üyelerinden bazılarının zor kullanılarak tutuklanması nedeniyle, mebusların, görevlerini serbestçe yerine getirme imkânı kalmadığına ilişkin bir protesto kararını oybirliğiyle kabul ettikten sonra çalışmalarını süresiz olarak durdurma kararı verir. Bir daha da toplanmaz.&nbsp;<br />
İstanbul’un işgâli, Meclisin dağılması, millî direnişle ilgili sanılan şahısların ve sonra da ülke dışına götürülerek hapsedilmeleri Türk istiklâline vurulmuş son bir darbe oldu. Bu darbe üzerine İstanbul’da artık milleti temsil eden otorite kalmamıştı.&nbsp;<br />
İstanbul’un işgâli üzerine Mustafa Kemâl Paşa, aynı gün, yabancı devlet temsilcilerine gönderilmek üzere hazırladığı protesto metnini Antalya’da bulunan İtalyan Temsilciliği aracılığıyla bütün dünyaya duyurur. Yine aynı gün, İstanbul'u tamamen saf dışı etmek, Heyet-i Temsiliye'yi geçici bir hükûmet gibi çalıştırarak, Ankara'da millî iradeyi gerçekleştirecek bir meclis toplamak üzere harekete geçerek, bir yandan askerî ve mülkî erkâna peşpeşe telgraflar çektirirken, diğer yandan da işgâli prostesto eden telgrafların işgâl makamlarına gönderilmesini ister ve alınması gereken önlemleri bildirir.&nbsp;<br />
Madem ki artık memleketin mukadderatına el koyacak bir makam yoktu, o hâlde bunu tesis etmek lazımdı. Bunun için de Ankara'da milletin temsilcilerinden ibaret olağanüstü yetkiye sahip bir meclis kurmak ve milletin idaresini bu meclise vermek gerekiyordu. Mustafa Kemâl Paşa, 19 Mart 1920 tarihinde Temsil Heyeti adına, illere, sancaklara ve kolordu komutanlıklarına bir genelge göndererek Olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin Ankara’da toplanması kararını ilgililere duyurdu ve yeni seçimlerin yapılmasını istedi. Bu genelgede, İstanbul’dan Anadolu'ya geçen milletvekillerinin haklarının saklı tutulacağı da bildiriliyordu.&nbsp;<br />
İtilaf Devletleri, Anadolu’daki Millî Mücâdeleyi suçlayan bir bildiri hazırlanmasını isteyince Sadrazam Salih Paşa görevde kalamayacağını anladı ve 2 Nisan 1920 tarihinde istifa etti. Görev, Tevfik Paşa’ya teklif edildiyse de o kabul etmedi. Bu gelişmelerin ardından 5 Nisan 1920 tarihinde Damat Ferit Paşa’yı yeniden Sadrazamlığa getirildi.&nbsp;<br />
Saray ve İstanbul Hükûmeti, Mütefik İşgal Ordusu Komutanının, İngiliz, Fransız ve İtalyan Yüksek Komiserlerinin isteklerini yerine getirerek durumu idare etmeye çalışıyordu. Mebûsan Meclisi, 11 Nisan 1920 tarihinde Sultan Vahidettin’in kararıyla dört ay içinde tekrar toplanmak kaydıyla kapatıldı. Dağılan Meclisin birçok üyesi de Ankara’ya giderek Büyük Millet Meclisi (BMM)’ne katıldı.&nbsp;<br />
Sultan Vahidettin’in Mebûsan Meclisi için fesih kararını almasında, Meclisin Anadolu’da toplanabileceği endişesi önemli rol oynamıştı. Osmanlı yönetiminin aldığı bu karar, Osmanlı meşrûtî hayatında yeni bir dönemi ifade eder. Artık İstanbul merkezli meclislerin yerini Ankara merkezli meclisler alacaktır. Anadolu’da yürütülen Millî Mücâde’lenin gerçekleştirilmesi de BMM ile olacaktır.<br />
Mustafa Kemâl Paşa’nın askerî birlikler ile vilayetlere göndermiş olduğu 21 Nisan 1920 tarihli telgrafta, Meclisin toplanmasının maksadının, memleketin bağımsızlığını sağlamak, Hilafet ve Saltanat makamını düşmanların elinden kurtarmak olduğu belirtilmektedir. 22 Nisan günü de tüm askerî ve mülkî erkâna gönderilen telgrafta, 23 Nisan günü Meclis açılarak vazifeye başlayacağından, o günden itibaren, sivil ve askerî tüm makamların ve bütün milletin tek yetkili makamın Ankara’da toplanacak Meclis olacağı duyurulur.<br />
&nbsp;23 Nisan 1920 Cuma günü, başlarında Mustafa Kemâl Paşa olmak üzere İstanbul’dan gelen milletvekilleri ile yeni seçilen temsilcilerden kurulu Meclis üyeleri Hacı Bayram Camii’nde namaz kıldıktan sonra hep birlikte törenle Meclis binasına gelinmiş, orada vatan ve milletin esenliği ve bağımsızlığı için dua edilmişti. Meclisin en yaşlı üyesi olan Sinop Mebusu Şerif Bey geçici olarak Meclis Başkanlığına getirilmiş, böylece Meclis açılarak vazifesine başlamıştı. Şerif Bey’den sonra ilk sözü Mustafa Kemâl Paşa alarak Türk Milletinin takip edeceği siyâsetin esaslarını açıkladığı ve zamanın gerçeklerine uygun bir konuşma yaptı.<br />
Erzurum Kongresinde yer alan Kuva-yı Milliye’yi etkin ve millî iradeyi hâkim kılmak temel ilkesine dayanarak kurulan bu yeni meclis, millî bir meclis idi. Bu Meclis, Mustafa Kemâl Paşa’nın, Heyet-i Temsiliye Başkanı olarak yayımladığı 19 Mart 1920 tarihli bildiride açıklanan esaslara uygun olarak seçim yoluyla işbaşına gelen bir meclis idi. Artık Amasya Tamimi’nde gerekli görüldüğü tarzda her türlü tesir ve kontrolden bağımsız bir millî heyet meydana gelmişti. 23 Nisan 1920 tarihinde açılan BMM, millet iradesiyle seçilen mebuslardan oluşan, millî egemenlik ilkesini esas alan demokratik karakterde ve yapıda bir Meclis idi. BMM, İstanbul’dan gelebilen Mebûsan Meclisi üyeleri ile yeniden seçilen mebuslardan oluşur.&nbsp;<br />
BMM’nin açılması sonucu eşi görülmemiş bir durum meydana geldi. Bir yanda millî bağımsızlığı sağlamak hedefine yönelmiş görünen BMM, diğer yanda (İstanbul’da) ise Müttefiklerin elinde hapis durumda olan ve hânedan menfaatleri uğruna millî hareketi suçlamakla halkı kendinden soğutmuş bir hâlife-Padişah vardı.&nbsp;<br />
Başında Mustafa Kemâl Paşa’nın bulunduğu Şanlı Meclis her safhasında milletin teri, malı, kanı ve canı olan İstiklâl Harbini emsâlsiz&nbsp; bir zaferle taçlandırmış (26-30.08.1922), ardından da 23 Nisan 1920 tarihinden beri zaten fiilen durumun adını koyarak&nbsp; Cumhuriyeti ilan etmiştir (29.10.1923).<br />
Bu vesileyle 23 Nisan 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisini kuran iradeyi ve başında da Mustafa Kemâl Paşa’nın olduğu Gazi Meclis&nbsp; (I. Dönem Meclis)’in mensuplarını saygı ve rahmetle anarım.&nbsp;<br />
Teşekkürler İrfan Paksoy hocam.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Apr 2025 21:09:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şimdi pişer.</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/simdi-piser-219</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/simdi-piser-219</guid>
                <description><![CDATA[Şimdi pişer.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Ömer (r.a.). Halife… Devlet Başkanı…. Sık sık kıyafet değiştirerek halkın arasına girer. Bir gece dolaşırken şehrin dışında küçük bir ışık pırıltısı görür. Mutlaka orada bir yaşayan vardır diyerek, ışığın parladığı yere ulaşır. Bakar, orada yaşlı bir kadın, üç çocuğu ile eski bir çadırda barınmaktadır.<br />
<br />
Çocuklar :<br />
- Anne açız… Yemek…<br />
İhtiyar kadın çömleğin içine doldurduğu su ve bir kaç taşı karıştırırarak:<br />
<br />
- Şimdi pişer, sabredin çocuklar.<br />
<br />
Hz.Ömer (r.a.) selam vererek:<br />
- Çocuklar neden ağlıyor?<br />
<br />
Kadın:<br />
- Yoksuluz evladım. Kimsemiz yok. Bugün yiyeceğimiz kalmadı. Çocuklar açlıktan ağlıyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Çömleğe su ve taş koyup karıştırıyorum ki onları avutup susturayım. Halife bizim halimizi görmüyor. Allah’ın huzurunda ondan davacı olacağım.<br />
<br />
Hz.Ömer (r.a.) duygulanarak :<br />
- Siz Halifeye söylemezseniz sizin bu halinizi nereden bilecek?<br />
<br />
Kadın :<br />
- Halife, idaresi altında bulunanların hallerini soracak, ihtiyaç içinde kıvrananların yardımına koşacaktır. Yoksa Allah ondan bu perişan halimizi sorar.<br />
<br />
Bunun üzerine Hz.Ömer (r.a.) pür telaş Medine’ye dönüp bir çuval un ve bir miktar yağ alıp bizzat kendi sırtıyla taşır. Sonra hemen sıcak bir çorba hazırlatıp çocuklara yedirir. Daha sonra onların huzur içinde uyuduklarını görünce Allah’a hamdeder.İhtiyar kadına kendisinin Halife olduğunu bildirir ve onu Beytülmal’dan maaşa bağlar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Mar 2025 06:41:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇANAKKALE SAVAŞI&#039;NIN ETKİLERİ</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/canakkale-savasinin-etkileri-218</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/canakkale-savasinin-etkileri-218</guid>
                <description><![CDATA[ÇANAKKALE SAVAŞI'NIN ETKİLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün insanlık tarihinin en büyük savaşlarından birinin, Çanakkale Deniz Savaşının yıl dönümü. Bu savaş, Rus Çarlığının dağılmasını, Sovyet yönetiminin kurulmasını sağlayan savaştır.<br />
Bu savaş, Rus tehlikesinden kurtulan millî güçlerin toparlanmasını sağlayan ve Millî Mücadelenin başlatılmasına zemin hazırlayan bir savaştır.<br />
Bu savaş, bağımsızlığımızın habercisi, devletimizin kuruluşunun muştucusu olan bir&nbsp; savaştır.<br />
Bu savaş, İngilizlere hiç görmedikleri bir darbenin vurulmasını sağlayan, o güne kadar hiç tatmadıkları yenilgiyi tattıran bir savaştır.<br />
İngilizler yedikleri darbeyi hiç unutmadılar ve İslamcı görünümlü kriptoları, Lawrensleri sayesinde kendilerine bu darbeyi vuran, bağımsızlığımızı borçlu olduğumuz yiğitlerimizin İngilizci olduğu düşüncesini yaydılar. Bu, tam da İngiliz'e yakışan bir alçaklıktı ancak dindarlık adına hayatını milletleri için hiçe saymış yiğitlere atılan bu iftiralara inanan ve bunları yayanlara ne denir bilemem. Akıl, izan, insaf, ahlak...</p>

<p>Bu anlamlı yazı için Prof. Dr. Vahit TÜRK Hocama teşekkürler. Var olsun</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Mar 2025 20:26:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TÜRKLER NEDEN BU KADAR SİYASETE DÜŞKÜN?</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/turkler-neden-bu-kadar-siyasete-duskun-217</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/turkler-neden-bu-kadar-siyasete-duskun-217</guid>
                <description><![CDATA[TÜRKLER NEDEN BU KADAR SİYASETE DÜŞKÜN?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>TÜRKLER NEDEN BU KADAR SİYASETE DÜŞKÜN SİZCE?<br />
Cevap vereyim:<br />
Çünkü siyaset, eğitim gerektirmiyor.<br />
Bir okulu yok.&nbsp;<br />
Kitap okumayı, araştırmayı zorunlu kılmıyor.<br />
O neden 15 yaşından sonra bir Türk, konuşmak için, ne kadar zeki olduğunu göstermek için siyaset konuşmaya başlıyor.<br />
Sinemayı bilmez.<br />
Sanatı bilmez.<br />
Felsefeyi bilmez.<br />
Entelektüel, zihinsel rafine zevkleri bilmez.<br />
Tarihi bildiğini sanır ama onu bile hiç bilmez.<br />
Komplo teorilerini bildiğini sanır ama onun bile elit düzeyini bilmez.&nbsp;<br />
O zaman ne konuşacak bu Türk?&nbsp;<br />
Hiç konuşmasın mı?<br />
Siyaset konuşuyor, ne yapsın...</p>

<p>Bu tespit için Sayın Mete AKSOY Hocamıza teşekkürler.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Mar 2025 18:00:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİLGİN, AYDIN, BİLGE</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bilgin-aydin-bilge-216</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bilgin-aydin-bilge-216</guid>
                <description><![CDATA[BİLGİN, AYDIN, BİLGE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Hocam Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun adına hazırlanan sempozyumda okundu...</p>

<p>BİLGİN, AYDIN, BİLGE&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Bütün varlıklara göre akıl, düşünme ve anlama gibi üstün donanımlarla yaratılan kişioğlu, bu üstünlüklerinin kazandırdığı yeteneklerle varlığını sürdürmeyi ve öteki varlıklar üzerinde egemenlik kurmayı başarmış, doğa olaylarına karşı kendini korumanın ve çoğu durumlarda onları buyruğuna almanın yollarını da bulmuştur. Bu çabalarını sürdürürken bilginin ne olduğunu kavramış, değerini anlamış, elde ettiği bilgileri biriktirmiş ve dil donanımıyla da gelecek kuşaklara aktarmıştır. Kişioğlunun kayıt tutmaya başladığı, hatta var olduğu çağlardan bugüne bu çaba sürmüş, bilgi edinme, bilgi üretme, bilgi peşinde koşma, bilgi biriktirme ve biriktirdiklerini aktarma pek çok kişinin yaşamasının ana amacı olmuştur.&nbsp; &nbsp;<br />
Pavlov ile ilgili olarak bir fıkra anlatılır. Bu ünlü bilgin, her gün sabah saat sekizde laboratuvarına gider, o gün yapacağı deneyler için hazırlıklarını yapar, saat dokuzda da asistanı gelir ve birlikte çalışmaya başlarlarmış. Bir gün Pavlov yine alışkanlığı üzere laboratuvarına gitmiş ama saat dokuz olmuş asistan yok, on olmuş yok, o gün asistan laboratuvara gelmemiş. Ertesi gün geldiğinde Pavlov, “Dün niçin gelmedin?” diye sorunca asistan; “Dün ülkede devrim oldu hocam” demiş. Bunun üzerine Pavlov, “Devrimden sana ne evladım” diye karşılık vermiş.&nbsp;<br />
Pavlov’a göre devrimin olması, onun toplum hayatına etkileri, devrim sonrasında hem kendini hem de toplumu nasıl bir hayat beklediği önemli değildir. Bu fıkrayı duyan kişi ilk anda Pavlov’un işine ne kadar önem verdiğini düşünecek, onun boşuna bugün de adından söz edilmediği, bunu hak etmiş olduğu yargısında bulunacaktır. Bu, doğrudur. Bilim insanı, her koşulda işini yapmayı düşünen, yaptığı işi, her şeye tercih eden kişidir. Bilim insanının amacı, bilim yapmaktır. Yaptığı çalışmaların sonucunun kime ya da neye yaradığı onun meselesi değildir. O; laboratuvarında, kütüphanesinde, doğada, çalıştığı alan her neyi gerektiriyorsa onun peşinde hayatını bilime adamıştır. Zihni, sürekli çalıştığı konularla meşguldür, hayat ile ilgili tutumunu da alanıyla ilgili çalışmaları belirler. Onun için mutluluğun kaynağı, yaptığı çalışmalardır. Onlarla mutlu olur ve mutlu oldukça da yeni çalışmalar için heyecan duyar, zamanını onunla geçirmekten zevk alır.<br />
Bilgin, ciddi bir eğitimle yetişir ve yaşadığı sürece alanıyla ilgili çalışmaları izlemekten, öğrenmekten uzak kalamadığı gibi bundan sonsuz haz duyar. Öğrendiği ölçüde de öğretme becerisi gelişir ve başka bilginler yetiştirmek için çaba gösterir. Çünkü bilgin olmanın önemli gereklerinden biri, kendi araştırmaları üzerine yeni bilgiler ekleyecek takipçiler yetiştirmek, onlara yol göstermek, yöntem öğretmektir. İyi bir bilginde aranan bir özellik de bütün bunları yaparken bilgisini kıskanmamaktır. Çünkü bilimin gelişmesi biraz da buna bağlıdır. Bilgisini kıskanan, paylaşmaktan kaçınan kişi, bilgin sıfatına gölge düşürür.&nbsp;&nbsp;<br />
Bilgin, hata ve yanlış yapma hakkına sahiptir. Çünkü hata da yanlış da çalışmakla ortaya çıkacak durumlardır. Bir çalışma yapmazsanız hatanız da olmaz, yanlışınız da olmaz. Fakülte koridorunda Ahmet Caferoğlu’nun hatasını buldum diyen öğrenciye hocanın verdiği karşılık ne de güzeldir.&nbsp;&nbsp;<br />
Bilgin, çalışma alanının düşlerini gören kişidir. Bir yazmanın peşinde aylarca koşuşturan ancak bir türlü izini bulamayan Mükrimin Halil Yınanç, esere ulaşma hikâyesini şöyle anlatır: “Bir gece babam düşüme girdi ve yarın Cuma namazımızı Ayasofya’da kılalım oğlum dedi. Uyanınca düşündüm ve kendi kendime ‘Babam, Cuma namazlarını sürekli Süleymaniye’de kılardı, acaba niçin Ayasofya dedi’ diye kendime sordum. Böyle düşünerek Ayasofya’ya gittim ve aradığım yazmayı orada buldum.”&nbsp;&nbsp;<br />
Bilim ile uğraşan kişi; alanı her ne olursa olsun birtakım sorular sorar, bu soruların karşılığını bulmak için bir ömür harcar. Bilim insanının alanıyla ilgili merakı, konuşmayı yeni öğrenen, hayatı, çevreyi, doğayı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışan küçük çocuğun merakını andırır.&nbsp;<br />
Soru, ilginin ve merakın ürünüdür. Soracağı sorusu ve ilgisi, bir başka deyişle arayacağı cevap olmayan, daha genel bir tanımla merakı, eski tabirle tecessüsü olmayan kişiden bilim insanı olmaz. Çünkü merak duymayan kişinin öğreneceği bilgi yok demektir. Belki yalnızca öğretmek ve bu yolla geçim sağlamak amacıyla öğretmenlik yapılabilir ancak bu anlayıştan da kalıcı bilgi üretimi, başka araştırmacıların da yararlanacağı kaynak bir eser çıkması beklenmez.&nbsp;<br />
Bilime talip kişinin ilk sorusu “Ne yapacağım?”, ikinci sorusu “Niçin Yapacağım?”, bir sonraki aşama, “Nasıl Yapacağım?” olur. Bu soruların karşılığını arayan bilim insanı adayı, birtakım sonuçlara ulaştıktan sonra önce eldeki bulguları sınıflandırma/tasnif, ikinci olarak sınıflandırdıklarını tahlil/çözümleme ve çözümlemelerini değerlendirip sonuç çıkarma aşamasına geçer. Çıkan sonucun çalışılan alana herhangi bir katkısının olup olmaması; seçilen konuya ve sıralanan sorulara verilen karşılıkların yeterli olup olmamasıyla yakından ilgili olduğu gibi sınıflandırma, çözümleme, değerlendirme ve sonuçlandırmanın da gerektiği gibi yapılıp yapılmamasına bağlıdır.&nbsp;<br />
Bilim yapmanın sonucu; makam, daha iyi yaşama, maddi kazanç vb. olabilir ancak bilim adamı, bilimle uğraşırken bu ve benzeri şeyleri amaçlamaz. Bilgisini bunlar için araç olarak kullanmaz. Bilim ahlakı ve tarihten gelen deneyim bunun böyle olmaması gerektiğini sürekli hatırlatır. Bilim yaparak zenginleşmiş, maddi olarak rahat bir hayata kavuşmuş gerçek bir bilim insanı da zaten pek az çıkar. Bunların da çoğunun pazarlamacı sıfatı, bilim insanı sıfatının önüne geçmiştir.<br />
Balasagunlu Yusuf’un dediği gibi “İnsan akıl ile yükselir, bilgi ile büyür; bu ikisi ile insan itibar görür.” O, bir başka beyitte de “Dikkat edilirse herkes üzerine bir şey giyer ancak akıllı ve bilgili insanın değeri giydiğinde değil, özündedir.” der. Yani bilgin zaten yalnızca taşıdığı bilgin sıfatından dolayı bir değere ve itibara sahiptir, onun değer kazanması için bir makama ya da zenginliğe gerek yoktur. Eğer aksi oluyorsa ahlakla ilgili bir sorun söz konusudur. Bilim çevresi bu tür durumlarda verilmesi gereken tepkiyi vermiyor, durumu görmezden geliyorsa ahlak sorunu genelleşmiş, geçerli anlayış, yürürlükteki ahlak durumuna gelmiştir. Böyle bir durumda gerçek bilim insanı yalnızlaşır, çoklukla içine kapanır, zaman zaman da küsüp köşesine çekilir ancak bilim sevgisi çoğunlukla onu rahat bırakmaz ve o da elinden geldiğince, koşullar elverdiğince kısaca mümkün olduğunca üretmek için çaba gösterir.&nbsp;<br />
Bilim insanının bilgiyi makam için kullanması iz bırakmış büyük aydın ve bilgelerimizce hoş görülmemiş hatta bu tip kişiler ağır hakaretlerle anılmışlardır. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Ali Şir Nevâyî,&nbsp; Hayretü’l-Ebrâr’ın yirmi makalesinden birini bilgiye ve bilim insanına ayırmıştır. Aslında bu, Nevâyî eserlerinde özel bir çalışmayı hak edecek düzeyde geniş işlenen konulardan biridir. Eserin konuyla ilgili birkaç beytinin aktarmasını şöyle yapmaya çalıştık: “Bilgisiyle makam elde etmeye çalışan kimse, deniz suyuyla alın terini denk görmektedir.”, “Amacı leş bulmak olan köpeğe süslü giysiler giydirmenin ne anlamı var.”, “Bir makamı elde etmek için bilim edinen alçak, ipek örtüyle pislik örtmüştür.” Nevâyî, gerçek bilgini ise şöyle anlatır: “Gerçek bilgin bir ocak ve yüz yanı da mücevherdir. O; bir evren, her yanı da yıldızdır.”, “Ocağındaki mücevherlerin hepsi tertemiz, göğündeki yıldızlar da parlaktır.” “Böyle bir talihe sahip olan kişinin dünya malına ve makamına dönüp bakmaması şaşılacak bir durum değildir.” Özellikleri bu beyitlerle açıklanan kimse bizce bilgin olmanın ötesinde bir sıfata erişmiş kişidir. Her ne kadar Nevâyî bunları gerçek bilgin olarak vasıflandırıyorsa da bunları, bilginliğin ötesinde bir değer ifade eden “bilge” sıfatıyla anmak daha uygun olacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Aydın olmak, bilim insanı olmaya göre daha farklı özellikler isteyen bir durumdur. Her bilim insanı aydın olmayabilir. Çünkü aydın olmanın koşulları, kişiden istedikleri, toplumun aydınlardan beklentileri ya da onun topluma vermesi gerekenler daha değişik ve çeşitlidir.&nbsp;<br />
Aydın da soru sorar ancak aydının sorularının alanı bilim insanının soru alanına göre çok daha geniş, çok daha kapsamlı ve kapsayıcıdır. Bilim insanının soruları ve sorumluluğu çalıştığı, geçimini sağladığı alanla ilgiliyken aydın, içinde yaşadığı toplumun hatta genel olarak insanlığın sorunlarıyla ilgili sorular sorup çözümlemeler, sınıflandırmalar yapmaya, çözüm önerilere getirmeye çaba gösterir.<br />
Bilgin gibi aydın da ciddi bir eğitim görerek yetişir ancak bir kişinin bilgin olmasında aldığı eğitim birinci derecede gereklilik iken bir kimsenin aydın olmasındaki ilk gereklilik kişinin kendi çabası ve beyninin işlevlerini kullanma biçimidir. Bilgin, uğraştığı bilim alanının kurallarına ve yöntemlerine göre çalışır ancak aydın beynini ve düşüncelerini kısıtlayan engelleri aştığı, sınırlamaları kaldırdığı ölçüde kendini geliştirip bu sıfatı hak edebilir. Aydın adayının mücadelesi daha çok kendi içine yöneliktir. Bu uğraştan başarılı çıktığı oranda aydın olma özelliğini hak eder.&nbsp;<br />
Bilgin, çalışma alanıyla ilgili yenilikler, yeni buluşlar, yeni bakış açıları ortaya koyabilir. Aydın ise genel olarak içinde yaşadığı toplum ya da daha geniş anlamda kişioğlunun durumu ve geleceğiyle ilgili düşünceler üretebilen, yaratıcı ve etkileyici fikirler ortaya koyabilen kişidir.<br />
Bilimle uğraşanların düşünce evreni çalışma alanıyla sınırlı iken aydın, geniş kitleleri ilgilendiren konularla ilgili çözüm üretme düşüncesiyle davranmak durumundadır.<br />
Bilgin ve aydının ortaklaştığı bir konu, her ikisinin de bitmez tükenmez bir heyecana ve bu heyecandan kaynaklanan enerjiye sahip olmalarıdır.&nbsp;&nbsp;<br />
Bilgin kişinin çalışması, mensup olduğu alanla ilgili olduğundan toplumdaki otorite sahipleriyle çok ilgisi olmaz, pek zülfü yâre dokunmaz. Özellikle doğa bilimleriyle uğraşan bilginlerin dünyası, hemen bütünüyle günlük işleyişin dışında olduğu için kendilerine hastır, kendilerine aittir. Toplum bilimlerinde değişik durumlar oluşabilir ancak bilgin burada da gerektiğinde çalışmalarının gösterdiği sonuçları ortaya koymanın ötesine geçmeyi gerekli görmez. Aydın için durum değişiktir. Aydın, bilgisini ve deneyimini toplum için kullanma gerekliliğini yaşama nedenlerinden biri olarak görür ve bu konuda tavizsiz davrandığı için zaman zaman otorite sahiplerini huzursuz ve rahatsız edebilir. Bu anlamda aydın yer yer otoriteye karşı düşüncelerini savunan bir isyankâr görünümündedir. Böyle olunca da aydının başı, otorite sahipleriyle hoş olmayacak, özel hayatında bile birtakım sıkıntılar yaşayacaktır. Bu durumun hem yakın tarihimizde hem de uzak geçmişimizde pek çok örnekleri olduğu bilinmekte ancak zulmedenler ya zalimlikleriyle anılmakta ya da unutulmakta ancak zulme uğrayanlar genellikle iyi anılmaktadırlar. Hallac-ı Mansur’u, Nesimi’yi, Pir Sultan Abdal’ı, Şeyh Bedrettin’i, yakın geçmişten Ziya Gökalp’ı Mehmet Akif’i, Nihal Atsız’ı, Galip Erdem’i, Necmettin Hacıeminoğlu’yu hatırlarsak söylemek istediğimiz daha açık anlaşılacaktır.<br />
Alanı toplum bilimleri olanlar, özellikle de dil, tarih, edebiyat, felsefe, sosyoloji gibi alanlarla uğraşanlar içinde bilginliği yanında aydın davranışı sergileyenlerin de çok olduğu görülür. Sayılan bu alanlar, içerikleri gereği bilgin olma ile aydın olmanın sıkça iç içe geçtiği alanlardır. Türklük Bilimi alanı; Türklüğün var ettiği ve bir yönüyle de Türkleri var eden duygu, düşünce ve malzeme ile uğraşan bir alandır. Bu alanda çalışan Türk kökenli bir bilgin ister istemez çalıştığı alana hem bilim ölçüleriyle hem de duygularıyla yaklaşacak, çalışmalarını da buna göre yapacaktır. İşin içine duyguların girmesinin onu bilimin ölçütlerinden uzaklaştırdığı düşünülebilir ancak bu durum, bütünüyle kişinin aldığı bilim terbiyesi ile ilgilidir ve her kişide aynı sonuç ortaya çıkmaz. Bu durumun önemli sonuçlarından biri, bilim insanının aynı zamanda bir aydın davranışı da göstermesi, bu iki özelliği birleştirmesi olur. Toplum bilimleriyle uğraşan bilginler içinde aydın sıfatına da sahip pek çok kişi olması, çalışılan alanla doğrudan ilgilidir.&nbsp; &nbsp;<br />
Aydının ilgi alanı bütün kişioğludur. O, bütün davranışlarının temeline insanı koyar, insan merkezlidir ve geniş bir bakış açısıyla insanlığa bakar. Aydın, itiraz etme özelliği çok gelişmiş bir kişidir. Yanlışı gördüğünde dayanamayıp müdahale eder, itiraz eder, hatta gerektiğinde isyan eder.&nbsp;<br />
Kişioğlu, içine doğduğu toplumun gelenekleri, inanç ve alışkanlıklarıyla büyütülür. Bebekliğinden başlayarak sorgulanmayan, sorgulanması akla dahi gelmeyen birtakım kabuller, önyargılar edinir. Toplumun büyük bir bölümü için olağan görülen bu kabuller, zaman içinde birtakım kimselerce sorgulanır. Aydın, bu sorgulamaları sonucunda yanlış gördüklerini cesaretle söyleyen, değişmesi ya da büsbütün ortadan kalkması gerekenleri açık olarak ortaya koyan kişidir. Yani aydın kişi, gerekli gördüğünde toplumu da karşısına almaya cesaret edebilendir.<br />
Aydın yokluğunun, kıtlığının ya da toplumlarda aydınların değersiz görülmesinin, etkisizleşmesinin ya da yöneticiler, siyasetçiler tarafından değersizleştirilmelerinin sonucu ne olur? Bu sorunun karşılığı olarak içinde yaşadığımız Türkiye gösterilebilir. Yaşadığımız ve gözbebeğimiz olan ülkemizde bugün, herkes her işi yapabilir ve herkes her şeyi bilir çağı yaşanmaktadır. Bilgi değersizleşmiş, bilginler ve aydınlar hor görülmüş, küstürülüp susturulmuştur.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Bilgelik; bilgin ve aydın olmanın da üzerinde bir sıfattır.&nbsp;<br />
Bilge kişinin en belirgin özelliği, olgunluğudur. Eski metinlerimizde “kemâl” mertebesi olarak adlandırılan olgunluk; bir yönüyle mistik bir kişiliğe, tasavvufi bir özelliğe işaret eder. Olgunluk, bir başka yönüyle gönül sahibi olmak, gönlü zengin olmak, geniş gönüllü olmak, varlığa gönül gözüyle bakabilmektir. Yani gönül ile olgun kişilik, yakın ilişkili iki kavramdır.&nbsp;<br />
Bilge kişi, yalnızca kişioğluna değil bütün varlığa gönül gözü ile bakabilen, bütün varlıkla sohbet edebilen, bütün varlığın bir kişiliği olduğunu düşünen ve ona göre davranmayı bilen, derinliği olan, duygu yoğunluğu her davranışına yansıyan kimsedir. Bu yönüyle bilge kişi, sanatkâr bir ruha sahiptir, şairdir, aşk ehlidir.<br />
Bilge kişi; bilgisinden çok davranışlarıyla, yumuşak başlılığıyla, sükûnetiyle, sözünün gönüllere işlemesiyle etkili olur. En aykırı durumları dile getirdiğinde bile dinleyenler içinde kolay kolay itiraz eden çıkmaz. Çünkü o, hayatın pişirdiği bir kişidir, çiğlik; ona yakışmaz, ondan uzaktır.&nbsp;<br />
Bilge kişi; irfan sahibidir. Sanki bin yıllar öncesindeki bilgelerin varisidir. Onların bugüne gelmiş temsilcisi gibi görülür.&nbsp;<br />
Bilge kişinin ağzından çıkan sıradan bir sözde bile bir anlam, bir hikmet aranır, o sıradan söz, muhataplarının gönlünde, zihninde yer eder. Çünkü onun kendine has üslubu, o sözü değerli kılar.<br />
Dünya, dünya nimetleri, bilge kişinin pek de umurunda olmaz. O, derdi olan bir kişidir ancak onun derdi, dünyevî dert değil, insanlıkla, doğayla, varlıkla ilgili derttir. Çok uzaklarda ıstırap çeken bir insan, onun dert alanı içindedir. Nevada çölünde nükleer denemelerle yok edilen Kızılderililerle Semey’de aynı biçimde nükleer denemelerle yok edilen Kazaklar onun dert yükü içindedir. Kurutulan Aral gölü, Urmiye gölü, yok edilen Uygur Türklüğü, yok edilen Filistinliler, onun dert yükünün içindedir. O, Afrika’nın masum kara derili insanlarının derdiyle dertlenir. İdeolojilerin kör ettiği gözlerle bakıp bunlardan birini görüp ötekine gözlerini kapatanlar da bilge kişinin dert yükü içindedir. O, bu tür kişileri de anlamaya çaba gösterir. Çünkü bilge kişi aklından çok gönlüyle düşünen kimsedir. Ne aklı ihmal eder ne de gönlü ancak seçmek zorunda kaldığında gönülden yana meyleder.&nbsp;<br />
Bilgin ve aydın için gereklilik olarak belirttiğimiz eğitim, bilge kişi için ilk koşul değildir. Hiçbir eğitim almamış ancak içinde yetiştiği toplumun geçmişten getirdiği, yaşattığı güzel özelliklerini süzüp kendine mal etmiş ve onları kendi akıl süzgecinden geçirirken kendinden de birtakım eklemeler yapmış özel yaratılmış pek çok bilge kişi örneği gösterilebilir. Bu tip bilgeliğin son çağlardaki önemli temsilcisinin Âşık Veysel olduğunu söyleyebiliriz. Veysel’in saz çalışına takılan biri; “Âşık, herkes saz çalarken parmaklarını dolaştırıp duruyor ama senin parmakların sabit, bunun nedeni ne diye sorar.” Âşığın bu densiz soruya “Onlar, benim bulduğumu arıyorlar” diye karşılık verdiği anlatılır. Âşık Veysel ve benzeri bilgeler, bulduğu aranan kişilerdir. Bu tür bilgeliği, irfan bilgeliği olarak adlandırmak yanlış olmaz. Bilgelik için eğitim ilk koşul değildir ancak eğitimli bilgelik, irfan bilgeliğine göre daha etkili ve daha kalıcı sonuçlar ortaya çıkarabilir.&nbsp;<br />
Büyük bilgin ve bilgelerimizden Fahrettin Razi, Harezmşah ülkesine gider ancak sultan pek rağbet etmez. Bir süre sonra durumdan pişman olan sultan bilginin gönlünü almanın yollarını arar ancak bilgin pek de oralı olmaz. Bir gün hamamda karşılaştıklarında sultan ona kıyametin nasıl olacağını sorar ve şu karşılığı alır: “Kıyamet, bu hamama benzer. Senin gibi makam ve varlık sahipleri içeri girince varı yoğu dışarıda kalacak ancak benim gibi bilgi ve amel ehli olanlar ise ne biriktirdiyse yanında götürecek.”<br />
Orkun anıt-yazıtlarında Türk devlet geleneği ile ilgili birtakım özel durumlar dikkat çeker. Bunlardan biri; “Babam İlteriş Kagan, annem İlbilge Hatun” ibaresinde gizlidir. Burada özel ad gibi görülen İlteriş ile İlbilge kağanlık ve hatunluk unvanları olmalı. Erkek, yani kağan gücü temsil etmekte ve halkı, ülkeyi derleyip toparlamak onun görevi olduğu için ona İlteriş denmektedir. Kağanın eşi olan hatun ise en yakın danışmanı olarak düşünülmekte ve onun da olgun bir kişiliğe, bilgi birikimine, devlet yönetimi konusunda deneyime sahip olması gerekmektedir. Bütün bu özellikleri üzerinde toplayan hatunun unvanı, “İlbilge” olmuştur. Bilgeliğin kadınla temsil edilmesini, cinsiyet ayrımının pek de mümkün olmadığı, özgür düşünmenin ve yaşamanın ana kaynağı olarak değerlendirebileceğimiz bozkır hayatının doğal bir sonucu olarak görmek uygun olur kanısındayım. Güç ile bilgi ve bilgelik yan yana geldiğinde devlet sağlam temeller üzerinde yükselecektir. Tonyukuk’un unvanının da “Bilge” olduğu düşünülürse Türk devlet geleneğinde ve Türk toplumunda bu kavramın ne düzeyde değerli olduğu anlaşılacaktır. İlteriş ile İlbilge’nin çocuğunun adının Bilge oluşu da bir başka güzelliktir.<br />
Türk töresi, bilge kişilerce oluşturulmuş ve yine bilge kişilerce her çağa uygunlaştırılıp bugüne ulaştırılmıştır. Irkıl Ata’yı, Bilge Tonyukuk’u, Balasagunlu Yusuf’u, Kâşgarlı Mahmut’u, Yesili Hoca Ahmet’i, Dede Korkut’u, Yunus Emre, Hacı Bektaş, Ali Şir Nevâyî ve benzerlerini yaşadıkları çağın Türk bilgeleri olarak sayabiliriz. Nevâyî’nin Korkut Ata’yı tanıtırken söylediği “Kendinden yıllarca önce olanları ve yine kendinden yıllarca sonra olacakları bildiği oldukça ünlüdür” cümlesi, Korkut Ata’nın bilgelik özelliğinin belirlenip kayda alınmasını ve bu bilginin geleceğe aktarılmasını sağlar. Dede Korkut Oğuz Namelerinde de onun bilgelik özelliğine vurgu yapılır.&nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Bütün bu sayılanlar, yani bilgin olmak, aydın olmak ve bilge olmak bir kişinin şahsında toplanabilir mi? Bu durum, çok az karşılaşılabilecek bir haldir. Bir toplumda böyle kişilerin varlığı ve çokluğu, o toplumun sağlıklı olması, gelişip büyümesi, düşünce üretmesi, zenginleşmesi, kişioğlu için yeni ufuklar açması ve bütün kişioğlu üzerinde etkili olması sonucunu doğurur. Ancak bu tür kişilerin bu belirtilenleri yapabilmesinin ilk koşulu, devlet ve dolayısıyla toplum katında bir değer görmeleri, devletin ve toplumun bu tür kimselere muhtaç olduğunun ayırdında olmasıdır. Bu tür kişilerin değeri çoğunlukla yaşadıkları çağda bilinmez ancak bu kişilerin bıraktığı eserler topluma, insanlığa yarar sağlamayı sürdürür ve zaman, bu kişilerin hakkını er geç teslim eder.</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Paylaşım için Prof.Dr. Vahit TÜRK Hocama teşekkürler.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Mar 2025 10:31:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Oruç tutmanın 10 faydası</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/oruc-tutmanin-10-faydasi-215</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/oruc-tutmanin-10-faydasi-215</guid>
                <description><![CDATA[Oruç tutmanın 10 faydası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>O<strong>ruç</strong>&nbsp;tutmanın 10 faydası: Oruç ibadeti, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) “Oruç tutunuz sıhhat bulunuz” buyurduğu gibi, vücut için saysız faydaları olan bir ibadettir.</p>

<h4><strong>“Oruç Tutmanın 10 Faydası: İslami Bakış Açısı ve Bilimsel Araştırmalarla Açıklanıyor”</strong></h4>

<p>Ramazan ayında oruç tutmanın sadece manevi bir değeri değil, aynı zamanda sağlık üzerinde de bir dizi olumlu etkisi olduğunu biliyor muydunuz? Yapılan bilimsel araştırmalarla da desteklenen oruç tutmanın 10 faydasını sizin için derledik.</p>

<p><strong>1) Yağ Yakımını Hızlandırır:</strong></p>

<p>Oruç tutmak, vücuttaki depolanan yağ hücrelerini aktive eder ve bu sayede kilo verme sürecini hızlandırır. Aynı zamanda alınan gıdaların hızlı bir şekilde enerjiye çevrilmesi, yağ yakım oranını artırır.</p>

<p><strong>2) Mide ve Bağırsakları Dinlendirir:</strong></p>

<p>Uzun süreli açlık, mide ve bağırsaklara dinlenme fırsatı tanır. Pasif kalan mide, asidin düşmesiyle rahatlar, sindirim sistemi daha sağlıklı çalışır, ve metabolizma hızlanır.</p>

<p><strong>3) Zihin Fonksiyonlarını Güçlendirir:</strong></p>

<p>Oruç, iradeyi geliştirme ve zihinsel gücü artırma konusunda da etkilidir. Bilimsel olarak kanıtlanmıştır ki, oruç tutmak beyinde yeni kök hücre oluşumunu tetikleyerek zihinsel hastalıklara karşı koruyucu bir etki sağlar.</p>

<p><strong>4) Vücudu Zor Şartlara Karşı Güçlendirir:</strong></p>

<p>Açlık durumuna karşı direnç geliştiren oruç, vücudu hastalıklara ve strese karşı korur. Kontrol sistemini güçlendirerek hem fiziksel hem de bilişsel olarak daha zinde bir vücut oluşturur.</p>

<h4><strong>5) Daha Canlı ve Parlak Bir Cilde Sahip Olmayı Sağlar:</strong></h4>

<h4>Oruç, böbreklerin ve karaciğerin temizlenmesini sağlar, toksinleri uzaklaştırır ve bu temizlik cilde yansır. Cilt güzelliği için içten gelen sağlık oruç tutmanın bir başka faydasıdır.</h4>

<p><strong>6) İnsülin Direncinde Olumlu Etkileri Vardır:</strong></p>

<p>Oruç esnasında hücrelerin kandan daha fazla glikoz alınmasını tetikleyerek insülin seviyesini dengeleyebilir. Ancak şeker hastalığına yatkınlık durumunda uzman kontrolünde oruç tutmak önemlidir.</p>

<p><strong>7) Bağışıklık Sistemini Güçlendirir:</strong></p>

<p>Oruç, bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sağlar. Uzun süre çalışmayan organların yenilenmesiyle birlikte vücut, hastalıklara karşı dirençli hale gelir.</p>

<p><strong>8) Kolesterolü Dengeler, Kalp Sağlığını Korur:</strong></p>

<p>Oruç, kolesterol düzeyini dengeleyerek kalp damar sistemi sağlığını olumlu yönde etkiler. Ayrıca, depresif duygu durumuna karşı da etkili olabilir.</p>

<p><strong>9) Detoks Etkilidir, Hücreleri Onarır:</strong></p>

<p>Oruç, vücudu baştan aşağı yenileyerek hücre tamirini sağlar. Büyüme hormonunun tetiklenmesiyle, bedenin gençleşmesine katkı sağlar.</p>

<p><strong>10) Yaşlanma Etkilerini Geciktirir:</strong></p>

<p>Oruç, yaşlanmaya bağlı yavaşlayan beden fonksiyonlarını iyileştirir. Anti-aging etkisiyle, saç telinden tırnak yapısına kadar vücudun gençleşmesine destek olur.</p>

<p>Hiç şüphesiz oruç, yüce rabbimizin bize bir emridir. Orucu Müslümanlar, yüce rabbimiz emrettiği için tutarlar. Ancak fiziki olarak vücudumuza faydası olan oruç ibadeti hakkında yapılan bilimsel araştırmalar, bu ibadetin muhteşemliğini ortaya koymaktadır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Mar 2025 21:50:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ORUÇ TUTUN SIHHAT BULUN</title>
                <category>Mehmet BAYCAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/oruc-tutun-sihhat-bulun-214</link>
                <author>baycan@6317haber.com (Mehmet BAYCAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/oruc-tutun-sihhat-bulun-214</guid>
                <description><![CDATA[ORUÇ TUTUN SIHHAT BULUN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Peygamber Efendimiz; bizden önceki ümmetlere de farz kılınan oruç ibadeti ile ilgili " Oruç tutunuz ki sıhhat bulursunuz" derken, gün doğumundan gün batımına aç kalmaktan mı bahsetmiş acaba.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Tıp ilmi aç kalmanın insan bedeni üzerindeki müspet etkilerini araştırmalarında bariz bir şekilde ispatlamıştır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Oruç sistemli bir beslenme şekli olduğundan, fiziki yapımızda müspet manada değişikliğe sebep olur. Beslenme organı mide ve sindirim sistemi rahatlar. Açlıktan mütevellit kan devranı hızlanır, beyin hücrelerinin faaliyeti artar. İnsan daha makul düşünür, doğru kararlar alır. Sinir sistemi de daha rahat çalışır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Oruç dinimizin temel ibadetlerinden biri olması itibariyle kula kazandıracağı mükafat o derece büyüktür. Bir kutsi hadiste Peygamberimiz Allah Teala'nın şöyle bir buyruğunu bize bildiriyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; " Ademoğlunun her amelinin kat kat karşılığı verilir. Yalnız oruç hariç, o, benim içindir ve onun mükafatını ben veririm. Çünkü oruç (sevap kazanmak için değil) benim rızamı kazanmak için tutuluyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Oruç ibadeti mükafat ve sağlık açısından dinimizin önemli bir rutieli olarak, REYYAN denilen ve oruçlular için özel, cennete girecekleri bir kapıyı salık verir<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Öyleyse oruçlu olmak nedir ?<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;" Ey iman edenler sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de oruç farz kılındı. Umulur ki korunursunuz. (Bakara 183)<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ayetin sonunda " umulur ki korunursunuz" ifadesi var, neden korunuruz sorusunu akla getirmiyor mu? Sağlık açısından oruç bizi koruyor. Allah rızası kazanma açısından da sıkıntı yoktur. Cennete giriş kapısının konumu da var elimizde, ayetler ve hadisler bu güvenceyi veriyor, geriye ne kaldı neyi koruyup neyden korunacağız.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Danışalım Peygamber Efendimize bu korunma neymiş; oruçlu olmak sadece yeme içmeyi ve cinsel arzulardan uzak durmakla olmaz diyor Peygamberimiz.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;" O kalkandır; oruçlu kötü söz söylemesin, kendisiyle ilişmek, dalaşmak isteyene iki defa "ben oruçluyum" desin...<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Oruç kalkan mış kalkan görevini yaptığı sürece faydalıymış demek ki. Oruç insanı gayrı ahlaki ve gayri insani davranışlara karşı korursa, dürüst, güvenilir, sözünün eri, emanete sahip çıkan, ictimai, ailevi ve ticari hayatında namuslu biri yaparsa, ruhen ve ahlaken düzeltirse oruç oruç olurmuş yoksa Reyyan kapısını unutun diyor Peygamber Efendimiz. Bunun ispatı da Allah Resulü'ne ait:<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; "Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah Teala o kimsenin yemesini içmesini bırakmasına (oruç tutması) değer vermez. (Buhari savm 8)<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; " Oruç tutan öyle insanlar var ki, ellerine açlık ve susuzluktan başka bir şey geçmez." (İbni Mace siyam 21)<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Müslüman için oruç aylık değil ömürlük olmalıymış. Ruhi ve ahlaki sıhhatımız, toplumsal sıhhatımızı da etkiler. Kendimizi yaşamaya değil, yaşatmaya odaklamamız gerekiyor. Erdemli bir hayatın parolası budur.</p>

<p>RAMAZANIN GELİŞİYLE</p>

<p>Sen geldin ya Ey Mübarek Ramazan<br />
Konuşan dillere güzellik geldi.<br />
Gölgen üstümüze düştüğü zaman<br />
Perişan kullara güzellik geldi.</p>

<p>Sen gelince rahmet indi gözlere<br />
Kuvvet verdin derman erdi dizlere<br />
Tebessümlü çehre vardı yüzlere<br />
Sert esen yellere güzellik geldi.</p>

<p>Zahmetsizce geldin gönüller mesrur<br />
Kaynaştı yürekler aşktan dem vurur<br />
Yaşatırsın bize böyle bir gurur<br />
Kol kanat dallara güzellik geldi.&nbsp;</p>

<p>Mihman geldin otur gönül köşküne<br />
Dikkat çektin gariplere düşküne<br />
Yönümüzü çeldin Allah aşkına&nbsp;<br />
Sarıldık kollara güzellik geldi.&nbsp;</p>

<p>Nefis sofrasını kurduk oturduk<br />
Günahları bir masaya yatırdık<br />
Hevaya kapılan ömrü getirdik<br />
Kuruyan göllere güzellik geldi.&nbsp;</p>

<p>Hak Kelamın nuru sardı her yanı<br />
Merhamet baş oldu kurdu divanı<br />
On bir aydır uyutmuşuk vicdanı<br />
Baycan'ım hallere güzellik geldi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Mar 2025 21:45:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/02/mehmet-baycan-1739451240.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AVRUPA İÇİN KADER ANI</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/avrupa-icin-kader-ani-213</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/avrupa-icin-kader-ani-213</guid>
                <description><![CDATA[AVRUPA İÇİN KADER ANI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Martin Luther, duruşma sırasında yargıçlara seslendi:<br />
“Milleti cehennemle korkutup, cenneti para karşılığı satıyorsunuz.<br />
Sıkıysa cehennemi satsanız ya?”<br />
Yargıçlardan biri “Cehennemi kim alır ki?”<br />
Martin Luther,”ben alıyorum, neyse parası vereyim”<br />
Bedava verdiler!<br />
Martin kapının önüne çıktı, duruşma sonucunu merak eden binlerce kişiye<br />
“Cehennemi satın aldım, benimdir.<br />
Bundan sonra oraya kimseyi almayacağım, korkmayın” .<br />
Cehennem korkusu ve kilise baskısından kurtulan halk, özgür beyinlere sahip oldu.<br />
Ve Almanya aydınlanması 500 yıl önce başladı!</p>

<p>Martin LUTHER (1483–1546)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Feb 2025 07:34:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İNSANOĞLU</title>
                <category>Mehmet BAYCAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/insanoglu-212</link>
                <author>baycan@6317haber.com (Mehmet BAYCAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/insanoglu-212</guid>
                <description><![CDATA[İNSANOĞLU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; İnsan yaratılış itibariyle Kur'an'ın ifadesiyle "Ahseni Takvim" olarak, tam kıvamında, hamuru sevgi ile karılmış, en güzel surette yaratılmıştır. Eşref i mahlukattır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bütün insanlar bu özel vasıfla yaratılmıştır. Insanı bu vasıftan sıyıran ve onu yine Kur'an ın tabiriyle "Esfele sefilin","Aşağıların aşağısına" düşüren durum nedir?&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Gayrı müslümler için iman etmemeleri olarak değerlendirme yapabiliriz. Lakin bizim muhatabımız Müslümanlar olunca, yaratılışlarının bozulması diyemeyiz.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İnsanı gerek toplum nezdinde gerekse Hak divanında bu denli aşağıya çeken kendi iradesiyle işlediği kendi fiilleridir.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bu eylemleri yaptırmaya teşvik eden sebepler; şahsiyetsizliğini dünyalık menfaat ve mevki, makam hırsı için aradığı ikbaldir. Narsist düşünce yapısı, haset, kibir ve aşağılık duygusu bu eylemleri içten içten zorlayarak teşvik eder.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bunları yaparken kullandığı argümanlar; sivri zekası, eğitimi, ağzının laf yapmasıyla birlikte hile, desise ve kandırmaya odaklı niyetidir.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bu argümanları kullanmak büyük bir cesaret ve aynı zamanda risktir. Bunu yaparken muhataplarını çok saf, bilgisiz, uymaca akıllı ve ahmak yerine koyarken kendisinin çok zeki olduğunu fiillerinin ve asıl niyetinin anlaşılmayacağını düşünür.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Oysa muhataplarının iyi niyetini suistimal etmiştir. Zayıf kişiliğini, bozuk şahsiyetini sergilemek adına çıkarının kendisi için elzem olduğu fikrinden taviz vermemistir. Akibet; müptezel bir şahsiyet olduğunu bilir, farkettirmemeye çalışır.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kendi kendini aldatır.</p>

<p>BİLMEZSİN</p>

<p>Nasıl bir muamma şu insanoğlu&nbsp;<br />
Menfaatler çatışmadan bilmezsin.<br />
Güven duyup bel bağlayıp dostluğu<br />
Rotaların ayrışmadan bilmezsin</p>

<p>Bakarsın ki sağlam gayetten mazbut<br />
Başa taç eyleyip en yüksekte tut<br />
Nefsini nefsine eylemişse put<br />
Nefsi ile yarışmadan bilmezsin.</p>

<p>İnan diye berkiştirir sözünü&nbsp;<br />
Mutlak senden gizler öbür yüzünü<br />
Kendin gibi bellen bilmen özünü<br />
Dar gününde görüşmeden bilmezsin</p>

<p>Külfetine ortak arar yanına<br />
Dost gibi kucaklar sarar canına<br />
Eremezsin onun bozuk kanına<br />
Yüzü gözü buruşmadan bilmezsin</p>

<p>Aldanırsan kelamına ahtına<br />
Bazen adam çıkar o da bahtına<br />
Layık değil ise gönül tahtına<br />
Divan kurup duruşmadan bilmezsin</p>

<p>Eşref dersin lakin muaf şereften<br />
Baksan göremezsin dört bir taraftan<br />
Geç anlarsın farkı yoktur keneften<br />
İşe sütü karışmadan bilmezsin.</p>

<p>Baycan bu hayattan aldınsa dersi<br />
Çiy süt emmişlerin böyle ötesi<br />
Yıkılmazmış nankörlüğün kalesi<br />
Mert yiğidi döğüşmeden bilmezsin.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Feb 2025 20:58:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/02/mehmet-baycan-1739451240.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KİRLİ SİYASET</title>
                <category>Mehmet BAYCAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kirli-siyaset-211</link>
                <author>baycan@6317haber.com (Mehmet BAYCAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kirli-siyaset-211</guid>
                <description><![CDATA[KİRLİ SİYASET]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu’yu yurt edinip vatan yaptık yapalı bizi hiç rahat bırakmadılar. Vatan coğrafyamız üzerinde hep müstevlilerin kirli emellerine maruz kaldık. Bizi tekrar bu coğrafyadan çıkarabilmek için her dönemde akla hayale gelmeyecek sinsi oyunlar oynadılar. Savaş dönemlerinde bile aramızda cirit atan ajanlarıyla bizim ailevi ve içtimai yapımız hakkında rapor toplamaktan geri durmadılar.&nbsp;<br />
Toplanan bu raporlarla bizi nereden vurabileceklerinin plan ve projesini oluşturdular. En kritik ve zayıf düştüğümüz dönemler de bile yıkılmadığımızı ve yıkılmayacağımızı test ettiler. Bu test alanı Çanakkale geçilmez sloganıyla tüm dünyaya duyuruldu. Türkleri Anadolu’dan atmanın başka yöntemlerle olması gerektiğini B planı olarak devreye geçirdiler.<br />
Bu plan çok daha sinsi ve yıkıcı olmalıydı. Türklerin maneviyatını yıkmak, inanç ve kültürünü yozlaştırmak gerektiğinde karar kıldılar. Bir zamanlar kendi ideolojilerini bizim ideolojimiz gibi bize giydirdiler ve gençliğimizi siyasi arenada sağcı solcu diye gruplaştırıp birbirine kırdırdılar.&nbsp;<br />
İhtilalle bu devri kapatıp zaafı olan insanları ve köken olarak kendilerine mensup vatandaşlarımızı kullanmaya başladılar. Ülke gündemini siyasete odaklayarak gayri ahlaki bir siyaseti İslam Dini gibi bir güzellikle beraber ruhumuza nakşedip Cemil Meriç’in ifadesiyle deli gömlekleri olarak insanımıza giydirdiler. Ülkemizin günübirlik gündemi olan siyaseti de kirletince ele alınır yanımız da kalmadı. Geriye dönüp Cumhuriyet dönemi siyaset geçmişimize baktığımızda erdemli ve dürüst siyasetçilerimizin hiç rağbet görmediğini müşahede ediyoruz.&nbsp;<br />
Günümüz siyasetinin bir değerlendirmesini bir şiirle yapalım, belki ibret olur.</p>

<p>&nbsp;SİYASETE NİYET<br />
Ben de siyasete girmek istedim<br />
Senden siyasetçi olmaz dediler.<br />
Heveslenip çok umutlar besledim<br />
Hiç kimse peşinden gelmez dediler.</p>

<p>Sebebini bilenlere sorunca<br />
Siyasette dönen çarkı görünce<br />
Biat etmelisin her şeyden önce<br />
Siyaset her yüze gülmez dediler.</p>

<p>Söz verip de cayar mısın sözünden<br />
Haksızlığa uyar mısın azından<br />
Yol eğriyse çıkar mısın düzünden<br />
Siyaset bunları bölmez dediler.</p>

<p>Araştırma olan biten planı<br />
Sol koynunda besle büyüt yılanı<br />
Sular gibi içmelisin yalanı<br />
Siyaset yalandan ölmez dediler.</p>

<p>Hak hak deyip fitne katma sürüye<br />
Rücu edip bakmayasın geriye<br />
Ne yanlışa karış ne de eğriye<br />
Siyaset doğruya gelmez dediler.</p>

<p>Vatan Millet Devlet; sloganı geç<br />
Böyle düşünceden uzak dur vazgeç<br />
Sen yerinde otur adayları seç<br />
Siyaset bir süzek dolmaz dediler.</p>

<p>Boşa heveslenme özüne uymaz<br />
Gözün o göz değil gözüne uymaz<br />
Yakıştıramazsın bezine uymaz<br />
Siyaset özünü bilmez dediler.</p>

<p>Bütün umutlarım başıma çöktü<br />
Yoldaş bildiklerim yolda U çekti<br />
Dedikleri her şey karşıma çıktı<br />
Siyaset kötüyü silmez dediler</p>

<p>A parti B parti hepsi de boşa<br />
Hiç katılma Baycan sen bu yarışa<br />
Gel dünyana çekil gönlünce yaşa<br />
Siyaset dürüstü almaz dediler.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Feb 2025 15:54:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2025/02/mehmet-baycan-1739451240.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TÂZİYE ADABI 2</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/taziye-adabi-2-210</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/taziye-adabi-2-210</guid>
                <description><![CDATA[TÂZİYE ADABI 2]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Kimi cennet kokulu yavrusunu henüz koymuştur toprağa kimi hayat arkadaşının ardından kalmıştır ıssızlığıyla. Kiminin de yeri hiçbir şeyle dolmayan annesinin açmamak üzere kapadığı gözleri geldikçe aklına, bin bir pişmanlıkla hıçkırıklarını yutuyordur belki. Kiminin sırtını dayadığı dağ gibi babası bir daha dönmemek üzere ayrılmıştır evden ve evin direği yıkılmış, enkazında kalmıştır düşen başı. Bir daha “baba” diyemeyeceğinin hüznüyle kopmuştur sessiz çığlığı, iki büklüm otururken bir köşede, taziyesine gelenlere “hoş geldiniz” bile diyemeyecektir günlerce. Çünkü kalbi hoş değildir. Kalp; en hassas, en kırık anlarını yaşıyordur. İşte tam da böylesi bir an ve ortamdır “taziye” denilen şey. Öyleyse böylesine mahzun olan kalbin yamacına gelişi güzel yanaşmak olur mu?</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Acı ve elem içindeki kalbi ferahlatmak, yalnızlığını gidermek, ateşine su serpmektir taziye. Musibete uğramış, yakını/sevdikleri ölmüş olanların yanında olmak, onlara sabır telkin etmek, maddi ve manevi gereken desteği vermektir. Allah’ın ayetlerini ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hadislerini hatırlatarak acılı yüreği teskin etmektir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black">Müslüman'ın görevlerinden olan bu manevi desteğin elbette bir adabı vardır. Büyük bir hassasiyetle seçilecektir söylenecek her cümle. Susmak bile mana ifade edecektir taziyede. Giyilen kıyafetler dahi anlayacaktır hüznün dilinden. Bütün bunlar, cenaze yakınının hâliyle hemhâl olmaktır. Sabr-ı cemil dilemektir tahammülü zor durumla karşı karşıya kalana.</span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:14.0pt">“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” </span></strong><span style="font-size:14.0pt">(Bakara, 2/155.) ayet-i kerimesini hatırlatmak, </span><strong><span style="font-size:14.0pt">“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn”</span></strong><span style="font-size:14.0pt"> [Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah'a aitiz ve şüphesiz O'na döneceğiz (Bakara 2/156.)] diyerek acıya tahammül göstermek, mükâfatını Allah’tan bekleyerek sabretmeyi telkin etmektir taziye. Fakat sözü uzatmamak, abartmamak gerekir taziyede. Belki bazen sarılmak bazen de susmak en uygunu olacaktır. İhtiyaçları olması durumunda bütün samimiyetimizle yanında olduğumuzu hissettirmektir taziyenin amacı aslında.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Ölüm, hakkında en az bilgiye sahip olduğumuz konulardan bir tanesi. Geride kalanlar elemli, gidenler de geri dönmedi. Fakat ahirete iman eden Müslümanlar, sabır ve vakar ile karşılar geri dönüşü olmayan bu göçü. Kavuşma umuduyla susar ya da belli belirsiz cümleler dökülürken cenaze yakınının dilinden, sadece hüzünlü melodisi kalır kulağımızda. Onun neye yandığını tam olarak bilmez hiç kimse. Bilemediğimiz acılarla, ahuvahlarla geride kalan cenaze yakınlarına nasıl davranmamız gerekir? İnsan hayatındaki en kritik anlardan olan ölüm karşısında takınılması gereken tavır ne olmalıdır?</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Ölüm soğuktur. Her ölen ardında bir hikâye bırakır belki de. Cenaze evinde ne fırtınalar kopuyor bilinmez. Bu sebeple, adabımuaşerete dikkat edilmeli; taziye mümkün mertebe uzatılmamalı, üç gün ile sınırlandırılmalı; </span><strong><em><span style="font-size:14.0pt">cenaze yakınlarını yoracak, masrafa sokacak, kalbini kıracak her türlü davranışlardan uzak durulmalı</span></em></strong><span style="font-size:14.0pt">. Hassas davranıldığı hâlde bazen bilmeyerek de olsa yanlış ve kırıcı durumlar sergilenmektedir taziyelerde. Örneğin taziye evinde karşılaştığı arkadaşıyla sohbet ederken çocukluk anılarına kadar inmek ve gafilce yükselen kahkaha sesleri… “Ateş düştüğü yeri yakar.” gerçeğiyle birlikte, Müslümanlar bir vücudun azaları gibi olup acısıyla uykusuzluk çeken, derdiyle dertlenen kimselerdir aynı zamanda. Ölenle ölünmese de geride kalanların acısına ortak olmak, hafifletecektir elemi, hüznü…</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">İnsanın ölüsünün de hürmete layık olduğunu telkin, tekfin, teçhiz ve taziyeye değin her aşamasındaki uygulamalarla ortaya koyan dinimiz ve kültürümüz, cenaze yakınına karşı sorumluluğumuzu, söz ve davranışlarımızı da belirlemiştir. “Allah, merhum/merhumeye rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Sizlere de Rabb’im sabr-ı cemil ihsan etsin. Geride kalanlara hayırlı, uzun ömür versin. Başınız sağ olsun.” şeklindeki dua ve temennilerle cenaze yakınına taziyede bulunmak âdet hâline gelmiştir. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Peygamber’in (s.a.s.), “</span><strong><span style="font-size:14.0pt">Ölülerinizin iyiliklerini anın, onların kötülüklerini zikretmekten kaçının.”</span></strong><span style="font-size:14.0pt"> (Ebû Dâvûd, Edeb, 42.) sözü de, ölünün arkasından iyiliklerini konuşmayı, cenaze yakınlarını üzecek her türlü söz ve davranıştan kaçınmayı özetleyecek niteliktedir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Cenaze törenlerinde ve taziyelerde zaman zaman nahoş durumlarla karşılaşıyoruz maalesef. Yaygın olarak görülen uygulamalar, gafletler ve cenaze yakınlarını üzen bu durumlar ile yanlışları bertaraf edecek önerileri şöyle sıralayabiliriz:</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Taziye üç gün yapılmalı, fazla uzatılmamalıdır. “kara bayram” vb. isimlerle, cenaze yakınlarına bayramda ayrıca başsağlığına gitmek, acılarını artırmaktan başka bir şey sağlamayacaktır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Cenaze törenlerinde ve programlarda amacını aşan, israfa kaçan uygulamalar yapılmamalıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Cenaze yakınlarının hüznünü artırıcı sözler ve davranışlardan kaçınmak gerekir. Uzunca sarılıp mevtanın bahtsızlığını, son anlarını anlatmak taziyenin amacına terstir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Taziye evinde konuşulacak her cümle özenle seçilmeli, ölenin arkasından iyilikleri konuşulmalı veya susulmalıdır. Ölüleri güzel hasletleriyle anmak, yakınlarını teskin edecektir. Taziye evi; sanat, spor, siyaset ve felsefi tartışma/paylaşma yeri değildir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Taziye evinde uzun süre oturmak, farklı mevzulardan bahsetmek, espri yapmak hem mevtaya hem de yakınlarına saygısızlıktır. Dost ve akrabalarını görmüşken çocukluk anılarına gidecek kadar muhabbeti koyulaştırmanın yeri değildir taziye evi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Sabahın erken vakitlerinde veya geceleyin geç saatlerde taziye evine gitmekten kaçınmak gerekir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Taziye evine meşrubat, çikolata vb. götürmenin ve taziyeye gelenlere de bunları ikram etmenin cenaze yakınlarının acısını artıracağı muhakkaktır. Mümkün mertebe taziye evinde yiyip içmemek en doğrusu olacaktır. Komşu ve akrabalar tarafından yapılmış olsa dahi ikram ve hizmetlerin “Taziye evi mi, düğün evi mi?” dedirtecek kadar abartılmaması gerekir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Taziye evi, kendi derdi ve hüznünü yaşama yeri ve zamanı da değildir. Ölenin yakını ve arkadaşı olmadığı hâlde, yakınlarından daha çok ağlamak da abestir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Cenaze yakınlarını teselli etmek amacıyla kişi; kendi tecrübelerini, başından geçen felaketleri örnek verirken abartıya kaçılmamalıdır. “Senin bu yaşadığın ne ki…” diye başlayan hikâyeleri taziye sahibi dinleyecek durumda olmayabilir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Cenaze yakınlarını endişelendirecek, korkutacak şekilde Kur’an ve hadislerde olmayan bilgiler vermemek gerekir. Cenaze yakınının içini ferahlatan Allah’ın merhameti, Hz Peygamber’in (s.a.s.) şefaati anlatılabilir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">“Ağlarsan kabirde azap görür.” gibi sözlerle cenaze yakınlarının merhamet gözyaşlarına engel olunmamalıdır. Belki, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) oğlu İbrahim için gözyaşı döktüğü ve kendisine: “Ya Resûlallah sen de mi?” denildiğinde: “Göz yaşarır, kalp üzülür fakat biz Rabb’imizin razı olacağı sözlerden başkasını söylemeyiz.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 23,24.) hadis-i şerifi hatırlatılarak varsa bu konudaki endişesi giderilmelidir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black">Uzak yerden gelen cenaze yakınlarının taziye evinde uzun süre yatıya kalması, ev sahiplerinin normal hayata geçmesini geciktirecektir. Taziye evinde oldukları sürece&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">akrabaların ev sahibine maddi ve manevi anlamda yardımcı olmaları hüznü giderecek ve muhabbeti artıracak, ortamın uygunluğunu da dikkate alarak üç günden sonra evlerine dönmeleri uygun olacaktır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Taziye evine gelen gidenin çetelesini tutan, yenip içileni, konuşulanları rapor edip cenaze yakınlarına ileten veya cenaze yakınlarının söz ve hâllerini taziyeye gelenlere anlatan meraklı akraba ve komşular varsa bunları dinlememek, hatta uygun bir üslupla uyarmak gerekir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Cenazenin defnedilmesi, uzaktan gelecek yakınları için bekletilmesi, vasiyeti, mirası vs. özel ve ailevi durumlara müdahale etmekten kaçınmak; cenaze yakınlarını bir ömür pişmanlığa sebep olabilecek konularda yönlendirmemek gerekir. İhtiyaç duymaları hâlinde cenaze yakınlarına maddi ve manevi olarak yanlarında olduğumuzu hissettirmek, bunun dışındaki işlere ve kararlara müdahale etmemek isabetli olacaktır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><strong><em><span style="font-size:14.0pt">Cenazeyi yıkayanlar veya mevtanın son anlarına şahit olanlar, cenazenin mahremiyetine dair bilgileri kimseyle paylaşmamalıdır.</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Cenazeyi yıkamak, namazını kılmak, cenazenin kabre taşınmasına yardım etmek ve yakınlarına sabır telkin etmek yani taziyede bulunmak, Müslüman'ın Müslüman kardeşine karşı görevidir. Bu görevi en güzel şekilde yapmak, hem cenaze hem cenaze yakınları hem de kendimiz için tefekkür, teslimiyet, teskin ve duadan ibarettir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Taziyede “Ya Rabbi! Sen her şeye kadirsin. Bizler aciziz. Sen rahmetinle merhuma/merhumeye muamele et. Mekânını cennet eyle. Geride kalan yakınlarına sabr-ı cemil ver. Ya Rabbi! Sen bizden memnun olduğun hâlde, iman ile ruhumuzu teslim etmeyi nasip et.” diyerek cenaze ve yakınlarına, kendimize ve taziyede bulunanlara dua etmek ihmal edilmemesi gereken güzel bir uygulamadır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-right:-19px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:black"><span style="font-size:14.0pt">Not: Bu yazı Diyanet aylık dergiden istifade edilerek hazırlanmıştır.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 17:20:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TÂZİYE</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/taziye-209</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/taziye-209</guid>
                <description><![CDATA[TÂZİYE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sözlükte “birine sabır telkin etmek” anlamındaki&nbsp;<strong>ta‘ziye</strong>&nbsp;terim olarak yakını vefat eden kimseleri sabır ve metanet göstermeye teşvik etmeyi, baş sağlığı dilemeyi, onları teselli edip acılarını paylaşmayı ifade eder (<em>Lisânü’l-ʿArab</em>, “ʿazy” md.;&nbsp;<em>Kāmus Tercümesi</em>, IV, 1074; Ahmed b. Muhammed el-Feyyûmî, s. 155). Tâziye kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de geçmemekle birlikte her canlı için ölümün kaçınılmaz olduğunu ve sonunda herkesin Allah’ın huzuruna varacağını bildiren âyetler (Âl-i İmrân 3/185; el-Enbiyâ 21/35; el-Ankebût 29/57) insanların ölüm gerçeği karşısında düzgün bir hayat yaşamalarının, ayrıca ölümü normal karşılamanın gerekliliğine işaret etmektedir. Bakara sûresinin 154-156. âyetlerinde Allah’ın insanları çeşitli sıkıntı ve kayıplarla imtihan ettiği, ölümün de bunlardan biri olduğu belirtildikten sonra bunları sabır ve metanetle karşılayanlar Allah’ın rahmet ve hidayetiyle müjdelenmekte, bu âyetler ölümle ilgileri dolayısıyla tâziye sırasında okunmaktadır. Dünyadaki bütün varlıkların fâni ve yalnız Allah’ın bâki olduğunu bildiren âyetler de (er-Rahmân 55/26-27) kapsamlı bir tâziye örneği olup klişeleşmiş tâziye cümlelerine ilham kaynağı teşkil etmiştir.</p>

<p>Tâziye kavramı bazı hadislerde geçmektedir. Abdullah b. Mes‘ûd’un rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber, “Başına bir musibet gelene tâziye ziyaretinde bulunan kimseye musibete uğrayanın sevabı kadar sevap verilir” buyurmuştur (İbn Mâce, “Cenâʾiz”, 56; Tirmizî, “Cenâʾiz”, 71). Kaynaklarda bu hadisin bilhassa cenazeyle ilgili olarak ele alınması hadisteki musibet kelimesinden ölümün anlaşıldığını göstermektedir. Diğer bir hadiste, yaşadığı bir ölüm acısından dolayı mümin kardeşine tâziyede bulunan kimseyi Allah’ın kıyamet gününde herkesin gıpta edeceği güzellikte bir elbiseyle donatacağı bildirilir (Hatîb, VII, 397). Bazı hadislerde Hz. Peygamber’den tâziye örnekleri yer almaktadır. Meselâ oğlu vefat etmek üzere olduğu için büyük acı çeken kızı Zeyneb’i, “Veren de alan da Allah’tır; O’nun katında her şeyin belli bir vakti vardır” şeklinde teselli etmiştir (Buhârî, “Cenâʾiz”, 33; Müslim, “Cenâʾiz”, 11). Bu ifadelerin sonraki dönemlerde müslümanlar arasında yaygınlaşan tâziye sözlerine örnek teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Çocuğu ölen Muâz b. Cebel’e Resûl-i Ekrem’in yazdığı rivayet edilen bir mektuptaki ifadeler de Kalkaşendî’ye göre en anlamlı tâziye örneğidir (Ṣubḥu’l-aʿşâ, IX, 82-83). Mektupta canlarımız, mallarımız ve aile fertlerimizin Allah tarafından bize bağışlanmış tatlı hediyeler, geçici bir süre için yanımıza bıraktığı emanetler olduğu belirtilir ve Allah’ın evlât vererek kulunu sevindirmesi gibi onu geri alması halinde kulunu mükâfatlandıracağı, böyle durumlarda Allah’ın rahmetine, mağfiret ve hidayetine erişmek için sabretmek gerektiği, ağlayıp sızlamanın gideni geri getirmeyeceği ifade edilir (Hâkim, III, 273). İslâm âlimleri, bu tür rivayetlere dayanarak tâziyenin hem erkekler hem kadınlar için sünnet veya müstehap olduğunu kaydetmiştir. Kadının, kocası dışındaki bir yakınının ölümü halinde üç günden fazla yas tutmasının câiz görülmediğini ifade eden hadisi delil gösterip (<em>Müsned</em>, VI, 37, 249, 286; Buhârî, “Cenâʾiz”, 31; Ebû Dâvûd, “Ṭalâḳ”, 43) tâziye süresinin üç gün olduğu söylenmişse de bazı âlimler tâziyeyi bir süreyle sınırlamayı isabetsiz bulmuşlardır. Ağırlıklı görüşe göre tâziyenin definden sonra ve cenaze yakınlarının evinde yapılması münasiptir, nitekim uygulama da bu yönde gelişmiştir. Camide tâziyede bulunulması mekruh sayılmıştır. Baş sağlığı için birçok kişinin gelebileceği dikkate alınarak tâziye yerinde fazla kalınmaması tavsiye edilir. Ca‘fer b. Ebû Tâlib şehid olduğunda Resûlullah etrafındakilere Ca‘fer’in ailesinin üzüntüleri sebebiyle yemek hazırlayacak durumda bulunmadığını söylemiş ve onlara yemek yapmalarını öğütlemiştir (Tirmizî, “Cenâʾiz”, 21; İbn Mâce, “Cenâʾiz”, 59). İslâm âlimleri bu rivayetten hareketle cenaze evine yemek götürmenin sünnet olduğunu belirtmiştir. Uygulamada da ölü evinde tâziye süresince yemek pişirilmez; cenaze yakınlarına ve tâziye için gelenlere ikram edilmek üzere komşular cenaze evine yemek getirir.</p>

<p>Müslümanlar akraba, komşu ve tanıdıklarından birinin yakını vefat ettiğinde cenaze namazına katılmayı hem dinî hem insanî bir görev bilir. Defin işleminin ardından genellikle cenaze evine veya tâziye için belirlenmiş başka bir yere gidilerek ölenin yakınlarına tâziyede bulunulur. Bazı yörelerde definden sonra cenaze yakınları, mezarlığın uygun bir yerinde ya da cenaze evinin önünde bir araya gelip cenaze törenine katılanların tâziyesini kabul ederler. Ölü evi ziyaretçilere yetmediği takdirde komşulardan biri evini tâziye için açar. Tâziyeye gelenler bazan yanlarına bir okuyucu alarak ölünün ruhu için Kur’an’dan birkaç âyet (çoğunlukla Bakara sûresinin 153-157. âyetleri) okuturlar. Bazı yerlerde mahallenin imamı birkaç gün süreyle cenaze evine gelir ve Kur’an okuma görevini ifa eder. Kur’an okunduktan sonra “el-hükmü lillâh, innâ lillâh” gibi ifadelerle Allah’tan gelene razı olmak gerektiği belirtilir. Ölen hakkında, “Allah rahmet eylesin; mekânı cennet olsun; Allah gittiği yerde utandırmasın; Allah taksiratını affetsin” gibi sözlerle dua edilir. “Geride kalanların başı sağ olsun; Allah sabırlar versin; merhumun geride kalanlarına Allah hayırlı uzun ömürler versin; Allah başka acı göstermesin; ölenle ölünmez, er geç hepimiz öleceğiz, Allah iman nasip etsin” gibi cümlelerle ölenin yakınları teselli edilir. Yaşlı ve hatırlı kişiler, kendilerini kontrol edemeyecek derecede ağlayıp dövünen cenaze yakınlarını ölümden kurtuluş olmadığı, isyan etmemek gerektiği vb. sözlerle yatıştırmaya çalışır. Hz. Peygamber’in ölenler hakkında çirkin sözler söylemeyi yasaklayan, ölüleri iyilikle anmayı emreden hadislerine göre (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 42; Tirmizî, “Cenâʾiz”, 34; Nesâî, “Ḳasâme”, 22) tâziye için gelenler ölünün iyi taraflarından bahseder, güzel hâtıraları yâdeder. Bazı yörelerde ölümden sonraki ilk bayram yas bayramı sayılır; ölenin evinde cenaze yeni çıkmış gibi bir matem havası yaşanır, tâziye ziyaretleri yapılır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 00:53:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GASL, GASL-I MEYYİT(ÖLÜYÜ YIKAMA)</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/gasl-gasl-i-meyyitoluyu-yikama-208</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/gasl-gasl-i-meyyitoluyu-yikama-208</guid>
                <description><![CDATA[GASL, GASL-I MEYYİT(ÖLÜYÜ YIKAMA)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yıkama, temizleme; müslüman ölüyü yıkama anlamında bir fıkıh terimi.<br />
<br />
Ölünün yıkanması dirilere farz-ı kifâyedir. Yıkamak için niyet edilir, besmele çekilir, ölünün elbiseleri çıkarılır, avret yerleri örtülür ve yüksekçe bir yere yatırılır. Ölüye namaz abdesti aldırılır, ancak ağzına ve burnuna su verilmez. Abdestten sonra önce başı ve (varsa) sakalı yıkanır.<span style="background-color:#e74c3c"> Yıkamaya sağdan başlanır. Sol tarafına çevrilip yıkandıktan sonra sağ tarafına çevrilip yıkanır. Sonra oturtulur ve karnı ovulur, ön veya arkasından bir şey çıkarsa yıkanır, bu takdirde tekrar abdest aldırılmaz. Her uzvu üç kere yıkamak sünnettir. Yıkama işlemi bitince ölü havlu ile kurulanır, baş ve sakalına güzel kokular sürülür.</span><br />
<br />
Yıkama işlemi sırasında güzel koku kullanılır. Teneşir tahtası buhurlanır ve tütsülenir. Bu, ölüye ta`zim içindir. Ölü yıkayıcının elini bir bezle örtmesi müstehabdır. Kaynatılmış suyla birlikte sidr veya çöven kullanılması, baş ve sakalın hatmi veya sabunla yıkanması gerekir. Meyyitin tırnağı kesilmez ve saçı taranmaz. Gassâl (gâsil; yıkayıcı) veya gâsile, meyyitle kapalı yerde kalır (el-Fetevâyı Hindiyye, I, 158 vd.; Fethu`l-Kadîr, I, 449).<br />
<br />
Savaş alanında şehid olmamış her ölünün yıkanılması farzdır. Vücudunun bir parçası bulunan ölü, İmam Şâfiî, Ahmed ti. Hanbel, İbn Hazm`a göre yıkanır, kefenlenir, cenaze namazı kılınır; İmam Ebû Hanife ve İmam Mâlik`e göre ise vücudun yarıdan çoğu bulunursa yıkanır.<br />
<br />
Şehidler yıkanmaz, kanlarıyla gömülürler. Ancak, savaşta şehid düşenler dışındaki taundan, boğularak, zatürre, karın hastalığı, yanarak, göçükte, doğumda, malı uğruna, canı uğruna, ailesi uğruna öldürülen şehidler yıkanırlar. Çünkü suikastla şehid düşen Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali`nin cenazeleri yıkanmıştır.<br />
<br />
Gassâl (yıkayıcı)`ın emin, sâlih, güvenilir olması gerekir. Yıkama esnasında ölü ile yıkayıcıdan başkasının bulunmaması mendupdur. Hanefî mezhebine göre erkek, ölen hanımını yıkayamaz. Hz. Ali`nin Fâtıma (r.a.)`yı yıkadığı rivayet edilir. Ölü kadının saçları örgülüyse çözmek mendubdur; yıkandıktan sonra tekrar örülür, arkaya salınır. Kadının kocasını yıkaması caizdir. Hz. Ebû Bekir`i (r.a.) eşi yıkamıştır.<br />
<br />
Esas olarak erkek erkeği, kadın kadını yıkar.<br />
<br />
Ölünün yıkandıktan sonra secde yerlerine kâfur sürülür. Çünkü bu an meleklerin hazır olduğu andır ve kâfur kullanmaktan maksat ölüyü soğutmak, ölünün bedenini dinç tutmak, bozulmadan ve böceklerden korumaktır (Seyyid Sabık, Fıkhu`s-Sünne, I, 365).<br />
<br />
Su bulunmazsa ölüye teyemmüm yaptırılır. Teyemmüm, bir erkeğin kadınlar içinde veya bir kadının erkekler içinde öldüğü durumlarda da yapılır.<br />
<br />
İcmâa göre kadınlar, çocukları yıkayabilirler.<br />
<br />
Yine sünnete göre, ölünün tütsülenmesi ve yıkanma sayısı tek olmalıdır; bir, üç, beş gibi.<br />
<br />
Bir yerde tek yıkayıcı varsa onun ücret istemesi caiz olmaz (Mehmet Zihni, Nimet-i İslâm, 422).<br />
<br />
Ölünün techiz ve defni süratle yapılmalıdır. Bir meyyitin yıkanmasının bazı şartları vardır: Müslümanlık, bebeklerde düşük olmamak, vücudundan bir parçanın olması ve Allah yolunda öldürülen şehidlerden olmaması. Bir müslüman, kâfir bir ölüyü yıkamaz ancak onu gömebilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Jan 2025 15:00:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Peki öyle olsun</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/peki-oyle-olsun-207</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/peki-oyle-olsun-207</guid>
                <description><![CDATA[Peki öyle olsun]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün içkiye mübtelâ olan bâzı gençler, torbalarına içki şişeleri koyarak, kıra içki içmeye gidiyorlardı. Giderken, Hasan Sezâî’nin dergâhının önünden geçmeleri îcâbetti. Sezâî Efendi onları görerek;<br />
<br />
“Evlâtlar, nereye gidiyorsunuz. Torbaların içindeki şişelerde ne var?” diye sordu.<br />
<br />
Gençler, mûziplik olsun diye ve hâllerini gizlemek için gülerek;<br />
<br />
“Efendi baba! Kıra gezmeye gidiyoruz. Şişelerimizde de şerbet var.” dediler.<br />
<br />
Hasan Sezâî tebessüm edip;<br />
<br />
“Peki öyle olsun.” buyurdu.<br />
<br />
Gençler ayrılıp gittiler. Kıra vardıklarında sofralarını kurdular. Şişelerindeki içkiyi içmeye başladıklarında hepsi birden çok şaşırdı. Çünkü şişelerin içindeki içkilerin hepsi şerbet olmuştu. Sonra yolda Sezaî Efendi ile karşılaştıklarını ve konuşmalarını hatırladılar. Bu hâlin, o büyük zâtın bir kerâmeti olduğunu anlayıp, tövbe ettiler, artık bir daha içki içmediler.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 12 Nov 2024 20:28:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YANLIZ ADAM</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/yanliz-adam-206</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/yanliz-adam-206</guid>
                <description><![CDATA[YANLIZ ADAM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yalnız insanların etrafı çoğu kez kalabalıktır. Ki bazen bu kalabalıkta insan kendini bulmakta zorlanır. Civardan gipta ile bakılır onların bu durumu. Fakat durum böyle değildir. Ne vakit kalabalıklar içinde gülen birini görsem onun yapayalnız olduğunu hissederim. Sahte gülüşlerinin ardına gizlenmiş, zavallı bir yalnızlık tedirginliğidir bu.</p>

<p>Butalihsiz durumda insanların çok emeği vardır. Kimi sözünü tutmamış, kimi yalan söylemiş, kimi yüzüstü bırakmıştır. Yalnızlık bir süre sonra tiryakilik de yapar. Buna dikkat etmek lazım. İnsan bir kez bu konfora alıştı mı bir daha dönemez kalabalığa. Dönse de asıl yalnızlığı başlamıştır artık.</p>

<p>NOT:DÜZELTME :KÜRŞAT YOZCU</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 Nov 2024 23:58:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YARALI RUH</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/yarali-ruh-205</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/yarali-ruh-205</guid>
                <description><![CDATA[YARALI RUH]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>YARALI RUH</p>

<p style="text-align:justify">Havalar soğumaya başlamış, ilk yağmurlar toprakla buluşmuş ama istenilen miktarda yağmamak içinde her geçen gün insanı umutsuzluğa sevk edecek kadar da güneş parlıyor, yağmur bulutları ufukta görülmüyordu. Ihlamur ağacının yaprakları sararırken diğer ağaçlardaki yapraklarda renklerini karışık hâle getirerek sarıya doğru yol almaya girişmiş, çatılarda yuva kuran leylekler çoktan başka memleketlere yol almak için yollara revan olmuştu.</p>

<p style="text-align:justify">Turan Çavuş her zamanki gibi yine binlerce kilogram buğdayı toprakla buluşturmuş ve bunun için günlerce tüm aile uğraşmıştı. Havada bir parça bile bulut yoktu. Günler geçiyor ama bir türlü güz yağmurları istediği gibi olmuyor, toprak ve buğday tohumları bir türlü kaynaşmıyordu. Yavaş adımlarla tarlanın başına kadar gelmiş, dudaklarında dua mırıltıları kendi kendine bir şeyler söyleniyordu. Bir avuç toprak aldı, koklayıp tarlaya saçaladı. Toprağın kokusu genzini yakarken, umutsuzlukla karışan korku kendini daha çok hissettirdi. Her tarafa borçlanmış, masraflar katlanarak geçen yıla göre daha da büyüyerek gelmiş, ne yapacağını bilmeyen bir yaralı ruha dönüşmüştü. Korkuyordu. Bunca çoluk çocuk nasıl aç kalmadan yaşayacak, borçlar nasıl ödenecekti. Biraz daha yürüdü ve durdu, oturdu. Toprağın kuruluğunu daha yakından gördü irkildi, korkusu daha da büyüdü. Birden birkaç damla ter alnından göğsüne doğru yuvarlandı ve kendine geldi. Yürüdü, yürüdü ve sonra tekrardan başını kaldırıp gökyüzüne baktı, eğildi yerden bir avuç toprak aldı. “Satılık Köy” filmindeki Ağa’nın serzenişi aklına geldi, gülümsedi. Aç mezarı yoktu ama yokluk hele hele umutsuzluk insanı için için yerle bir eden bir duyguydu.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Korku, her insan için doğal bir duygu olduğu kadar algılanan bir tehdide karşı insan vücudunun geliştirdiği bir savunma mekanizmasıydı. İnsanı gergin tuttuğu kadar birçok uyarana karşıda diri tutardı. Korkularıyla yüzleşenler korkularıyla baş edebilir ve korkmamayı da öğrenirlerdi. Ama umutsuzlukla yoğrulan korku insan ruhunu da daha çok yaralıyordu. Güneşli her gün, yağmursuz geçen sonbahar, havada toprağı savuran rüzgar, ellerinde topraktan kalan tozlar ve her şeye korku dolu gözlerle bakmaya başlayan insan. Öyle ki Turan Çavuş bakışlarında umutsuzluk olmayan biriydi. Ancak yağmursuzluk ve korku onun da teninin ateşini yükseltmiş, kalbini korkunun sarmasına izin vermiş, umutlarını yok etmiş bir savaştan mağlup ayrılmış komutan edasında her gün tarlanın etrafında dönüp duruyordu. Uyku, huzur çoktan yerini kaygı ve korkuya teslim etmiş, uykusuz geçen her gece sabah parlak bir güneşin doğmasıyla içindeki korkunun büyümesini engelleyememişti.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Allah var gam yoktu, tamam ama her geçen yağışsız gün onun düşünceleriyle birlikte ruhunu da yakıyor ve yaşam umudunu biraz daha kırıyordu. Turan Çavuş tarlanın başından ayrılırken “kaçış yok kaderin çemberinden” diyerek mırıldandı, başını kaldırıp gökyüzüne tekrardan baktı. Yürüdü ağır adımlarla içinde korkusu büyüyerek.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kemal TÜRK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 Nov 2024 11:37:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KORKU</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/korku-204</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/korku-204</guid>
                <description><![CDATA[KORKU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>KORKU<br />
Korku, bir ya da birçok belirsizlik karşısında çeşitli tehdit algıları ile tetiklenen, rahatsız edici ve olumsuz bir histir. Kaygının gelecekte olabilecek kötü bir durumla ilgili bir kuşkuyu kapsamasından farklı olarak korku hem şimdiki zamandaki hem de gelecek zamandaki bir ya da daha çok kötülüğün oluşabilecek olmasından duyulan olumsuz ve yıpratıcı bir duygudur.<br />
Korku belirli bir ağrı veya tehdit olarak algılanan bir olay sonucunda, uyarıcı bir tepki olarak ortaya çıkan yaşamsal bir tepkidir. Korku görünüşte evrensel bir duygudur. Herkes bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde çeşitli korkulara kapılabilir. Tehlike ile karşılaşan bir kişi korkar ve bu korku sonucunda kaçmak için bir tepki oluşturur (bu, aynı zamanda "kaç ya da savaş" tepkisi olarak da bilinir). Ancak aşırıya kaçan durumlarda (nefret ve terör gibi) korkan bir kişi donup kalabilir veya felç tepkisi vermesi de mümkün olabilir.<br />
Tüm korkular aynı tepkiyi ve sonuçu vermez korkular herkese göre değişebilir bir sonuç alabilir kimi için en büyük korku savaştır,kimi için yalnızlıktır.Korkular insan üstünde avantajda sağlar dez avantaj da sağlar hayatta mücadele etmemiz yönünde tercüme sahibi olmamıza neden olabilir.Tabi ki korkumuzdan ve ya korktuklarımızdan ne kadar korkuyoruz iyi bilmemiz gerek işte o zaman korkumuzla yüzleşebiliriz .<br />
Korkumuzla yüzleşirken kendimizle de yüzleşiriz kendimizle yüzleşmekten bile korkabilriz.Kormak insanı bir eylemdir. Bende kalabalık içinde yalnız kalmaktan korkuyorum. Bu yüzden yaptığım işlerde hep başarılı olmaya çalışıyorum.Korkum başarımın anahtarı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Oct 2024 22:44:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KORKU, EDEBİYAT VE İNSAN</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/korku-edebiyat-ve-insan-203</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/korku-edebiyat-ve-insan-203</guid>
                <description><![CDATA[KORKU, EDEBİYAT VE İNSAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Korku, her insan için doğal bir duygu olduğu kadar, algılanan bir tehdide karşı insan vücudunun geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. İnsanı gergin tuttuğu kadar birçok uyarana karşıda diri tutar. Korkularıyla yüzleşenler korkularıyla baş edebilir ve korkmamayı da öğrenirler. Bilim adamlarınca insanî yedi duygudan biri olarak karşımıza çıksa da genellikle olumsuz duygu olarak tanımlanır. Preuschoff (1998: 1-2)’a göre, “korku koruyucu bir tepki olarak yaşamı destekler, kişinin gelişiminde ve kişisel olgunlaşmasında yardımcı olur. Çünkü yeni olgulara ya da bilinmeyene karşı hissettiğimiz korkuyu her yenişimizde ileriye doğru daha büyük bir adım atmış oluruz.” Der. “Bebeklik döneminde ilk ortaya çıkan korkular genellikle anne-babadan ayrılma ve yabancılardan korkmadır. Erken çocukluk döneminde canavarlar, karanlık yerler ve büyük, genellikle de tüylü hayvanlarla ilgili korkular görülmeye başlanır. İlkokul yılları; yalnız kalma, kaçırılma ve hırsızlar üzerine olan yeni korkuların görüldüğü yıllardır. Gerçek şiddete dayanan yetişkin tarzı korkular ise – çeteler, silahlar, savaşlar gibi- ilk ergenlik çağında görülmektedir. Bununla beraber bu tür korkular, bizzat tecrübe edilmişse daha küçük yaşlarda da görülebilmektedir” (Garber, Garber, &amp; Spitzman, 1993; Hall, 2003; Miller, 2004; Akt. Mercurio ve McNamee, 2008). Buradan hareketle dünyanın kurallarının yeni keşfedilmeye başlandığı çocukluk çağının korku duygusunun yoğun olarak yaşandığı bir dönem olduğu söylenebilir.&nbsp;<br />
Batı’daki çocuk edebiyatı ürünleri içinde giderek yaygınlaşan korku öykülerinin çocuğu dehşete düşürmeden onun merak, keşfetme arzusu gibi duygularını tatmin ederek çocuğa hayatla ilgili birtakım değerler kazandırabileceği ve okuma zevki verebileceği düşünülmektedir. Çocukların bu tür kitaplara olan düşkünlüğü, birtakım sayısal verilerle de ortaya çıkmaktadır. “2000 yılında Guinness Rekorlar Kitabı, çocuk okur kitlesine yönelik korku öyküleri kaleme alan R. L. Stine’ın dünya çapında 220 milyon kopya satan Goosebumps serisini tüm zamanların en çok satan çocuk kitabı serisi olarak ilan etmiştir. 2008 yılına gelindiğinde ise R. L. Stine’ın kitaplarının satış sayısı dünyada 400 milyonu geçmiştir” (Marcovitz, 2013). Buna karşılık Türkiye’de ise çocuk okura göre korku öykülerine fazla rastlanmamaktadır.<br />
Temel olarak korkuyla ilgili bilinmesi gereken ilk şeylerden birisi, onun da sevgi, nefret, öfke, hüzün, mutluluk ya da neşe gibi pek çok duyguyla beraber insan davranışlarının ayrılmaz bir parçası olduğudur. Çocukların ilk oyunlarına bakıldığı zaman, bu oyunların mantığının korku duygusuyla iç içe geçmiş olduğu görülür. Modern sanat ve edebiyatın işlediği pek çok korku temasına geleneksel edebiyatın kaynak teşkil ettiği görülebilir. Günümüz popüler kültüründe yer bulan pek çok figür ve motifin izini (zombi, vampir, perili ev vb.) halk masallarında ya da mitlerde bulmak mümkündür. Geleneksel edebiyatta kendine geniş yer bulan korku duygusunun kaynağını, sadece karanlık çağlarda bilinmeyenin doğurduğu çaresizliğin yansıması olarak düşünmek doğru değildir. Tarihsel süreçte insanların benzer korkularının kılık değiştirerek pek çok farklı zaman diliminde farklı yapıtlarda sürekli boy gösterdiği fark edilebilir. Bu korkuların ninni gibi doğrudan çocuklara seslenen ve son derece masum görünen manzumelere bile sindiği rahatlıkla görülmektedir.&nbsp;<br />
Avrupa’da Aydınlanma Çağı’yla beraber rasyonel düşüncenin gelişimi sonucunda çocukluk imgesinin dönüşümüne de şahit olunur. Bu dönemde, çocuklar artık geleneksel toplumun ortak yaşam alanından çıkarılmaya ve çocukluk da yetişkinlerden farklı bir toplumsal form olarak düşünülmeye başlanmıştır. Artık, çocuğun özel ihtiyaçlarından söz edilmektedir ve bunun sonucunda korkunun bir disiplin ve eğitim aracı olarak kullanılması farklı endişeleri ortaya çıkarmıştır. Günümüzde çocuk edebiyatı içinde değerlendirilen korku öyküleriyle tanınan ve önemli okur kitleleri edinmiş yazarlar vardır. Bunların arasında belli başlı isimler olarak R. L. Stine, Chris Priestley, Darren Shan, Joseph Delaney, Cliff McNish, Anthony Horowitz, Alvin Schwartz, Holly Black, Christopher Pike, Charles Higson gibi yazarlar sayılabilir. Türkiye’de ise Tudem Yayın Grubu tarafından 2014 yılında çocuk edebiyatı alanında düzenlenen korku öyküleri yarışmasında dereceye giren Hanzade Servi, Alper Kaan Bilir, Ali Benice, Kadri Kerem Karanfil, Ragıp Eşref Filiz gibi yazarlar türün tanınırlığı üzerinde olumlu etkiler yaratmıştır.<br />
Nitelikli korku öyküleri, çocukların çeşitli tehlike ve korkuları gerçekten yaşamak zorunda kalmadan ve okuma zevki duyarak tecrübe etmelerini sağlamaktadır. Bu öyküler, çocuklara, korkularının ve hayatla ilgili sorunlarının üstesinden nasıl gelebileceklerine dair fikir çeşitliliği ve tecrübe kazandırır. Bu tür kitaplar, çocukların terk edilme, anne - baba / koruyucu kaybı, doğaüstü varlıkların tehdidi gibi temel korkularını tanımalarını ve bunlar üzerinde kontrol sağlamaya yönelik çabalarını olgunlaştırır. Bu durum, bir bakıma karanlıktan korkan bir çocuğa karanlıktan korkacak bir şey olmadığını söylemek (öğretmeye çalışmak) yerine o çocuğun elinden tutup ona karanlıkta hiçbir şeyin saklanmadığını ve karanlığın ona zarar vermeyeceğini kendi gözleriyle görmesini sağlamaya benzemektedir. Korku öykülerinin ise televizyon haberleri gibi çocukları dehşete düşürme ve bu dehşete zamanla alıştırma işlevi yoktur. Bu tür eserlerde, çocukların yeni şeyler keşfetme ve merak duyguları, heyecan duyacakları bir atmosfer aracılığıyla uyarılır.&nbsp;<br />
Çocuklar kimi zaman korkularının sembolü olan varlıkların yenilgisine şahit olurlar kimi zaman da onların aslında o kadar da korkutucu olmadığını hatta dost olabileceğini fark ederler. Her durumda bu öyküler, çocukların kendi korkularını keşfetmelerine, onlar üzerinde kontrol sağlamalarına ve hayatla ilgili yeni değerler kazanmalarına yardımcı olabilir. Korku öyküleri, bir anlamda geleneksel masalların geçmişte üstlendiği rolü, çocuk gerçekliğini hesaba katarak üstlenmektedir.</p>

<p>Kemal TÜRK&nbsp;</p>

<p>KAYNAKÇA:<br />
Korku Türünün Dünya Çocuk Edebiyatındaki Yeri ve Türk Çocuk Edebiyatında Yaygın Olmamasının Nedenleri&nbsp;<br />
Hakan İSKENDER</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Oct 2024 10:44:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YOL VE YOLCU</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/yol-ve-yolcu-202</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/yol-ve-yolcu-202</guid>
                <description><![CDATA[YOL VE YOLCU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"Yol" ve "Yolcu" arasında şekil olarak sadece iki harf farkı olsa da “-cu” yapım eki yüklediği anlamlar bakımından bu kelimeye sihirli bir dokunuş yaparak hayata hareket katmaktadır. Hareket ise bir varlığa anlam katarak onu hiçlikten kurtarır. O nedenle İbn-el Arabî der ki: Varlığın kökeni harekettir. Hareketsizlikte varlık hiçliğe döner, bunun olmaması için dünyada ve ahirette yolculuk hiç bitmez, der.</p>

<p>Bir yere gitmek için üzerinden geçilen yer, hat, çizgi, tarz ve maksat olarak anlam bulan yol kelimesi; çare aramak, göstermek, yürümek ve düzen anlamlarını da kapsayabilir. Yola gelmek, yola yatmak, yola revan olmak, yolları tutmak, yolları ayrılmak gibi anlamları da insanoğlu zamanla bu kelimeye yüklemeyi başararak yol kelimesinin anlamı üzerine hayatında birçok olayı da ilişkilendirmeyi uygun görmüştür.&nbsp;</p>

<p>Yolcu kelimesine ise yola çıkmaya hazırlanan veya yolda hareket hâlinde olan kimse olarak anlamlar yüklemiş, dolayısıyla bu iki kelimeyi yerli yerine oturtmayı başarabilmiştir.</p>

<p>Yolun anlamlı olması doğrudan doğruya yolcunun aldığı karara bağlıdır. Uzunluk veya kısalık göreceli olup zaman ile çok da ilgisi yoktur. Yolu anlamlı kılan yolcunun kendisi ve ortaya koyduğu eylemdir. Birçok kişi yolun meşakkatinin ve uzunluğunun önemli olduğunu vurgularken bir grupta yolda karşılaşılan ve yaşananların daha önemli olduğunu anlatır. Yola anlam katan yolcunun ortaya koyduğu eylemidir. Geçenlerde sosyal bir platformda gördüğüm bir portre de yolcu çıplak bir kadın olarak bir atın üzerinde hareket ederken, etrafta onun yaptığı şehrin bir ucundan diğer ucuna bu kısa ama anlamlı yolculuğu görmemek için gözlerini kapayarak, perdelerini bile açmadan bu yolcunun yolunun bitmesini bekleyen insanlar aynı zamanda yaptıkları bu eylemle hem yolcunun iffetini koruyor hem de insani bir davranış gösterdiklerinden dolayı şehrin kralı tarafından ödüllendiriliyordu.</p>

<p>Yolun kendisi varılacak yerden, kavuşulacak ve ayrılınacak kişilerden bile daha önemli asıl eylemdir. Aslında gidinilecek en iyi yol içimize yani ruhumuza, kendi öz benliğimize yapılan yolculuktur. Çünkü bu yolculukta yolda yolcuda insanın kendisi olup, kendini arama, kendini bulma, kendini tanıma ve varılacak yer ise gerçek insan olmanın zevkine ulaşmak olsa gerektir.&nbsp;</p>

<p>İbrahim Tenekeci’nin dediği gibi:</p>

<p>"Yaş ilerledikçe daha iyi anlıyoruz. Yolcu gider, Han yıkılır, Fakat yol kalır..."</p>

<p>Yolunuz açık, bahtınız güzel olsun.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp; Kemal TÜRK</p>

<p>&nbsp; &nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Oct 2024 14:38:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İntihar: Allah&#039;ın Verdiği Cana Kıymak</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/intihar-allahin-verdigi-cana-kiymak-201</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/intihar-allahin-verdigi-cana-kiymak-201</guid>
                <description><![CDATA[İntihar: Allah'ın Verdiği Cana Kıymak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Cündüb b. Abdullah'tan (ra) nakledildiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:</p>

<p><em>“Sizden önceki ümmetlerden birinde yaralı bir adam vardı. Yaranın acısına dayanamadığından bir bıçak alıp elini kesti. Kanaması durmadı ve sonunda öldü. Bunun üzerine Yüce Allah (cc), "Kulum, kendisi konusunda benden daha acele davran(arak canına kıy)dı. Ben de ona cenneti haram kıldım." buyurdu.”</em></p>

<p>حَدَّثَنَا جُنْدُبُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ… قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “كَانَ فِيمَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ رَجُلٌ بِهِ جُرْحٌ، فَجَزِعَ فَأَخَذَ سِكِّينًا فَحَزَّ بِهَا يَدَهُ، فَمَا رَقَأَ الدَّمُ حَتَّى مَاتَ، قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ: بَادَرَنِى عَبْدِى بِنَفْسِهِ حَرَّمْتُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ.”</p>

<p>(B3463 Buhârî, Enbiyâ, 50)</p>

<p>***</p>

<p>عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) : قَالَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “لَا يَتَمَنَّيَنَّ أَحَدُكُمْ الْمَوْتَ مِنْ ضُرٍّ أَصَابَهُ، فَإِنْ كَانَ لَا بُدَّ فَاعِلًا فَلْيَقُلْ: اللَّهُمَّ أَحْيِنِي مَا كَانَتْ الْحَيَاةُ خَيْرًا لِي، وَتَوَفَّنِي إِذَا كَانَتْ الْوَفَاةُ خَيْرًا لِي.”</p>

<p>Enes b. Mâlik'ten (ra) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:</p>

<p><em>“Hiçbiriniz başına gelen bir sıkıntıdan dolayı ölümü istemesin. Eğer mutlaka isteyecek olursa, "Allah'ım, yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat, ölüm benim için hayırlıysa canımı al!" desin.”</em></p>

<p>(B5671 Buhârî, Merdâ, 19)</p>

<p>***</p>

<p>عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) عَنِ النَّبِيِّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “مَنْ تَرَدَّى مِنْ جَبَلٍ فَقَتَلَ نَفْسَهُ، فَهْوَ فِى نَارِ جَهَنَّمَ يَتَرَدَّى فِيهِ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا، وَمَنْ تَحَسَّى سَمًّا فَقَتَلَ نَفْسَهُ، فَسَمُّهُ فِى يَدِهِ يَتَحَسَّاهُ فِى نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا، وَمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِحَدِيدَةٍ، فَحَدِيدَتُهُ فِى يَدِهِ، يَجَأُ بِهَا فِى بَطْنِهِ فِى نَارِ جَهَنَّمَ ﴿خَالِدًا﴾ مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا.”</p>

<p>Ebû Hüreyre'den (ra) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:</p>

<p><em>“Bir dağdan aşağı atlayarak canına kıyan kimse, cehennem ateşinde ebedî olarak yüksekten aşağıya atlayıp duracaktır. Zehir içerek canına kıyan kimse, elinde zehri olduğu hâlde, cehennem ateşinde ebedî olarak zehir içip duracaktır. (Bıçak, mızrak gibi) bir demiri karnına saplayarak kendisini öldüren kimse de demiri elinde olduğu hâlde cehennemde o demiri karnına ebedî surette saplayıp duracaktır.”</em></p>

<p>(B5778 Buhârî, Tıb, 56)</p>

<p>***</p>

<p>عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ قَالَ: أُتِيَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) بِرَجُلٍ قَتَلَ نَفْسَهُ بِمَشَاقِصَ، فَلَمْ يُصَلِّ عَلَيْهِ.</p>

<p>Câbir b. Semüre (ra) anlatıyor: “Oklarla canına kıyan bir adam(ın cenazesi) Peygamber'e (sas) getirildi de (Hz. Peygamber) onun cenaze namazını kılmadı.”</p>

<p>(M2262 Müslim, Cenâiz, 107)</p>

<p>***</p>

<p>Hz. Peygamber (sas), ordusuyla birlikte Hayber Savaşı’nın yapılacağı yere ulaşmıştı. İslâm ordusu ile müşrik ordusu savaşmaya başladılar. O günün akşamında savaşa ara verildi. Hz. Peygamber (sas) kendi karargâhına, düşman kuvvetleri de kendi karargâhlarına döndüler. Müslüman ordusunda Kuzmân ez-Zufurî adında biri de vardı. O, kahramanca savaşıyor ve düşmandan geriye kalanlardan kimi yakalarsa öldürüyordu. Bu durum Hz. Peygamber’e&nbsp;(sas) anlatıldı: "Ey Allah’ın Elçisi! Sahâbîlerin hiçbirisi falan kişi kadar yeterlilik gösteremedi."&nbsp;Allah’ın Elçisi (sas), "<em>Fakat o, cehennem ehlindendir."</em>&nbsp;buyurdu. Duruma çok şaşıran Ebû Ma’bed el-Huzâî, "Ben o zâtı takip edeceğim."&nbsp;dedi ve onunla beraber savaş meydanına çıktı. Kuzmân nerede durduysa o da orada durdu. Hep onu takip etti; o hangi tarafa yöneldiyse o da oraya hareket etti. Nihayet Kuzmân ağır bir şekilde yaralandı. Yarasının acısıyla bir an önce ölmek istedi ve kılıcının sapını yere, keskin ucunu da iki memesinin arasına koydu. Sonra kılıcın üzerine yüklendi ve intihar etti.</p>

<p>Bunun üzerine Ebû Ma’bed el-Huzâî, Resûlullah’a (sas) gelip, "Ben senin Allah’ın Resûlü olduğuna şahitlik ediyorum."&nbsp;dedi. Resûlullah (sas), "<em>Ne oldu?"</em>&nbsp;diye sordu. Ebû Ma’bed, "Cehennemliklerden olduğunu söylediğin adam hakkında söylediklerini insanlar garipsemişlerdi. Bu nedenle ben de, "Bu adamı takip edeceğim."&nbsp;demiştim."&nbsp;diyerek olanları anlattı. Onu dinleyen Hz. Peygamber&nbsp;(sas) şöyle buyurdu: "<em>Öyle bir kişi vardır ki insanların gözünde cennetliklerin yaptığı işleri yapar ama o cehennemliktir. Yine öyle bir kişi vardır ki o da insanların gözünde cehennemliklerin yaptığı işleri yapar ama o cennetliklerdendir."</em>&nbsp; "<em>Ameller ancak sonuçlarıyla değerlendirilir."</em>&nbsp;buyurdu.</p>

<p>Hz. Peygamber (sas), fetanet, basiret ve feraseti ile Kuzmân’ın hâlinde diğer sahâbîlerin muttali olamadığı bir duruma vâkıf olmuş ve onun sonunda cehenneme sürükleneceğini anlamıştı. Nitekim Resûl-i Ekrem’in&nbsp;(sas) söyledikleri doğru çıkmış, savaşta gösterdiği bunca kahramanlığa rağmen Kuzmân hayatını intiharla sonlandırmıştı. Hâlbuki bu şahıs, her ne acı çekerse çeksin, Allah’ın (cc) verdiği canı almamalıydı. Ve kendisini şehitlik beklerken, intiharın bedelini ödemek durumunda kalmamalıydı.</p>

<p>Kişinin ölümle sonuçlanacağını bildiği hâlde kendi hür iradesiyle, bilinçli bir şekilde ölümü tercih etmesi ve hayatına son vermesi anlamına gelen intihar, her şeyden evvel Allah’ın (cc) kendisine verdiği canı almak demektir. İntihar, insanın hayatında kötü bir son olup cehenneme götüren büyük günahlardandır. İnsan, kendi canı da olsa neticede Allah’ın (cc) verdiği bu emanete hıyanet etmemelidir.</p>

<p>İslâm, insanı şerefli bir varlık olarak tanımlar. O, hem bedenen hem de ruhen diğer canlılardan daha üstün yaratılmıştır. Ayrıca Kur’ân-ı Kerîm’de insan hayatının dokunulmaz olduğu belirtilmiş&nbsp;ve kasten bir cana kıymanın bütün insanları öldürmek gibi olduğu ifade edilmiştir.&nbsp;Henüz ana rahminde iken, ‘yaşama hakkı’ yani dokunulmazlık kazanan insanoğluna karşı işlenebilen en büyük suçlardan biri onun hayatına son vermektir. Zira İslâm’ın gaye edindiği temel ilkelerden biri de canın korunmasıdır ve dinimiz bunu güvence altına almak için birçok ahlâkî ve hukukî hükümler getirmiştir. Ayrıca Allah (cc), hayatı verenin de alacak olanın da sadece kendisi olduğunu açıkça ifade etmiştir.&nbsp;Bedende emanet olarak duran ruhu alma yetkisi sadece O’na aittir. Dolayısıyla kişinin kendi hayatına son verme yetkisi ve hakkı bulunmamaktadır.</p>

<p>İnsanları hayatlarına son vermeye sürükleyen pek çok neden vardır. İntiharı tetikleyen unsurların en başta gelenlerini, psikolojik ve fiziksel rahatsızlık ve hastalıklar, ailede iletişimsizlik, geçimsizlik, şiddet ve baskı, geçim zorluğu, alkol ve kumar, sosyal baskı ve toplumda küçük düşme gibi çeşitli sebepler oluşturmaktadır. İntiharı tetikleyen bu faktörler, kişinin ailesi ve çevresi tarafından dışlanması sonucu kendini yalnız hissetmesi, hayatın onun için anlamsızlaşması, mutsuzluğu ile birleşince intihara sebep olabilmektedir. Aynı şekilde bazı insanlarda görülen hazcılık, sınırsız özgürlük ve kuralsızlık da intihara sevk eden etkenlerdendir. Toplumda meydana gelen ekonomik ve sosyal dengesizlikler ve mânevî değerlerin zaafa uğraması da kendine sağlam dayanak bulamayan kişilerin, ne yazık ki intiharı bir çare olarak görmesine neden olabilmektedir.</p>

<p>Büyük sıkıntılar ve psikolojik hastalıklar neticesinde ortaya çıkan akıl ve bilinç kaybı sonucu kişinin kendini öldürmesi ise intihar olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü bu kişilerin akılları başlarında değildir ve şuurlu hareket edememektedirler.</p>

<p>Uzmanlarca daha birçok sebebi sıralanan intihar, olgun imana sahip, dinî inançları kuvvetli Müslümanlarda çok nadir olarak görülmektedir.&nbsp;Bunun nedeni de müminin Allah’ı (cc) sürekli olarak yanında hissetmesi, hiçbir zaman yalnızlık duygusuna kapılmaması, kadere inanması ve böyle bir şeye kalkışmanın âhirette azaba neden olacağını bilmesidir.</p>

<p>Zaten intihar ilâhî kaynaklı dinler tarafından doğru bir çözüm yolu olarak da kabul görmemiştir. Bütün ilâhî dinler insanın canına kıymasının günah olduğunu bildirmiştir. İntihar tıpkı cinayet gibi bizden önceki ümmetlerde de yasaklanmış bir fiildir. Bu da onun cinayet işlemekten farklı bir şey olmadığını göstermektedir. Konuyla ilgili olarak Hz. Peygamber (sas), bize şu ibretli olayı anlatmaktadır:</p>

<p><em>"Sizden önceki ümmetlerden birinde yaralı bir adam vardı. Yaranın acısına dayanamadığından bir bıçak alıp elini kesti. Kanaması durmadı ve sonunda öldü. Bunun üzerine Yüce Allah (cc); "Kulum kendisi konusunda benden daha acele davran(arak canına kıy)dı. Ben de ona cenneti haram kıldım."&nbsp;buyurdu."</em></p>

<p>İnsan, Rabbinin bahşettiği bedeninin ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Allah Resûlü’nün (sas), "<em>Bedeninin de senin üzerinde hakkı vardır."</em>&nbsp;sözü&nbsp;bedenin insan için emanet olduğu gerçeğine işaret eder. Bu nedenle İslâm, bırakın insanın kendi hayatına son vermesini, herhangi bir organına zarar vermesini bile yasaklamıştır.</p>

<p>Hz. Peygamber&nbsp;(sas) Medine’ye hicret edince Tufeyl b. Amr da onun yanına hicret eder. Tufeyl’le birlikte kavminden bir zât da hicrete katılır; fakat Medine’de sıkılır. Bir süre sonra o kişi hastalanır, oklarıyla parmak eklemlerini keser ve kanı durmaz ve sonunda ölür.</p>

<p>Daha sonra Tufeyl b. Amr onu rüyasında güzel bir şekilde görür, fakat adamın elleri bir şeyle kaplıdır. Tufeyl ona, "Rabbin sana ne yaptı?"&nbsp;diye sorar. O da, "Peygamberi’nin (sas) yanına hicret ettiğim için beni affetti."&nbsp;diye cevap verir. Tufeyl, ellerinin durumunu sorunca da, kendisine, "Senin bozduğun bir organını biz düzeltmeyeceğiz."&nbsp;denildiğini belirtir. Tufeyl rüyasını Hz. Peygamber’e&nbsp;(sas) anlattığında ise Peygamberimiz (sas), "<em>Allah’ım, onun ellerini bağışla."</em>&nbsp;diye dua eder.</p>

<p>Hayber Savaşı’nda Kuzmân’ın kendini öldürmesiyle bu olayda anlatılan zâtın ölmesi arasında fark vardır. Kuzmân yarasının acısına dayanamayarak kılıcını göğsüne saplamak suretiyle dönüşü olmayacak bir şekilde ölümü seçmiştir. Tufeyl’in anlattığı bu kişi ise muhtemelen ellerinde bulunan kangren benzeri bir rahatsızlığın vücuduna yayılmasını engellemek, acıyı sonlandıracak şekilde kendisini tedavi etmek amacıyla parmaklarını kesmiştir. Sonuç olarak ikisi de ölmesine rağmen, niyetleri&nbsp;farklı olduğundan dolayı birincisini intihar olarak değerlendirmek mümkünken, ikincisi, intihar kastı olmaksızın ölümle sonuçlanmış bilinçli bir eylemdir. Sonuçta âhirette, yaptığımız fiillerin değerlendirilmesinde niyet önemli bir yer tutmaktadır.</p>

<p>İslâm’ın insan hayatını kutsal saydığını, değil intihar etmek, hayatın tehlikeye atılmasına dahi izin vermediğini gösteren diğer bir olayı ise Amr b. Âs anlatmaktadır: "Zâtü’s-Selâsil Gazvesi’nde iken soğuk bir gecede ihtilâm oldum. Boy abdesti alırsam hastalanıp öleceğimden endişelenip teyemmüm ettim ve arkadaşlarıma böylece sabah namazını kıldırdım. (Medine’ye döndükten sonra) bunu Resûlullah’a (sas) haber verdiler. Resûlullah (sas), "<em>Amr, sen ashâbına cünüp olarak namaz mı kıldırdın?"&nbsp;</em>diye sordu. Neden yıkanmadığımı Hz. Peygamber’e&nbsp;(sas) anlattım ve Cenâb-ı Allah’ın (cc), "<em>Kendi kendinizi öldürmeyin; şüphesiz Allah (cc) size karşı çok merhametlidir."</em>&nbsp;âyetini işittiğimi söyledim. Bunun üzerine Peygamber (sas) güldü ve hiçbir şey demedi.</p>

<p>İnançlı insan, başına gelen musibetler karşısında kendine zarar vermeyi düşünmek yerine, bu sıkıntıların kendisi için birer imtihan olduğunu hatırlar. Allah Resûlü’nün&nbsp;(sas) ifadesiyle, "<em>Müminin hâli ne hoştur. Onun bütün işleri hayırlıdır. Bu duruma müminden başka hiç kimsede rastlanmaz. Mümin bir nimete kavuştuğunda şükreder, bu onun için hayırlı olur. Darlık ve sıkıntıya düştüğünde sabreder, bu da onun için hayırlı olur."</em></p>

<p>İşte bu bilince sahip olan mümin, canına kıymak gibi bir hataya düşmez, sabreder. Çünkü Peygamber Efendimiz (sas), başa gelebilecek sıkıntı ve musibetler karşısında sabretmemiz gerektiğini belirtmiş ve ölüm temennisinde dahi bulunmamamızı tembihlemiştir: "<em>Hiçbiriniz başına gelen bir sıkıntıdan dolayı ölümü istemesin. Eğer mutlaka isteyecek olursa, "Allah’ım, yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat, ölüm benim için hayırlıysa canımı al!"&nbsp;desin."</em></p>

<p>Mümin, başına gelenler karşısında, "<em>Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele. Onlar, başlarına bir musibet gelince, "Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a (cc) aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz."&nbsp;derler."</em>&nbsp;âyetini prensip edinerek imtihanı başarıyla vermeye çalışır. O, Allah’ın (cc) her zaman sabredenlerle beraber olduğunu ve her zorluktan sonra kolaylıklar verdiğini çok iyi bilir. Ayrıca sabrına karşılık Yüce Allah’ın, "<em>Sabredenlere mükâfatları elbette hesapsız olarak verilir."</em>&nbsp;müjdesini düşünerek teselli bulur. Peygamber Efendimizi&nbsp;(sas) örnek alarak her durumda ve her şeyden Allah’a (cc) sığınır.&nbsp;Rabbinin rahmetinden hiçbir zaman ümidini kesmez.&nbsp;En önemlisi o, ölümün bir son olmadığını bilir. Onun açısından ölüm, dünyadaki yolculuğunun sonu ve ebedî hayata açılan kapısıdır.&nbsp;Âhiret inancı olmayan biri için ise intihar ne yazık ki bir çözüm gibi görülebilmektedir.</p>

<p>İnanan bir insan, intihar ederek yaşamakta olduğu problemlerden kurtulmaya çalıştığı takdirde ebedî hayatında azaba duçar olacağını bilmelidir. Âhiretteki azabın yanı sıra intihar eden kişi geride bıraktığı annesini, babasını, eşini, çocuklarını ve akrabalarını üzüntüye boğacak, kim bilir onları ne tür sıkıntılara sürükleyecektir. Çocukları varsa onların yetim veya öksüz olarak sevgiden yoksun yetişmesine neden olacaktır.</p>

<p>Peygamberimizin&nbsp;(sas) haber verdiğine göre herhangi bir biçimde intihar edip kendini öldüren kişi kıyamet gününde kendine aynı şekilde ebediyen azap edecektir.&nbsp;Bu bağlamda Hz. Peygamber&nbsp;(sas) şöyle buyurur: "<em>Bir dağdan aşağı atlayarak canına kıyan kimse, cehennem ateşinde ebedî olarak yüksekten aşağıya atlayıp duracaktır. Zehir içerek canına kıyan kimse, elinde zehri olduğu hâlde, cehennem ateşinde ebedî olarak zehir içip duracaktır. (Bıçak, mızrak gibi) bir demiri karnına saplayarak kendisini öldüren kimse de demiri elinde olduğu hâlde cehennemde o demiri karnına ebedî surette saplayıp duracaktır."</em></p>

<p>Hz. Peygamber’e&nbsp;(sas) namazını kılması için kendini oklarla öldüren bir adamın cenazesi getirilmişti. Fakat Hz. Peygamber&nbsp;(sas) onun cenaze namazını kılmadı.&nbsp;Belki de Müslümanları, şiddetle sakınılması gereken bu yoldan alıkoymak amacıyla o adamın cenaze namazını kılmamıştır. Fakat intihar eden bir başka kişinin cenaze namazını kılmalarını ashâbına emretmiştir.&nbsp;Zira intihar eden kişi İslâm’dan çıkmış olmaz ve ölen her Müslüman gibi onun da cenaze namazını kılmak geride kalanların yerine getirmesi gereken bir görevdir.</p>

<p>Her ne kadar dinimizin insana verdiği değer ve inananlarına aşıladığı dünya görüşü sayesinde Müslüman ülkelerdeki intihar oranları, Batılı ülkelere göre çok düşükse de intihar, çağımızın bir gerçekliği olarak karşımızda durmaktadır.</p>

<p>Genç yaşta gerçekleşen intiharların engellenmesinde ise aile içi sağlıklı iletişimin önemli bir rolü vardır. Çünkü hayatının baharında olan ve daha çok duygularıyla hareket ettiği için sağlıklı bir muhakeme yapamayan birçok gencimiz, ne yazık ki çocuklarıyla iyi bir iletişim kuramayan ebeveynlerin uyguladıkları baskılar sonucu intihar etmeyi seçmektedirler.</p>

<p>Sonuç olarak, her Müslüman bu dünyada imtihan için bulunduğunun farkında olarak başına gelen sıkıntılar karşısında sabretmesini bilmeli ve bunun kendisi için Allah katında büyük bir mükâfat vesilesi olduğunun bilinciyle sorunlarını halletmeye çalışmalıdır. Zira hayattan vazgeçmeden, sabrederek ve Allah’a (cc) sığınarak sıkıntılarla mücadele etmek, Müslüman olmanın gereğidir. İntihar ise mücadeleden kaçıştır. Allah’ın (cc) verdiği emanete ihanettir.</p>

<p>Can bu tende, bu bedende emanettir. Dolayısıyla inanan insan, emanete ihanet etmemelidir. İnsanoğlu için en büyük hedef Müslüman olmak, Müslüman ölmektir. Nitekim Yüce Allah (cc) da bizden bunu istemektedir: "<em>Ey iman edenler! Allah’a (cc) karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa öylece sakının ve ancak Müslümanlar olarak ölün."</em></p>

<p><strong>Kaynak:&nbsp;</strong>Diyanet Hadislerle İslam</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Oct 2024 22:07:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Lady Godiva&#039;nın ilham veren hikayesi</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/lady-godivanin-ilham-veren-hikayesi-200</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/lady-godivanin-ilham-veren-hikayesi-200</guid>
                <description><![CDATA[Lady Godiva'nın ilham veren hikayesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2>Cesareti ve kararlılığıyla 11'inci yüzyılın en efsane kadınlarından olan&nbsp;Lady Godiva, neden şehri çırılçıplak dolaştı?</h2>

<p>11'inci yüzyılda İngiltere'nin Coventry şehrinin lordu olan&nbsp;Lady Godiva’nın eşi Leofric, kentin ekonomisini güçlendirmek için vergileri ağırlaştırdı. Kocası yüzünden halkın giderek yoksullaşmasına kayıtsız kalamayan Lady Godiva ise, ondan vergileri düşürmesini istedi. Lord Leofric buna şiddetle karşı çıktı. Godiva’nın ısrarı devam edince de, sokakta çırılçıplak dolaşması karşılığında vergileri düşüreceğini söyledi. Lady Godiva’nın muhafazakar olması ya da dönemin muhafazakar bir yapıya sahip olmasının etkisiyle Leofric, eşinin bu teklifi kabul edebileceğini hiç düşünmemişti. Hıristiyanlıkta çıplak gezmenin büyük günah olduğu, erkeklerin ise çıplak kadına bakınca cehenneme gideceğine dair yaygın görüş vardı. Lady Godiva ise beklenmeyeni yaptı; atın üstünde, uzun saçlarını açarak bütün şehri dolaştı. Bu esnada halk, Lady Godiva’nın kutsal amacına saygı duydukları için evlerine girip kapıları, pencereleri kapattı. Gizlice Lady Godiva'ya bakan tek kişi olan Tom ise kör oldu ve böylece İngiliz edebiyatında yer bulan 'Peeping Tom' (Röntgenci Tom) tabiri doğdu.</p>

<p>Sonuç olarak Lord Leofric vergileri düşürdü. Lady Godiva ise özgürlüğün simgesi haline geldi. Cesareti, kararlılığı ve saflığıyla birçok kişiye ilham oldu. Hala hakkında bir sürü efsane anlatılır. Gerçekten çıplak olmadığı, hikayede soyut bir çıplaklığın kast edildiği ya da saçlarının aslında kısa olduğu, kilisenin onu uzun saçlı resmettiği gibi söylemler var. Her ne olursa olsun Lady Godiva’nın tarihi etkilediği bir gerçek. Hikayesi şiirlere ilham verdi, resimleri yapıldı, hatta 1982 yılında keşfedilen bir göktaşına adı verildi. Bununla beraber 1678 yılında Coventry’de onun adına bir gösteri yürüyüşü düzenlendi, 1955 yılında filmi çekildi ve Femen grubunun ilham aldığı kadın oldu. Broadgate şehir merkezinde de Lady Godiva’nın heykeli bulunuyor.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 14 Aug 2024 07:09:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kıssadan Hisse</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kissadan-hisse-199</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kissadan-hisse-199</guid>
                <description><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zamanın birinde mahalle bakkalı işleten bir ârif varmış. Alış verişe gelen insanların verdiği paranın bir kısmının sahte olduğunu bildiği halde bu durumu onların yüzüne vurmaz, bu paraları bir kutuda saklarmış. Kim olursa olsun, sahte parayla alış verişe gelenlere istediklerini verir, kalırsa para üstü de verirmiş.<br />
<br />
Onun bu halini ailesi ve yakın dostları yadırgar, yaptığı bu işten dolayı maddi zarara uğrayacağını söyler dururlarmış. Ârif zat, bütün bu söylenenlere kulağını kapatıp, bu konuda bildiğini yapmaya devam edermiş.<br />
<br />
Gel zaman git zaman ömrünün son günlerine yaklaşmış, ölüm bütün şiddetiyle kendini göstermeye başlamış. Ölüm döşeğinde olduğu esnada sahte paraları içinde biriktirdiği kutuyu mecalsiz bir edayla kızından istemiş. Yıllarca müşterilerini kırmadan, mahcup etmeden biriktirdiği paraların bulunduğu kutuya bakarak ellerini açmış ve şöyle iltica etmiş "Ey Rabbim! Bu kadar yıl bana sahte para getirip de benden alış veriş yapanlara yüzümü ekşitmedim, sahte para getirdiklerini yüzlerine vurmadım, zarar etmeme rağmen, yaptıkları bu yanlıştan dolayı onları mahcup etmedim. Şimdi ben de bir ömür dolusu sahte amelimle sana geliyorum… Yanlışlarım, hatalarım, kusurlarım had ve hesaba gelmez seviyede…<br />
<br />
Ben, senin kullarını bana getirdikleri sahte paralarından dolayı azarlayıp kovmadım, sen de beni bunca sahte amelime rağmen huzurundan kovma, bunca hata ve kusuruma rağmen rahmetinden ırak eyleme" deyip gözlerini kapatır ve ruhunu Rahman’a teslim eder.<br />
<br />
Defaatle okunup ve ibret alınması gereken bir kıssa...<br />
<br />
Kimimiz amelimize itimat ediyor, kimimiz de amelsizliğimizden bihaber kendimizi daha dünyada iken cennetlik addediyoruz. Yaptığımız üç beş iyilikle ebedi kurtulduğumuzu zannedip, civarımızda olan insanları ebedî saadeti kaybetmiş kabul ediyoruz. Hâlbuki hangi amelimizin ne derece makbul olduğunu bilen yalnızca Allah'tır. Azımızı çok eden, varımızı yok eden Allah'tır.<br />
<br />
Binaenaleyh her an teyakkuz halinde olmalıyız. Salih ameli asla terk etmeyip öte yandan amelimize de güvenmeyeceğiz. Acaba hangi küçük amel benim ebedi kurtuluşuma vesile olacak, ya da hangi büyük amel benim ebedi zararıma sebep olacak anlayışıyla sınırda düşman kollamak için nöbet bekleyen asker gibi nefis ve şeytana karşı her an uyanık olacağız. Yer altında, daracık toprağın altından kurtulup yeryüzünde yeşerip, sünbüllenme arzusuyla bir damla yağmuru arayan bitki gibi her an en küçük bir iyiliği dahi kurtuluşumuza vesile bilip bir ömür o kurtuluş kaynağımızı arayacağız. Şeytana, nefse amele itimat konusunda zerre kadar pay vermemeye çalışacağız. Zira hayat durmadan devam ediyor.<br />
<br />
Hayatın her alanı imtihan vesilesi olan imkânlarla dolu. Elde ettiğimiz imkânları amellerimizin boşa gitmesine değil de yeni amellerin sünbüllenmesine vesile kılacağız. Ölüm anı yaklaşınca da bir ömür biriktirdiğimiz amelimizin yüzümüze çalınmaması için durmadan iltica edeceğiz…</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Jun 2024 08:51:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR DERBİNİN ARDINDAN…</title>
                <category>Mustafa ÖZTEKİN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bir-derbinin-ardindan-198</link>
                <author>oztekin@6317haber.com (Mustafa ÖZTEKİN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bir-derbinin-ardindan-198</guid>
                <description><![CDATA[BİR DERBİNİN ARDINDAN…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">BİR DERBİNİN ARDINDAN…</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Milyonlar sokaklara caddelere bulvarlılara koşuyor, arabalar çılgınca kornalarını çalıyor, &nbsp;gençler, kadınlar, çocuklar arabaların pencerelerinden bayraklarını sallıyor, yüksek sesli takım marşları, müzikleri her yanı inletiyor. Öyle ya birtakım şampiyon olmuştur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Yüz yıllık rekabet, zafer sarhoşluğu, çılgın insan bağırtıları, akşamın sisli ufkunu daha da karartıyor. &nbsp;Silahlar patlıyor, &nbsp;havai fişekler atılıyor. Öyle ya bir takım şampiyon olmuştur, ezeli rakibini yenerek zafer elde etmiştir</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">&nbsp;Futbol günümüz de basit bir spor olmaktan çıkmıştır. Futbol küresel sermayenin, &nbsp;üzerinde hegemonyasını kurup işlettiği, &nbsp;milyarlarca insanı oluşturduğu faşist kültürle başka bir varlığa dönüştüren adi bir dönüştürücü rolünü üstlenmiştir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Futbol artık bir dindir bu dinin milyonlarca müntesibi vardır. Her bir takım bu dinin bir tarikatı, takım başkanları bu ilkel, faşist dinin tarikat lideri, &nbsp;teknik direktörler, &nbsp;oyuncular bu dinin keşişi, papazı ve ruhbanlarıdır. &nbsp;Taraftarlar ise bu dinin farklı tarikatlarda ki bağlılarıdır. Holiganlar, cezbeye gelip maçlarda boğazları yırtılırcasına bağıran, yeri gelip bayrak, yeri gelip sallama ve satırlar sallayarak gözü karalık sergileyen kabadayı tıynetli yeniçerilerdir. Taraftarlar, her tarikatta, cemaatte olduğu gibi tüm fedakârlığı üstlenen, &nbsp;takımı sırtlayan, &nbsp;takımı için para harcayan, maç kovalayan saatlerce yaz kış sıralarda bekleyen ve 90 dakika sürecek o çılgın tapınma seanslarında aynı tonla ve &nbsp;enstrümanlarla dakikalarca arada her türlü küfür ve hakaretler sözleriyle karışık bağırtılarını meşk eden zavallılardır. Bu dinin tapınakları elbette stadyumlardır. 90 dakikalık bir maçın heyecan ve kesitlerini başa sararak defalarca izleyip bu ilkel ayinin tüm sahnelerini günlerce tv programlarında tartışarak rant devşiren propaganda yapan spor medyası ise bu dinin davetçi sınıfını teşkil etmektedir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">&nbsp;Futbol bir dindir, &nbsp;içinde Allah'ın hesaba katılmadığı, öbür dünyanın umursanmadığı, hayat pahalılığının, enflasyonun devülasyonun, terörün, doğal felaketlerin, deprem gibi endişelerin unutturulduğu,&nbsp; milyonların hafızalarını, duygularını, yıkıma uğratan bir morfindir. &nbsp;Futbol, &nbsp;ülkesini adaletle yönetmekten aciz yöneticilerin halklarının sorgulama yeteneklerini yok ettiği kitlesel bir uyuşturucu ve sömürü aracıdır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">&nbsp;Futbol en büyük kumarların üzerinde oynandığı, milyonların ümitlerinin sömürüldüğü, buna rağmen sürdürülebilirliği, kalıcılığı gittikçe perçinlenen toplumsal bir bukağı, tasma veya zincirdir. Bu tasma ve zincirlerin ucu, bu dinin en büyük baronlarının ellerindedir. Aşağılık, &nbsp;bayağı ve çıkarcı kapitalist sermayenin patronları bu zincirlerin ucundan tutmak ve kitlelere hükmetmek için sıraya girmişlerdir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bu ülkenin aziz halkı, yüzlerce yıldır gerçek zaferlere susamış, bilgelik, saygınlık, anlayış, nezaket ve nezafetini kaybetmiş bir durumdadır. Tarihte şehir surlarından ordularıyla seferden dönen hakanların zafer haberleri ile sokağa dökülen, şehrin en büyük camisinde şükür namazı için toplanan ecdadın torunlarının düşmüş olduğu sefalet, sefahat ve ahlaki çöküntüye tanıklık etmek isteyenler her derbi maçtan sonra yaşanan rezaletleri gözlemlemesi yeterlidir. Hani zamlardan, sağlık sisteminden, enflasyondan, adli yapıdan şikâyetçiydiniz. &nbsp;Şampanyalar patlatarak çılgınlar gibi eğleniyorsunuz. Ağızlarınızdan çıkan naralar, bağırtılar, çığlıklar, küfürler her yanı inletiyor. &nbsp;Oysa aynı saatlerde Gazze'de katliam zincirlerine bir yenisi ekleniyor, Siyonist köpekler bir kampı yerle bir ediyor yüzlerce ölü ve yaralı kimin umurunda. Siz kitlelerin tatmin aracı haline gelmiş iğrenç tarzınızla kazanılan bir maçı yüzyıllık rekabet masallarıyla pazarlamaya devam ederken, kafirle zamanı adem'den beri rekabet halinde oluşumuzu dikkatlerden kaçırıp toplumsal şuurun köklerine kezzaplar döküyorsunuz. Kâfir tepemizde ve hissiz kalabalıklar böyle bir rekabetten haberdar bile değildir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">&nbsp;Şeytanla savaşımızdan ve şeytan ordularının her gün içimizden binlercesini cehenneme sürüklemesinden bihaber hayat süren, topluma, &nbsp;insanlara ve Müslümanlara karşı yüzlerce cephenin açıldığı şu sürüngen çağda, harp meydanında, safını belirleyememiş milyarlarca insanın, korkunç bir savaşın içinde bulunduğundan habersiz yaşayan &nbsp;zavallıların, dökülen kanlarında sömürülen emeklerinde maalesef futbol denilen Vandal bir dinin rolü gün geçtikçe artmaya devam etmektedir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">&nbsp;Gerçek zafer, &nbsp;yerin altı ve üstünün, &nbsp;hakkın, &nbsp;adaletin hükümranlığına teslim olması ile gerçekleşecek, futbol dini dâhil diğer bütün batıl dinlerin, izmlerin, ideolojilerin, cereyan ve akımların, vahyin kutsi hakikati karşısında diz çöküp yok olmasıyla gerçekleşecektir. “ De ki hak geldi, batıl zâil oldu çünkü batıl, zail olmaya mahkûmdur.” İsra/ 81</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 May 2024 00:01:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/05/mustafa-oztekin-1589158803.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>O HAFTA BU HAFTA MIŞ..</title>
                <category>Selçuk UÇARKUŞ</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/o-hafta-bu-hafta-mis-196</link>
                <author>kervancan@hotmail.com (Selçuk UÇARKUŞ)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/o-hafta-bu-hafta-mis-196</guid>
                <description><![CDATA[O HAFTA BU HAFTA MIŞ..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Evet sevgili kader dostlarım telefonuma gelen bir mesajla bu haftanın engelliler haftası olduğunu öğrendim. İçimden dedim ki mesajlar,etkinlikler, engellinin yanındayız olan boy boy resimler. Ama bir nebze de olsa yine hatırlanmak bazı kardeşlerimin adına seviniyorum.Bizleri hatırlanan hafta bu hafta duymayan kader dostlara duyurulur. &nbsp; Bu hafta yada hafta girmeden bir gün önceden duyarlı davranıp paylaşım yapanlar sizlere sesleniyorum.</p>

<p>Yapmayın bizim duygularımızla oynamayın bizleri &nbsp;Reklam malzemesi yapmayın tamam düşünmeniz bile yeter Allah razı olsun cümleniz den günler , haftalar , aylar , yıllar yani ömür geçiyor oluyorsanız her zaman yanımızda olun reklam sevenler.</p>

<p>Bizler sonradan veya doğuştan olan engelli kişileriz ömrümüz son nefesine kadar çok zorluk çekenleriz imtihanı mız büyük inşallah şükür le biter. Hasta oluruz olümüz olur hüzün sevinç yaşarız yanımız da yok olursunuz. Yine de iyi ki varmış bu hafta çıkaran in atasına rahmet olsun.</p>

<p>Haftamız var ama hiç &nbsp;ne bir sevinç ne bir heyecanım yok Mayıs ayının 10-16 olmuş ellisi yüzü olmuş hiç bir içinde kıpırdama yok ki niye ben bu hafta enğelimi bir yere bırakıp bir hafta da olsa keyif mi sürüyorum yok değişen bir şeyler yok ki yine engelliyim doğru değil mi bizi bizde iyi bilen kader dostlarım ve bize hak veren yüreği güzel kalbi sevgi ile çarpan kardeşlerim bilir. İyi ki varsınız.</p>

<p>Yazıyı fazla uzatma ya gerek yok sevgili arkadaşlarım yine sizler en iyisini ediyorsunuz. Bizleri haftamız ın içinde bir gün bile telefüz ediyorsunuz ya sizlerde var olun. Dışardan durup da &nbsp;bakmayın yanımızda gelin bizlerin dünya pençeresin den bakarsanız ne dediğimi anlayacaksınız. O zaman ne diyelim Haftamız kutlu olsun. Klişe olmuş bir sözle yazıya son noktayla bitireyim. Bir gün değil 365 gün . Allah'ım sizleri bizleri cümlemizi el ayağa düşürmesin inşallah. Selam ve dua ile kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 May 2024 07:47:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/12/selcuk-ucarkus-1638505201.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİLDİM, GÖRDÜM, DUYDUM</title>
                <category>Dilruba DAYAN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bildim-gordum-duydum-195</link>
                <author>dilrubadayan@gmail.com (Dilruba DAYAN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bildim-gordum-duydum-195</guid>
                <description><![CDATA[BİLDİM, GÖRDÜM, DUYDUM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">21. yüzyıl bana gördüklerimin ve bildiklerimin ne kadar yanlış olduğunu gösterdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">Gördüğümden farklı, bildiğimden bambaşka bir dünya varmış önümde cereyan eden. Her bir gerçek bir bir gözümün önünde parça parça edilip yalanlanırken ben de oradaymışım aslında. Şahitliğimden bihaber bir şekilde durup izlemişim olan biteni.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">Dünyaya diktiğim gözümün her şeyi cam gibi gördüğünü sanırdım, oysa görmezmiş. Duvarlar arkasında kalan antlaşmaları, fillerin karıncaların üstünde tepinip ardından kendilerini mazlum gösterirkenki sahici olmayan mimiklerini ve senaryolarını, kilometreler ötesinde gözüm göre göre parçalanan çocuk cesetlerini, namuslarına tasallut edilen kadınları, evladına ekmek bulmaya giderken vurulan babayı, annelerini tanımadan ölümle tanışan bebekleri görmemişim. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">Duymam gereken şeylerden uzak, izbe bir hayat tercih etmişim. Zalimlerin masum çocuklara, masum insanlara ve aslında tüm Müslümanlara yaptıklarının arasında kopan çığlıklar ilgimi çekmemiş, kendimi kendimle hesaplaşmalar yaparken bulmuşum hep. Hiçbir yaraya merhem olamamanın acısından dem vururken açılan yaraların farkında bile olmamak dokunmamış gururuma. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">İstemişim ki zorlukla birlikte imdada yetişen kolaylıktan yalnızca “kolay olan”la geçsin ömrüm. Biricik Allah’a inanan gönlüm yalnızca dünya saadetimi düşlesin, kendim için istediğim her şeyi biraz daha kendim için isteyeyim. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">Ötekini yok sayarken benim de var olamayacağım aklıma gelmemiş. Açıkçası başkasından bana neymiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">Bana neymiş savaşlar oluyorsa, bana neymiş açlık birilerinin ölümüne sebepse. Ben hiç hayvan yemlerine muhtaç kalacak kadar aç kalmadım ki. Yağmur sularını avuçlarımda biriktirmeme bile müsaade etmeyen caniler benim kapımı hiç çalmadı. Yıllarca hasretini gönlümde taşıdığım, 8 yıl aradan sonra Rabbimin bana hediye ettiği minicik evladımı hain bir kurşunla elimden almadılar hiç. Ben hiç, yemek bulmak için ardımda bıraktığım evime döndüğümde evimin ve ailemin yok edildiğine şahit olmadım. Dimağımdan Müslümanlık mührünü sökmek için bana işkence etmediler hiç. Kılmak için yerimden zorla doğrulduğum namazlarım vardı benim, hevessiz bir şekilde dururdum namaza. Namaz kılması dahi engellenen, anasından babasından ayrı konulan, tanımadığı adamlarla sırf Müslüman kimliğinden sıyrılsın diye evlendirilen ben değildim. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">Tanık olduğum savaşlar siyaset savaşlarıydı, bildiğim tek mahrumiyet ekonomik bunalımlardı. Kendimce kavgalarım vardı lakin ben bu dini kucaklamamın bir kavga sebebi olabileceği ihtimaline çok uzaktım. Rahattım, aç değildim açıkta değildim. Dilimde hüzünlü şarkılar olsa da asla onlar kadar hüzünlenmedim. Talip olduğum cennetin onların da talip olduğu cennet olduğu gerçeğini kavrayamamıştım. Sahiden aynı cennete mi taliptik onlarla? Verdikleri savaşların arasında yüreklerinde diri tuttukları İslam’ı nasıl anlayıp bildiğimi hiç sorgulamamıştım. Bana göre değildi çünkü karmaşık olan şeyler. Namazımı kılar, Ramazan’da oruçlarımı tutar, faiz yemezdim. Bunun ardında kalan şeylerin teferruat olduğunu düşünür, dinin bir hayat olduğunu, yaşayışın kendisinin din olduğunu bilmezdim. Bilmezdim nefes almak, dini uğruna savaşmaktır. Bilmezdim gökyüzü, eğer ben İslam için yaşıyorsam geniştir, aksi halde daracıktır. Bilmezdim benim Müslüman olmam, dilimdeki dua, kalbimdeki iman, kalbinde en ufacık bir küfür kalıntısı olana karşı bir inkar, bir başkaldırıdır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">Bilmedim, görmedim, duymadım. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">Elimdeki kolanın, kullandığım kozmetiğin birinin elinde silah olabileceği düşüncesine güldüm, dalga geçtim. Gazze için gözyaşı dökenlere “Çok üzülüyorsan git sen de savaş..” diyebilecek cüreti kendimde bulabildim. Müslümana söylenen ufacık kem söz umurumda olmazken gönlüme diktiğim putlara halel gelecek diye ömrümden ömür gitti. Asaf Halet’in “İbrahim, içimdeki putları devir, elindeki baltayla” derken neyi kastettiğini şimdiye değin anlamamıştım zira elimdeki telefon, kulağımdaki melodi anlama kabiliyetimin önündeki kati bir engeldi. Koşarak uzaklaştığımı görmedim aslımdan, kendimden. Gerçeğimi inkâr etmeyi boynumun borcu bildim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">Ama şimdi ne kaçabilirim ne de reddedebilirim gerçeği. Zalimin zulmüne sebep “La ilahe illallah” cümlesini haykırarak söyleyebilirim. Koşabilirim elimde hakikat bayrağı, kalbimde dolu imanla. Dualarımın arasına kardeşlerimi katabilirim, dokunabilirim kalbime cümle Haktan kelimelerle. Bundan utanç duymam, ezilmem ya da büzülmem. Kendimi bir Müslüman olarak bilmemin sebebi, annemin babamın Müslüman olması sanırdım lakin Filistinli, Doğu Türkistanlı, Myanmarlı, Somalili, Suriyeli Müslüman kardeşlerimi görünce anladım. Kendimi Müslüman olarak biliyorum çünkü kalbimdeki Allah sevgisi var oldukça ben de var olacağım. Kalbimdeki iman varken ben, kardeşimin derdinin ortağı, gözyaşlarının tuzu olacağım, olmalıyım. Dualarımda onların kurtuluşu olurken elimden gelen ne varsa yapmaktan geri durmayacağım. Yapabildiğim en büyük şey boykot etmekse, meydanlarda yürümekse, paylaşımlar yapmaksa, madden yardımda bulunmaksa bunu hafife almayacak, bunu yapmaktan yılgınlık duymayacağım. Sesim onların sesi, onların mücadelesi benim mücadelemdir. Yalnızca buğzetmekle kalbimi dondurmayacağım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">Biliyorum, görüyorum, duyuyorum. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">Kardeşlerimin sesi zaferin ayak sesidir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">Bildim, gördüm, duydum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:16.0pt">Sesim kardeşlerimin sesidir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Mar 2024 10:22:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/10/dilruba-dayan-1602579269.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAKLAŞILDIKÇA BÜYÜYEN ADAM: MEHMET ÂKİF</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/yaklasildikca-buyuyen-adam-mehmet-akif-194</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/yaklasildikca-buyuyen-adam-mehmet-akif-194</guid>
                <description><![CDATA[YAKLAŞILDIKÇA BÜYÜYEN ADAM: MEHMET ÂKİF]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt">MEHMET AKİF ERSOY</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">Mehmet Akif, Balkanlardan Balkan Türklüğü ile Türkistan Türklüğünü birleştiren bir ailenin çocuğu. Yani annesi Buhara’yı Şerif’ten Tokat’a hicret etmiş, Emine Şerife Hanım; babası da Kosova’nın İpek köyünden İstanbul’a gelen Hoca olan Temiz Tahir Efendi. Mehmet Akif işte bu anne ve babanın izdivacının neticesinde bir aralık ayında 1873 yılında İstanbul’da Fatih’te dünyaya gelir. Babasının Hoca olması, annesinden işte o Buhara’yı Şerif’ten gelen derin kültür bizim havamız bizim havamızın rüzgarı Mehmet Akif Ersoy’u zaten ailede olgunlaştırır. Zaten Mehmet Akif Ersoy 5 yaşında hafız olur. Bizim bir geleneğimiz var, Osmanlı’da çocuklarımız 4 yaş 4 ay 4. Gününe geldiği zaman artık onu okula verir. Çünkü zihnin en açık zamanıdır.&nbsp;“İlim, çocukken taşa yazı yazmak gibidir. İlim büyüdükten sonra öğrenilirse suya yazı yazmak gibidir.” Yani küçükken çocuklarımıza ilimi, irfanı, hikmeti öğretirsek adeta taşa yazılır ve artık çıkmaz&nbsp;akıldan. Büyüdükten sonra öğrenmeye çalışırsan öğrenirsin ama belirli aralıklarla tekrarlamazsan uçar gider.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">Mehmet Akif, hafızlığını tamamlar. En iyi hocalardan dersler alır ve kendisi baytar mektebini yani bu günkü adıyla veterinerlik fakültesini bitirir. Bir doktor aynı zamanda bir hafız hem de demir hafız. Demir hafız, teravihi hatimle kıldırabilecek hafızlığa mahir. Yozgatlı İhsan Efendi anlatıyor: Mehmet Akif’in 1924 ile 1936 yılları arası Mısır’da geçmiş, diyor ki: Hilvan’da evinde Ramazan ayında defaatle Mehmet Akif’in arkasında defalarca hatimle teravih kıldım. Mehmet Akif tek bir harfte bile teklemedi. Bize bir ay hatimle teravih kıldırdı. Yani bu kadar hâkim Kur’an-ı Kerime.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">Aynı zamanda Mehmet Akif güçlü bir vaaz. Aynı zamanda Mehmet Akif Türkiye Cumhuriyetinin bir kültür elçisi Mısır'da. Mehmet Akif sadece tarih yazmadı. Mehmet Akif sadece şiir yazmadı. Mehmet Akif bizzat tarihe şahitlik yaparak tarihi yaşadı, tarihi oluşturdu tarihi vukufiyete getirdi. Yani tarih yazan bir şahsiyet değil, aynı zamanda o tarihe tanıklık eden ve tarihe mühür vuran bir şahsiyettir Mehmet Akif. Çünkü Balkan harplerinde Mehmet Akif’i görüyoruz. 1. Dünya Harbinde Mehmet Akif’i görüyoruz. Osmanlı’nın görevlisi olarak nereye gidiyor Avrupa’ya gidiyor. Neden Avrupa’ya gidiyor oradaki Müslümanları uyandırmak için gidiyor,&nbsp;Hintli Müslümanları. Aynı zamanda Çanakkale Savaşı’nın olduğu dönemde nerededir? Arap çöllerindedir. Oradaki Arap kabilelerini ümmet birliği çatısı altında toplamak ve tutmak için gayret etmektedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">Millî Mücadele yıllarına geldiğimizde Mehmet Akif Milli Mücadelenin manevî kumandanıdır. Nasıl ki maddi kumandanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise manevi kumandanı Mehmet Akif Ersoy’dur. Bizzat Atatürk, Mehmet Akif’ten rica ederek İstanbul’dan Ankara’ya çağırtmıştır. Mehmet Akif 24 Nisan 1920’de Ankara’ya ulaşmış, sonra Balıkesir Zağnos Paşa Camisinde ve Kastamonu Nasrullah Paşa camisinde, Çankırı’da Konya’da Anadolu’nun birçok yerinde Milli Mücadelenin düşmanlara karşı necip milletimizin bir ve beraber olması gerektiğini, Allah’ın emrinin peygamberin sünnetinin imanın bir gereği olduğunu her yerde vaazlarında belirtmiş, Mehmet Akif’in bu vaazları özellikle Kastamonu Nasrullah Paşa camiindeki vaazı Sebilürreşad dergisinde de yayınlanmış ve Mehmet Akif’in bu mesajları bizim milli mutabakat metinlerimizdir. Anadolu’nun her bir tarafına bu&nbsp; vaazlar gitmiş, Anadolu halkını bir ve beraberliğinde toparlamıştır. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">Nasıl ki Hz. Davud’un elinde demir bir bal mumuna dönüşebiliyorsa, nasıl ki Hz. Davut demire şekil verebiliyorsa teşbihte hata olmasın Mehmet Akif’te şiire öyle yön vermiştir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">Akif, aruz vezniyle resim yapan,&nbsp;aruza dans ettiren şairdir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">Aruz: Şiirde uzun veya kısa, kapalı ya da açık hecelerin belli bir düzene göre sıralanarak ahengin sağlandığı ölçü. Aruz Osmanlı da 600 yıl neredeyse kullanılan bir vezindir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">--------------</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">ONURLU ADAM ÂKİF</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">YOKLUĞU GURURUYLA YOK EDİP HÂLÂ HATIRLANMASI BUNDANDIR </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">İstiklal Marşı için tahsis edilen beş yüz lira mükafatı Üstat’ın kabul etmemesi, o zaman çok kimselerce tuhaf görülmüştü. Bahusus o sırada sıkıntısı da vardı. Bu ikramiyeden bahsedenlere çok kızardı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Baytar Şefik de bir gün bu sebeple Üstat’tan fena bir azar yedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Üstat, Ankara’da ceketle gezerdi. Paltosu yoktu. Pek soğuk günlerde Şefik’in muşambasını istiare ederek giyerdi. Bir gün Şefik:</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">“– Akif Bey, şu mükafatı red etmeyip de bir muşamba yahut bir palto alsaydın daha iyi olmaz mıydı? diyecek oldu. Hiddetinden ne hallere geldiğini görmeliydiniz. Böyle söylediği için tamam iki ay Şefik’le konuşmadı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;inherit&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:#050505">Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;inherit&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:#050505">Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;inherit&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:#050505">Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;inherit&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:#050505">Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsa,</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;inherit&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:#050505">Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;inherit&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:#050505">Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;inherit&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:#050505">Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;inherit&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:#050505">Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:&quot;inherit&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:#050505">Mehmet Akif Ersoy</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">*Akif bu toprakların ruhudur.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">*Akif’i anlamak bu milleti anlamaktır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">*Akif bir denizdir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">*Akif öldüğü gün bu milletin gönlünde dirildi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">*Mehmet Akif, sıkıntılı zamanların şairi olduğu zaferlerimizin de davamızın da şairidir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">*Akif millî mücadelenin sivil kahramanıdır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">*Millî Mücadelenin fikrî cephesini Akif oluşturur.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">*Mehmet Akif TBMM kayıt defterine İslam şairi olarak kaydedilen adamdır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">*Akif, Ankara’dan İstanbul’a bir madalya bir tüfekle dönmüştür.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">*Akif hassas bir adam: Vefa abidesidir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">*Akif insanları kitap gibi okuyan bir adamdır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">*Akif doğru sözlü dimdik duran bir adamdır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt">*Akif deyince şuurlu bir neslin yetişmesi gelir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Nurettin Topçu</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Yarınki Türkiye kitabının Şahsiyet bölümünde sayfa 133'te yazar şöyle demekte:</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">En tehlikeli hastalığın imansızlık ve hiçbir şeye inanmamak olduğunu, insan ruhunu hasta ettiğini, böylece insanın kainat içinde yapayalnız kaldığını, imansızlığın iradesizlik olduğunu böylece aşktan, hakikatten, Allah'tan kaçacaklarını, uzun yaşamak ve kayıtsız yaşamak girdabına düşeceklerini ve ömürleri boyunca ışıksız bir boşlukta ömür geçireceklerini ve bu durumu hasta terennümlerinde en iyi anlatanın Tevfik FİKRET olduğunu ve bu hastalığın panzehirinin de Mehmet Akif olduğu belirtiliyor...</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">***&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">''Akif, içine doğduğu ve içinde yaşadığı millete mensubiyet bilincini hiçbir komplekse kapılmadan benimsemiş bir TÜRK'tür. Alt kimlik üst kimlik gevezeliklerine pirim vermeden köken ırkçılığı davasında bulunmamış, Türk'üm demekten ne kadar mutlu olduğunu ifade etmiştir." Bir yazısında şöyle der:</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">''Türklerin yirmi beş asırdan beri istiklallerini muhafaza etmiş bir millet oldukları tarihen müsbet bir hakikattır. Halbuki Avrupa'da bile mebde-i istiklali bu kadar eski zamanda başlayan bir millet yoktur. Türk için istiklalsiz hayat müstahildir. Tarih de gösteriyor ki Türk, istiklalsiz yaşayamamıştır!''</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">21 Ağustos 1919</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt">ASIM</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Âsım, bir semboldür. Müslüman Türk gençliğini temsil eder. İnancı tamdır. Ülkesini işgal etmek isteyenlere karşı aklıyla, gücüyle mücadele eder. Kazanır. Bunun en canlı örneği Çanakkale Savaşı’dır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Çanakkale’de yedi düvele karşı mücadele vermiştir, yılmamıştır ve başarmıştır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">“Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek;</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Âsım, bir bakıma Mehmet Âkif’in kendisidir. Vefakârdır. Sözüne sadıktır. Baytar mektebinde okurken sınıf arkadaşları ile sözleşirler. Kim önce vefat ederse geride kalan çocuklarına diğerleri bakacaktır. Sözleşmelerinden yirmi yıl sonra arkadaşı vefat eder geriye iki çocuğu ile hanımı kalır. Âkif’in son derece maddi sıkıntıda olduğu bir dönemde meydana gelen bu olay karşısında verdiği sözü tutar ve arkadaşının ailesine sahip çıkar.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Safahat’ın 6. kitabı Âsım, ideallerin zirvelerini yakalamak isteyen gençlerin ana hatları çok iyi belirlenmiş yol haritası gibidir. Âsım’ın neslini yetiştirecek geleceğin anne, baba ve kurumları bu haritayı kullandıkları sürece zirveye tırmanacaklardır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">İyi ki bu dünyadan bir Akif geçti, iyi ki yüreğimize nakış nakış işlenen o dizelere can verdi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Ruhu şâd olsun. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Büyük ve ölümsüz şairimiz Mehmet Âkif’i bir kez daha rahmetle anarken en yakın arkadaşı Mithat Cemal’in O’nun için yazdığı bir dörtlük:</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">“Toprak, sen kol kanat ol, öyle kucakla!</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Bilmezsin, O gökten de, adın da temizdi!</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Ey yeryüzü, ma’bet kesilip Allah’a yüksel;</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Koynunda yatan gölge bizim Âkif’imizdi!”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Akif resmi konuşmaları seven biri değil ama hitabeti çok güçlü biri. Akif sadece bir şair değil aynı zamanda aksiyon adamıdır. Akif’i Akif yapan fikirleridir. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Ordunun Duası, Çanakkale Şehitlerine, Birlik ve daha birçok şiiri olan Akif bu milletin Milli şairi ünvanını sonsuza kadar taşıyacaktır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Değerli Arkadaşlar Akif bizim için çok önemli: bir edebiyat ve şiir dehası var, bir duruşu bir ağırlığı var. Akif’in şahsiyeti eserinden önemlidir. Yani gerçek bir ahlak adamı, bir fazilet adamı ve gerçek bir karakter abidesidir. Dost ve düşman herkes Akif’in adam gibi adam olduğunu söyler.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Hakikatlerin dili diye bir sözlük var bizde. Mizahi olarak kelimelerin anlamını açıklayan bir sözlük bu. Cüce kelimesinin karşısında: Büyük adamların yakından görünüşü yazıyor. Birçok büyük adama yaklaştıkça onun zaaflarını görmeye başlıyorsunuz, defolarını yakalıyorsunuz bir de bakıyorsunuz bu küçük bir adammış.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="color:#050505">Akif ise bunun tersi yaklaştıkça büyüyen bir adam. Her bakımdan örnek alınabilecek bir adam. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">Bu vesileyle İstiklal Marşı'mızın kabulünün 103. yılı kutlu olsun.</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 12 Mar 2024 05:46:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR SAMİMİYET SINAVI OLARAK GAZZE</title>
                <category>Mustafa ÖZTEKİN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bir-samimiyet-sinavi-olarak-gazze-193</link>
                <author>oztekin@6317haber.com (Mustafa ÖZTEKİN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bir-samimiyet-sinavi-olarak-gazze-193</guid>
                <description><![CDATA[BİR SAMİMİYET SINAVI OLARAK GAZZE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihi boyunca Kuran ve Sünnet gibi en güvenilir referans kaynaklarına sahip bir ümmet olarak,&nbsp; gerek iktisadi gerek sosyal ve siyasi hiçbir hedefimize ulaşamıyoruz. Ya da kısmi başarılar dışında Müslüman milletin ihtiyaç ve hissiyatına cevap verebilecek tam bir başarıyı elde edemiyoruz.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;Başarısızlığın temel sebeplerinden birisi hayatımıza yön veren ilahi kurallara tam bir teslimiyet ve samimiyetle bağlı olmayışımızdandır. Bir Müslüman’ın hayatında en önemli etken, bağlı olduğu ilahi yasalar olmalıdır. Yaşadığı toplumun gelenek ve görenekleri, idari ve sosyolojik zorunlulukları bir Müslüman’ın hedeflerini gerçekleştirme konusunda önemli engeller oluşturabilir. Ancak tüm engelleri aşmaya yardım edecek en etkin iki faktör,&nbsp; iman ve samimiyettir. Müslüman içinde yaşadığı toplum neyi dayatırsa dayatsın,&nbsp; her türlü sıkıntıdan bu iki faktörün işlerliği ile kurtulabilir.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Bunlardan birincisi olan iman,&nbsp; Kur’an ı Kerim’in ortaya koyduğu tüm inanç ilkelerine inanıp bağlanmayı emreder.&nbsp; İmanın altı rüknü olarak bilip inandığımız ve bütün inanç esaslarını kendi içinde toplayan ilkeler ve Kuran’ın emrettiği diğer bütün inanç yasaları da imanın ilkeleri içinde yer alır. Allah mutlak iktidar sahibidir.&nbsp; İnsan hayatında onun dokunmadığı, şekillendirmediği hiçbir alan neredeyse yoktur. Allah’ın varlığı, meleklerin ve cinlerin varlığı, vahiy gerçeği ve peygamberlik, ahiret hayatı, cennet, cehennem inancı, adalet, ihsan, ibadet, dini esaslara bağlılık, güzel ahlak, saygı, sevgi, merhamet, utanma duygusu, şeriata bağlılık, zulme ortak olmamak, cihad, kâfirlerin ve müşriklerin aşağılanmış konumları, müminlerin izzet ve yüceliği, aile, evlilik, miras, boşanma, hukuki ve idari cezalar bütün bunlar ve daha fazlası aynı zamanda imanın temel konulardandır.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;Samimiyet, imanın kuvvet ve derecesinin kişi hayatına yansıma oranıdır.&nbsp; İmandan kastedilen şeyin akademik bilgi çokluğu olmadığı aşikârdır.&nbsp; Kitabın taşıyıcısı olan insanların, kitabın hükümlerini içselleştirip hayatlarında yegâne kılavuz haline getirmedikleri sürece, kitap bilgisi o kişi üzerinde bir yükten başka bir şey değildir. Kur’an ‘ı Kerim bu gibi bilgi sahiplerini kitap yüklü merkepler olarak zikretmektedir. Müslümanlar olarak iman ve samimiyet ile ilgili edindiğimiz bilgileri&nbsp; uygulama ve bağlılık unsurlarıyla desteklediğimiz zaman bilginin imana ve samimiyete dönüştüğüne tanık oluruz.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;Başımıza gelen ve gelecek olan her şey Allah’ın bilgisi ve kudreti dâhilinde gerçekleşir. Onun izni ve bilgisi dışında bir yaprak dahi dalından düşmez. Yer, gök ve ikisi arasında bulunan her şey onun hükmüne boyun eğer, teslim olur.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;Müslümanlar olarak bizler ise rast gitmeyen işlerimiz, kabul edilmediğini öne sürdüğümüz dualarımız tutarsızlıklarımız,&nbsp; mutsuzluklarımız,&nbsp; ailevi, ticari, sosyal ve siyasi sorunlarımız karşılığında Allah’a iman ve hükümlerine içtenlikle teslim olmayışımız sebebiyle başarısızlıklara uğruyoruz. Mutlu olamıyoruz dengeli davranmıyoruz sonuç olarak mutsuz ve agresif bir hayat yaşıyoruz. Müslümanlar olarak iman ve samimiyete sahip bir hayat yaşayıp iki dünya saadetini kucaklayan bir hayatı arzu ediyorsak iman ve İslam ekseninde yönelişimizi hızlıca sağlamamız gerekir.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;Şunu unutmayalım Türkiye insanı yaralı bir toplumdur. Bakmayın siz on yılda her savaştan açık alınla çıktığımıza,&nbsp; ya da muasır medeniyet hikâyeleriyle nasıl da uyutulduğumuza.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;Türkiye yüzyılında çağa mührünü vuracak idarecilerimizin asrın Siyonist katliamı karşısında ağızlarına mühürler vurarak sus pus olduklarına şahit olduğumuz bu günlerde iman ve samimiyet kavramlarının yeni olaylar ekseninde ele alınması gerektiğine inanıyoruz.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Gazze cihadı ve İsrail’in uygulamış olduğu soykırım,&nbsp; İslam ülkelerinin yöneticilerinin ve halklarının düşünsel ve eylemsel olarak kalitelerini ortaya koyan bir turnusol görevi gördüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Katliam karşısında, sınırları katil ordular tarafından kuşatılarak küçücük bir kara parçasına hapsedilen masum ve mazlum halkın açlık, susuzluk, ilaçsızlık ve türlü türlü sıkıntılar karşısında yıkılmayan iradeleri; adına “ İslam dünyası” denen ucube dünyanın katliam karşısında büründüğü sessizlik ile sarsılmıştır.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;İslam âlemi haddizatında,&nbsp; karanlık yönetimlerin ve liderlerin sultası altında sürüleştirilmiş insanlardan müteşekkil bir yığından ibarettir.&nbsp; Halkı Müslüman olan ülkelerin yönetimlerinin suskunluğu,&nbsp; korkaklığı ve vefasızlığı Gazze’li kardeşlerimizin sinelerinde en onulmaz yaralar açan ihanet belgeleridir.&nbsp;</p>

<p>&nbsp; Gazze’ye yapılan saldırı emperyalist Amerika’nın vekâletiyle, Siyonist İsrail’in İslam’a ve Müslümanlara karşı acımasız bir şekilde yürüttüğü vahşice bir katliamdan başka bir şey değildir. Bu alçakça saldırı İnsan hakları,&nbsp; çocuk hakları, demokrasi,&nbsp; hümanizm gibi batı tarafından sakız gibi çiğnenen kavramların ayaklar altına alınması ve yok sayılmasıdır. Dünyada geçerli olan bütün insan hakları demokrasi ve süslü birçok çağdaş kavram sadece Yahudilerin ve onların dostları olan katliam çetelerinin rahatı ve çıkarı uğruna ihdas edilmiş kurallardır. Katledilen Müslüman olunca bütün dünya adeta kör,&nbsp; sağır ve dilsiz şeytanlara dönüşmüştür.&nbsp; İslami hükümetler görevlerini hakkıyla yapmamışlardır. İslami cemaatler sorumluluklarından kaçıp hiçbir varlık göstermemişlerdir. Tarikatlar, sivil toplum kuruluşları,&nbsp; vakıflar,&nbsp; dernekler kıytırık birkaç toplantı ve protesto gösterisi dışında hiçbir onurlu faaliyeti icra edememişler, rantlarının kaynağı olarak gördükleri siyasi yapılara ters düşmemek için üç maymunları oynamaya devam etmişlerdir.&nbsp; Müslümanlar ve onları yöneten liderleri sessizliğe bürünüp zulmün, katliamın ve soykırımın koyu sisleri içerisinde kendi çıkarlarını seçim ve geçim masallarıyla pazarlayarak halklarını aldatmaya devam etmişlerdir. Şimdi samimiyetimizin sorgulanma zamanıdır. Kim daha samimidir?&nbsp;</p>

<p>&nbsp;Ehli Sünnet kavramının arkasına saklanarak kendi bağımlılarına dua seansları dışında bir şey tavsiye edemeyen üç kuruşluk deterjan,&nbsp; çikolata,&nbsp; sakız vesaire şeyleri boykota davet edip, emperyalistlerin ürettiği trilyonluk arabalarla hatmelere giderek adeta gövde gösterisinde bulunan ve konforlarından hiçbir şey feda etmeyen şeyh efendiler mi samimidir ya da ülkemin silahlarının mazlumlara doğrultulmasını kabul etmiyorum diyerek kendisini yakarak, sağır çağın kulaklarına haykıran Amerikalı asker mi samimidir?&nbsp; Evet, ehlisünnet kavramının arkasına sığınarak her tevhidi hareketi ya da düşünceyi kendi düşünce kalıpları dışında gördüğü bir yapı&nbsp; ile özdeşleştirip,&nbsp; müslümanlar arasında ayrılık tohumları eken din&nbsp; baronlar mı hayırlıdır yoksa yıllardan beri süren ambargoya rağmen İngiliz, Abd ve İsrail gemilerine füzeler yağdıran “bidat ehli Şii ve Zeydi” Husiler mi samimidir?&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Kudüs kırmızı çizgimizdir deyip bütün çizgileri yeşile dönüştüren anlayış mı samimidir ya da halkının yüzde yedisi Müslüman olduğu hâlde İsrail aleyhine soykırım davası açma cesaretini gösteren Güney Afrika mı samimidir? Başımızı iki elimizin arasına alıp düşünme zamanıdır!&nbsp;</p>

<p>Demokrasi ve demokratik değerler denilen dünyevi yaklaşımlar,&nbsp; toplum olarak bizleri insanlığımızdan ve Müslümanlığımızdan uzaklaştırıp bencil,&nbsp; çıkarcı varlıklara dönüştürmüştür. Müslüman kitleler islam ahlak ve yaşam biçiminden hızla uzaklaşarak&nbsp; kancık Atina’dan yadigâr seküler bir kılığa bürünmüşlerdir. Bu sistemin devamında, Müslümanların ümmet olarak var oluş mücadelesinde hiçbir olumlu katkısının olmadığı ortaya çıkmıştır. Tarih yeniden yazılıyor ümitsiz değiliz. Allah’ın rahmetinden ancak kâfirler ümit keserler. Peygamber efendimiz din nasihattir buyuruyor.&nbsp; Başka kutlu bir sözünde efendimiz din samimiyettir buyuruyor. İkiyüzlü demokratik kurumların Siyonist İsrail zulmüne karşı caydırıcı hiçbir etkisinin olmadığı aşikârdır. Aylardan beri yok edilmeye çalışan bir halka dünya üzerinde iki milyara yakın nüfusuyla Müslümanların, bir parça ekmeği suyu ilacı ulaştıramaması içler acısı bir durumdur. Tarihin bu kırılma noktasında İslam ülkeleri alınlarına koyu bir leke olarak bu katliam karşısında suskunluğu, eylemsizliği ve zilleti sürmüşlerdir.&nbsp; Ümmet derin bir yara almıştır ve yaranın tedavisi ancak Müslümanların ittihadı ve ittifakı ile mümkündür. Müslümanlar sahip oldukları güç unsurlarını zalim İsrail yönetimine ve Abd ye karşı kullanmazlarsa sahip oldukları gücün dünyada bir hayrını da göremeyeceklerdir.&nbsp; Geçici dünya çıkarları Müslümanların bu süreçte uğramış oldukları vahşete sessiz kalmayı gerektiriyorsa bu çıkarlarımız lanetli çıkarlardır. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Sözlerin en hayırlısı zalim yöneticilerin yanında söylenen hak sözdür. Zulmedenlere meyletmeyin ateş size de dokunur. Allah zalimlerin yaptıklarından habersiz değildir.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Elbet doğar bir gün Şemsi hakikat&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Hep böyle müebbet mi kalır zulmeti âlem…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 Mar 2024 01:47:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/05/mustafa-oztekin-1589158803.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR DESTANIN HAZİN DÖNÜŞÜMÜ</title>
                <category>Mustafa ÖZTEKİN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bir-destanin-hazin-donusumu-192</link>
                <author>oztekin@6317haber.com (Mustafa ÖZTEKİN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bir-destanin-hazin-donusumu-192</guid>
                <description><![CDATA[BİR DESTANIN HAZİN DÖNÜŞÜMÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">25 Aralık Gaziantep'in düşman işgalinden Kurtuluş yıldönümü, çocukluğumuzdan hatırladığımız 25 Aralık kurtuluş yıl dönümü kutlamalarında, &nbsp;kutlama yapılan alanın ortasında<strong> tahtadan bir köprü, bir tarafında düşman askerlerini temsilen Fransız üniforması giymiş askerler, &nbsp;diğe</strong>r tarafta yerel kıyafetler içerisinde savaşan mücahit milisler, &nbsp;mücahitlerin başında Şahin Bey isminde bir Osmanlı teğmeni. &nbsp;Bütün askerler şehit oluyor. &nbsp;Şahin Bey, düşman arabaları cesedimi çiğnemeden Antep'e giremez diye haykırıyor. Sonunda düşman Şahin Bey’i de şehit ederek Antep'e giriyor. &nbsp;İzleyiciler heyecan, keder ve duygusallıkla bu manzarayı izliyor ve gözyaşı döküyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Bu kutlamalardan geriye hiçbir şey kalmadı. Ne meydan yerinde bu sahne, &nbsp;ne de Kuvayi milliye’ cileri temsilen törene katılan tarihi kıyafetler çerisinde,&nbsp; ellerinde eski tüfekleri ile geçit yapan beli bükülmüş yiğit gaziler. Şehir, kimliğini ve &nbsp;kişiliğini kaybetmiş bir durumdadır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Taş Mektebin yanında annesiyle evine dönerken Kamil isimli on-oniki yaşlarında bir genç çocuk, annesinin örtüsüne uzanan Kâfir Fransız askerlerine direniyor. Direnişinin bedelini şehadetle ödüyor. Cihadı ve zalime karşı direnişi şiar edinmiş necip ecdat için, &nbsp;şehadet bir gül bahçesine girercesine, darı meşakkat olan bu cihandan, darı saadet olan beka yurduna geçişten ibaret değil midir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Şehirde Şehitkâmil’den, beton yığını, ruhsuz bir ilçeye ad olmaktan öte bir şey kalmadı. Karayılanlar, Antep Savaşı'na kan veren, can veren nice yiğitler unutulup gitti. Şehir manevi siluetini kaybederek sadece yeme, içme ile meşhur gastronomi şehrine dönüştü. Bizans artığı, Roma bozuntusu nefsi emarenin kudurttuğu bazı efendiler böyle istiyordu. Zevk, yeme, içme ve şehvetinden başka bir şey düşünmeyen yapay insanların gastro şehri. Ne kadar etkileyici değil mi. Şehir kimliğini yitirdi geriye kalan ise ne gaziliğin ne şehitliğin ruhundan anlamayan kof cesetler. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu şehir sadece yeme, içme, eğlence, festival kültürsüzlüğüyle ünlenmiş yığınların şehri oldu.&nbsp; Şehir, beton yapıları, çarpık yerleşimi ile karma karışık gettoların bir örümcek ağı gibi toprağı sardığı, ruhsuz kalabalıkların, &nbsp;görgüsüz insanların, &nbsp;her tarafı işgal ederek sidik yarışına giriştiği manen bir mezbeleye dönüştü. &nbsp;Her yerde kaba gürültü ve ruhun ancak belası olmaya namzet iğrenç, bağırtılı müzik sesleri, çalmadan oynayanlar, yerli milli üçgenler, beşgenler, yamuklar. Milli ve dini benliğini para, lezzet ve serveti için feda eden kalabalık yığınlar. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Eskiden bir ilim şehri, âlimlerin eserler verdiği sıcak mescitlerinden salaların inlediği, samimi esnafın helal yoldan rızkını kazandığı, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra sanayisi ile girişimcisi ile ve çalışkan halkı ile bütün ülkede parmakla gösterilen Antep bugünlerde sadece bir gastro şehir kimliğine bürünerek sahnede yer almaya çalışıyor. Bir kahramanlık destanının gastro kuklalar eliyle dönüşümünün hazin hikâyesi. Şehri yöneten burjuva akıl “kuş yeme gelir” anlayışıyla,&nbsp; milleti kuş, bu vatan toprağını da kuş damına dönüştürerek, ağız, yutak, mide ve barsak faaliyetlerinin genel adı olan gastro kavramını, gazilik yerine ikame etmeye çalışıyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;Bağrında 6317 şehidin yattığı bu mübarek toprağa gastro Antep unvanını layık görenler, gastro tabirinin ağızda yenen bir nesnenin, &nbsp;yutak, &nbsp;mide ve bağırsakla sonlanan bir serüvenin parçası olduğunu gözden kaçırdılar. &nbsp;Çünkü sadece küçük dünyalarında gastro ile bezenmiş bir yaşam tarzı vardı. &nbsp;Yeme, &nbsp;içme, şehvet, dünyalık yığma uğruna hayvani bir rekabet, şehrin yeni kodamanlarının hayat anlayışıydı. &nbsp;Antep direnmişti, &nbsp;Antep 13 bine yakın nüfusunun 6317'sini Fransızlara karşı cihadında şehit vermişti. Bir şehrin yarısının, özgürlük, bağımsızlık, &nbsp;namus ve İffeti uğruna şehadetlerinin şahitleri oluyoruz 25 Aralık kurtuluş günlerinde. Ve Antep bu destanını hiçbir yerden yardım alamayarak tek başına imanıyla yazmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;&nbsp;Sonuç olarak, dünyanın gözü önünde gerçekleşen İsrail terör örgütünün katliamlarına karşılık teslim olmayan, kodaman arap krallarının ve ürkek demokratların yalnız ve yardımsız bıraktığı, kahraman ve yiğit Gazzeli hemşerilerimize selam olsun. Umarım onlarında destansı direnişleri gelecekte demokrat soslu bir gurup şehvetperestin ellerinde kuşa çevrilmez. Kan döken, çocuklara dahi acımadan Gazze’nin her karış toprağını kana bulayan, israil terör devletine anladığı tek dil olan demirin, çeliğin, kurşunun diliyle cevap vermeye çalışan Gazi Gazze’li mücahitlere selam olsun. &nbsp;Bizler emperyalizme karşı direnişin sembolü olan GAZİ şehirden, &nbsp;bir savaş sırasında düşmana ok atmasıyla mahir olan sahabeye “At ey Sâd, anam babam sana feda olsun”&nbsp; diyerek seslenen kutlu komutana (a.s) öykünerek &nbsp;“At ey Kassam, canımız ruhumuz yolunuza feda olsun” diye sesleniyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Zalimler yakında nasıl bir yıkımla yıkılacaklarını bilip, anlayacaklardır.” Şuara /227</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Dec 2023 05:34:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/05/mustafa-oztekin-1589158803.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Herşeyi Bilmek İyi mi?</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/herseyi-bilmek-iyi-mi-191</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/herseyi-bilmek-iyi-mi-191</guid>
                <description><![CDATA[Herşeyi Bilmek İyi mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adamın biri Musa Aleyhisselâm’a:</p>

<p>-Ya Musa, ben bütün hayvanların dilinden anlamak istiyorum. Tur’u Sina’ya gittiğin zaman Allah’tan iste de benim duamı kabul etsin, diyordu.</p>

<p>Musa Peygamber:</p>

<p>-Her şeyi bilmek iyi olmaz. Senin hayvanların dilinden anlamaman daha iyidir. Bu sevdadan vazgeç, dediyse de, adam illâ öğrenmek istiyordu.</p>

<p>Bir gün Musa Aleyhisselâm Tur’a çıktığı zaman Cenab-ı Allah Musa Aleyhisselâm’a:</p>

<p>"-Ya Musa! O kulumun duasını kabul ettim, bundan sonra bütün hayvanların dilinden anlayacak. Yalnız her şeye ehemmiyet vermesin, sonra onun için iyi olmaz."&nbsp;buyurmuştu.</p>

<p>Musa Aleyhisselâm, Tur’u Sina’dan geldikten sonra durumu bildirip her şeyle fazla ilgilenmemesini söyledi. Kendisine selâhiyet verilen adam, akşam ahıra hayvanlarını yemlemeye girmişti. Orada eşekle öküzün konuşmalarına şâhid oldu.</p>

<p>Onlar aralarında şöyle konuşuyorlardı,&nbsp;öküz:</p>

<p>-Yahu eşek kardeş, senin işin ne iyi, bana yazın rahat yok, kışın rahat yok. Sabah olacak çifte koşacaklar, ama sense akşama kadar rahat gezeceksin, diyordu.</p>

<p>Eşeğin öküze nasihati şöyle oldu:</p>

<p>-Bunlar hep senin ahmaklığından… Sen sabah olunca hasta numarası yaparsın, akşamdan sahibimizin döktüğü yemi bile yemezsin. O da sabahleyin seni bu haliyle görünce çifte koşmaktan vazgeçer ve birkaç gün olsun istirahat etmiş olursun, dedi.</p>

<p>Bu sözler öküzün hoşuna gitmişti. Hakikaten yem yemedi ve öyle aç karnına sabaha kadar yattı. Eşek ise öküzün yemlerini bile kendisi yemişti. Tabii bunların bu konuşmalarını sahibi duymuş ve gülerek ahırdan çıkmıştı.</p>

<p>Sabah oldu, adam ahıra girdi ki, öküz aç. Kalkması için birkaç tekme vurdu ise de öküz hastalanmıştı. Adam:</p>

<p>- Bu sefer de onun yerine eşeği koşalım, diyerek aldı tarlaya götürdü</p>

<p>Akşama kadar eşekle çift sürdü. Eşeğin emdiği süt burnundan gelmişti. Akşam eve geldiği zaman öküz rahat rahat geviş getiriyor kendi kendine hakikaten bu iyi bir numara oldu diyordu. Eşek bu işin çekilemeyecek gibi olduğunu görünce öküze başka yoldan akıl verip kurtulmak istedi:</p>

<p>-Öküz kardeş, sen böyle yatarsan sahibimiz seni satacak. Bu gün tarlada beni gören köylüler sordular. O da, zaten tembel bir öküzdü, şimdi de hasta oldu. Yarın kasaba vereceğim, dedi. Eğer yarın’ da böyle yaparsan kendini bıçağın altında bil, diyerek sabahleyen çifte gitmekten kurtuldu.</p>

<p>Adam bunların bu konuşmalarını dinledikçe kendi kendine gülüyor ve:</p>

<p>- Gördün mü ne kadar iyi bir şeymiş hayvanların dilinden anlamak, diyordu.</p>

<p>Ertesi sabah horozla köpeğin konuşmalarına şahit oldu.&nbsp;Horoz:</p>

<p>-Yarın efendinin, öküzü ölecek. Sana müjdem var. İyi bir ziyafet olacak senin için, diyordu.</p>

<p>Adam bunu duyar duymaz hemen pazara götürüp öküzünü sattı ve zarardan kurtuldu.</p>

<p>İkinci gün oldu, köpek horoza:</p>

<p>- Niye yalan söyledin? Hani ziyafet? Adam öküzü sattı kurtuldu, dediğinde, bu sefer horoz:</p>

<p>-Hiç merak etme! Öküzü sattı ama, yarın kölesi ölecek ve onun hayrına mutlaka bir yemek yedirirler. Sen de artıklarından istifade etsen yeter, dedi.</p>

<p>Adam bunu da duymuştu. Hemen pazara çıkarıp kölesini de sattı. Köpek gene ziyafete erişememişti. Horoza:</p>

<p>-Beni ne kandırıp duruyorsun? diye çıkıştı. Horoz:</p>

<p>-Ben yalan söylemem… Ziyafet var dediysem vardır. Efendimiz öküz ve köleyi satarak zarardan kurtuldu ama, yarın kendisi ölecek, işte o zaman ziyafetin büyüğü olacak, dedi.</p>

<p>Adam horozdan bunları duyunca etekleri tutuştu. Ne yapacağını şaşırdı ve doğru Hazreti Musa’nın huzuruna çıkıp durumu anlattı:</p>

<p>-Hakikaten ben yarın ölecek miyim? Bunun bir çaresi yok mu? diye yalvarmaya başladı.&nbsp;Musa Aleyhisselâm:</p>

<p>-Ben sana demedim mi? Her şeye ehemmiyet vermeyeceksin diye… Eğer sen öküzü satmasaydın, o ölecek ve belâ atlatılmış olacaktı. Ama sen onları satmakla başkalarının zarar etmesini istedin. Kendi menfaatini düşünüp başkalarını kendisi gibi hesap etmeyenin hali budur, dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Dec 2023 07:39:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GAZZE CİHADINDA 70.GÜN</title>
                <category>Mustafa ÖZTEKİN</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/gazze-cihadinda-70gun-190</link>
                <author>oztekin@6317haber.com (Mustafa ÖZTEKİN)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/gazze-cihadinda-70gun-190</guid>
                <description><![CDATA[GAZZE CİHADINDA 70.GÜN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>GAZZE &nbsp;CİHADINDA 70.GÜN<br />
Gazze Savaşı’nda geldiğimiz noktada geriye dönüp baktığımızda görünen şey Gazze yığınlar altında. Ancak dip diri bir ruh, eşsiz bir iman sonsuz bir tevekkül ve Allah’a güven, &nbsp;destansı bir mücadele ve karanlığa, &nbsp;karanlığın savaşçılarına karşı kararlı bir direniş.<br />
Gazze’de her şey 7 Ekim ile başlamadı.7 Ekim öncesi gelişen olaylar tarihsel süreç, yapılan katliamlar, haksız uygulamalar Filistin topraklarında kendi yurtlarında esir edilmiş Müslümanlar, altmış yıldır biriken bir öfkenin patlaması ve 60 yıldır hor görülen küçümsenen ve İsrail terör devletinin insafına terk edilen bir avuç Müslümanın bu kötü gidişe karşı son bir direnişi, başkaldırısı ve global emperyalizme karşı meydan okumasıdır.<br />
İsrail’in yapmış olduğu katliamların arkasında son yüzyılın en kanlı ve erdemsiz toplumu olan Amerika yer almaktadır. Avrupa ülkeleri Amerika yanında saf tutarak siyonizme &nbsp; beyat etmiş hem kendi onurlarını kirletmiş hem de gelecek nesillerini bir öfke yumağının ortasına sürüklemişlerdir.&nbsp;<br />
&nbsp;Filistin coğrafyasında yapılan katliamlar bölge insanında ve Müslüman dünyada büyük bir öfkenin ve intikam duygusunun oluşumuna katkı sağlamıştır artık dünya eskisi gibi değil. &nbsp;İslam dünyasının tüm fertleri, Avrupa halkları, yeryüzünde bu kadar zalim eli kanlı, &nbsp;kadın ve çocuk katili bir yönetime karşı ortak bir itiraz geliştirmişlerdir. Dünyanın her yanında yükselen Filistin’e özgürlük ve kahrolsun Siyonizm sloganları milyonların belleğine şimdiden yer etmiştir. İsrail eli kanlı bir terör örgütüdür. İsrail çocukları katledebilecek kadar azgın acımasız ve korkunç bir katliam çetesidir İsrail insan haklarına modern dünyanın çağdaş hukuk normlarına meydan okuyan Yahudiliğin en tahrif edilmiş şeklini din ve devlet kılıfına sokan bir suç örgütüdür. Israil Orta Doğu ve Filistin’in mübarek topraklarını kan &nbsp;gölüne çeviren, toprağın altını ve üstünü ifsat ederek yeryüzünde eşsiz zulümler işleyen, fesat çıkaran Allah düşmanı kalleş ve onursuz bir hizbüş -şeytandır. İsrail şeytani ülküsüne ulaşmak için bütün dünyayı gerekirse yakabilecek kadar merhametsiz bir o kadar da korkak ve alçak bir yapıdır peki biz Müslümanlar olarak bu yapı karşısında tarihsel onurumuzu koruyacak , yüzümüzü ak edecek bir mücadele ruhuna sahip miyiz?<br />
Maalesef Dünya müslümanları bu katliamlar karşısında korkak, pısırık ve sinmiş duruşuyla hiç de iyi bir sınav verememiştir. Filistin halkını zalim İsrail askerlerinin namlularının ucuna adeta terk etmişlerdir. Gazze’de hastaneler bombalanırken binlerce çocuk cesetleri her tarafı doldurmuş iken kutsal Kabe’nin gölgesinde tünemiş prensler eğlence festivalleri düzenleyerek alınlarına simsiyah bir lekeyi sürmüşlerdir. Birleşik Arap emirlikleri, Suudi Arabistan, Fas ve Bahreyn kukla devletleri sözde İslam Birliği teşkilatının almış olduğu israil’i boykot kararını veto ederek kendi geleceklerine ve onurlarına silinmez bir lekeyi nakş etmişlerdir.<br />
&nbsp;Kudüs başkentli Özgür Filistin Devleti’nin kurulabilmesi için Dünya müslümanlarının özgürlüğüne kavuşması gerekmektedir Dünya müslümanları Kudüs’ü ve kutsal toprakları kurtarıp mazlum Filistin halkını İsrail’e yem olmaktan kurtaracak bir cesaret ve direniş ruhundan yoksundur. İslam ülkeleri darmadağın, liderleri korkak ve pısırık, &nbsp;Dünya emperyalizmine karşı tek kelam edecek cesaretten yoksun kof karaltılardan ibaret şahıslardır. &nbsp;Yüzleri karanlık, ruhları karanlık, satılmışlığın verdiği panikle yüce efendileri ABD’ye yürekten bağlı kuklalardır. Bunun için Filistin’in özgürlüğü bu kuklaların devrilip halkın içinden hakla beraber Cihat ruhuna sahip Müslüman ve öncü liderlerin iktidarı ile sağlanacaktır. Müslümanlar &nbsp;bırakın Aksa’yı özgürleştirmek, &nbsp;Filistin halkının kutsal cihadına ve direnişine destek vermekten aciz yığınlara dönüşmüştür. &nbsp;Kudüs’ün ve kutsal Filistin topraklarının mazlumiyetini yıllardır propaganda malzemesi yapıp, süslü yalanlarıyla tüm mazlum coğrafyaları adeta oyuna getirerek mezhebi taassubunu ihraç edecek topraklar arayan sömürünün ve siyasi alçalışın temsilcisi konumunda bulunan Pers devleti ise karanlık yüzü ile Filistin ve Kudüs davasını sözde destekler gibi görünüp, sahada &nbsp;direniş erlerini ve masum halkı &nbsp;global bir vahşetin ortasına terk etmişler. Sahada en küçük bir askeri güç gösterisinde bulunmaya bile cesaret edememişlerdir. Eli kanlı Suriye yönetimini yüzlerce kilometre uzaklardan gelerek destek veren İdlib’de Halep’te &nbsp;ve Suriye’ nin farklı bölgelerinde masum Suriye halkını katledip binlerce mazlum Suriyeliyi yurtlarından edip vatansız bırakan, ancak hemen yanı başlarındaki İsrail terör devletine karşı göstermelik birkaç füze fırlatmaktan başka hiçbir varlık gösterememiş &nbsp;ve Filistin davasını, Kudüs’ün özgürlüğünü mezhebi anlayışlarına feda etmişlerdir&nbsp;<br />
İslam dünyası bu kadar dağınıklık içerisinde Dünya istikbarının gayrimeşru çocuğu olan İsrail siyonizmi ile mücadele edemez. Gazze’li müslümanlar ümmetin yüz akı ve rahmet tecellilerini yeryüzüne yağdıracak kutlu bir cihadı ifa ediyorlar. Onlarla &nbsp;aynı çağda yaşamanın ve tarihin bu kutsal direnişine şahit olmanın şerefini bir müslüman olarak iliklerimize kadar hissetmenin &nbsp;manevi yüceliği yanında, katliamlar karşısında hiçbir şey yapamayıp olanları televizyon ekranından izlemek ve göstermelik birkaç protesto eylemlerinde bayrak sallamak dışında bir varlık gösterememenin zillet ve utancı içindeyiz.<br />
&nbsp;Filistin mutlaka kurtulacak. Gazze tarihteki şanlı yerini dökülen şehit kanlarının &nbsp;bereketiyle mutlaka alacaktır. Kabe ve Mescid-i Aksa, hünsa rejimlerden arındırılıp ümmetin yiğit çocuklarının inşa edeceği adalet ve ihsan devletinde, &nbsp;ümmete kutsal bir sığınak olmaya devam edecektir. Zalimler, kafirler ve münafıklar istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır. Ve zalimler nasıl bir inkılapla devrileceklerini mutlaka göreceklerdir.<br />
Allah bütün bunlara kadirdir ancak korkumuz bizim bu mücadelede silinip gitmek ve mazlumların safında değil de zalimlerin stratejik oyunlarında basit bir figüran rolünde olmaktır.<br />
&nbsp;Allah’tan niyazımız &nbsp;bu Kutsi davanın zafere erdiği mücadele ve mücahede alanlarında bizleri de memur kılmasıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 16 Dec 2023 06:04:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/05/mustafa-oztekin-1589158803.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bazı Hatalar Bekâ Sorununa Yol Açar</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bazi-hatalar-beka-sorununa-yol-acar-189</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bazi-hatalar-beka-sorununa-yol-acar-189</guid>
                <description><![CDATA[Bazı Hatalar Bekâ Sorununa Yol Açar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Em.Kur. Alb. İrfan Paksoy Hocam şöyle diyor:</p>

<p>Osmanlı'da tımar sistemi bozulunca çözülme de başlamıştır. Kısacası hak edilmeyen zenginlikler toplumun yapısını bozmuştur.Konuyu (kullanımı belli bir bedel karşılığı reayaya -çiftçiye ve köylüye- ait olsa da mülkiyeti devlete ait olan arazi anlamına gelen) mirî arazi rejimi bağlamında değerlendirmek isabetli olur...&nbsp;<br />
Osmanlı arazi rejiminde dönüşüm süreci coğrafî keşiflerin tetiklediği Ticaret Devrimi nedeniyle 16. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak 19. yüzyılın son çeyreğinde İmparatorluğun ekonomik bağımlılığını da beraberinde getiren süreçte Batı kapitalizminin etkileriyle ortaya çıkmıştır. Bu dönüşüm sürecinin etkileri, Osmanlı toplumunun geleneksel yapısını da çözüp dağıtmıştır.&nbsp;<br />
Bu dönüşüm sürecine katkıda bulunan birçok iç ve dış etken vardı. Bunların arasında devletin Avrupa ticareti ile bağlantılı olan üç değişiklik, hayatî bir önem taşıyordu:<br />
- Bunlardan ilki Avrupalıların Ümit Burnu yoluyla Afrika'nın kıyılarından dolanarak Hindistan’a ve Uzak Doğu’ya giden yolu keşfetmeleri nedeniyle, Avrupa'nın Doğu ile lüks mallar (baharat, ipek, kahve) ticaretinde Akdeniz'in öneminin büyük ölçüde azalmasıdır. Böyle olunca bu transit ticareti kolaylaştıran devlet konumundaki Osmanlı Devleti, transit ticaret gelirlerinin (gümrük ve ticaret gelirlerinin) önemli bir bölümünü yitirmişti<br />
- İkinci olarak keşifler yoluyla Amerika kıtasından Avrupa'ya akan büyük miktardaki İspanyol altın ve gümüşü, sadece Avrupa'da fiyat devrimi olarak bilinen enflasyona yol açmakla kalmayıp ticaret aracılığıyla Osmanlı fiyatları üzerinde de enflasyonist bir baskıya yol açmıştır.&nbsp;<br />
- Üçüncü etken ise özünde bu fiyat yükselişinin ve Batı Avrupa ticaretinin değişen çehresinin bir sonucudur. Bu süreçte, fiyatların çok düşük kaldığı Osmanlı Devletinden, başta buğday (tahıl) olmak üzere her türlü gıda maddeleri ile çeşitli dokuma sanayi (pamuk, yün, ham ipek ve boya gibi) hammaddelerinin bu maddelerin fiyatlarının arttığı Avrupa-Atlantik ekonomik bölgesine doğru adeta emilmeye başlaması ve devletin özünde bir hammadde kaynağı durumuna dönüşmesi söz konusu olmuştur. Bu süreci tersine çevirmek için Osmanlı'nın gösterdiği tüm çabalara karşın (fiyatların sabit tutulması, stratejik tahıl ihracatının yasaklanması vb.) kaçak ticaret geniş çapta artarken tarım ürünlerinin iç fiyatları da hızla yükselmiştir. 16’ncı yüzyılda başlayan bu olumsuz şartların etkisiyle bir yandan Osmanlı dış ticaret dengesi bozulmaya başlamış, diğer yandan yurt içinde bir hammadde kıtlığı yaşayan ve ucuz Avrupa mallarıyla rekabet edemeyen yerli zenaatlar gerilemek zorunda kalmıştır.&nbsp;<br />
Osmanlının araziye bağlı ekonomisini çözücü bu etkiler, en çok devlet maliyesi ile buna bağlı olarak Osmanlı tarım ve arazi rejiminde kendisini hissettirmiştir.<br />
16. yüzyılın ikinci yarısından itibâren tehlike sinyalleri veren devlet bütçesinin geniş ölçüde sarsılmasının temel nedeni kamu giderlerinin hızla artmış olmasıdır.&nbsp;<br />
Mîrî arazi rejiminin çözülmesine etki eden faktörler arasında 16. yüzyılda ülkenin nüfusunun yaklaşık iki kat artmış olmasından da çok Avrupa askerî teknolojisindeki değişimdir. Osmanlılar bazı ye-nilgiler sonrasında modern savaşın; barut, tüfek, ağır top ve hepsinden önemlisi eğitimli ve disiplinli sürekli ordulara dayalı olduğunu anlamışlardır. Osmanlı ordusunun geleneksel gücü olan timarlı sipahiler, bu yeni savaş tarzı karşısında yetersiz kalınca ateşli silahlarla donatılmış, eğitimli meslek ordusunun (İstanbul'daki kapıkulu ocaklarının) asker sayısını ve bütçesini sürekli olarak artırmak gerekmiş, bunun giderek artan malî yükünü karşılama ihtiyacı; timarlı sipahilerin çeşitli nedenlerle tasfiyeye uğramasının ve dirlik gelirlerinin Hazineye aktarılmasının bir sebebi olmuştur. Ayrıca, ya-pılan savaşlar yenilgiyle sonuçlandıkça, askerî seferler Hazine için artık ganimet ve gelir kaynağı olmaktan çıkıp, bir yük oluşturmaya başlamıştır. Böyle olunca modern bir daimî orduyu finanse etmek, esasında tüm arazi sistemini kökünden değiştirmekle aynı anlama gelmiştir.<br />
Gerçekten de uzun süre Osmanlı ordusunun ağırlık merkezini, bağlı olduğu sistem gereğince, devleti daimî ve ücretli bir ordunun ağır malî yükünden kurtaran timarlı sipahiler oluşturmuştur. Yaşanan olumsuz şartlar, 16.&nbsp; Yüzyıl sonlarından itibâren bu örgütün bağlı olduğu timar rejiminin anlamını yitirmesine ve yeni bir statüye geçilmesine yol açmıştır. Bu yeni statünün gerekçesini, doğ-rudan doğruya Devlet Hazinesinden üç ayda bir maaş alan kapıkulunun sayıca artmasının Hazineye yüklediği büyük malî yükte aramak gerekir. Osmanlı Devleti’nin geleneksel arazi rejiminin temellerini yerinden oynatan da budur.&nbsp;<br />
Bir taraftan askerî işlevini yitirmekte olan timarlı sipahi teşkilâtının yerini alan ve ücretleri merkezden ödenen bir ordunun yol açtığı harcamalar, diğer taraftan da enflasyon nedeniyle devlet gi-derlerinde meydana gelen büyük artışlar Osmanlı Devleti’ni, bu giderleri karşılayacak yeni kaynaklar bulmaya zorlamıştır. Bu aşamada ilk akla gelen yol ise savaş ve dış ticaret gelirlerinin azalması nedeniyle köylüye yüklenmek olmuştur. Bu sebeple, vergilerin türü ve miktarı artırılmış ve vergi top-lama yöntemlerinde (dolayısıyla mîrî arazi sisteminde) köklü değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler Osmanlı toplum yapısının temel niteliği olan mîrî arazi ilişkisinin tümüyle çözülüp dağılması ve yeni bir şekle dönüşmesiyle sonuçlanmıştır.</p>

<p>Yavuz Yıldar Hocam da şöyle diyor:<br />
Osmanlı'da iktidar değişimi kansız veya sorunsuz olamadığı için devlet büyük&nbsp; güç kaybetmiştir.</p>

<p>Avrupa'nın gelişmesine paralel olarak, eğitim sisteminde, devlette ve Ordu'da zamanında reform yapılamamıştır.</p>

<p>Özellikle gayr-i müslim tebeanın Hristiyan ülkelerin kışkırtmasına maruz kalması ok önlenememiştir.</p>

<p>Din adamları bilimsel gelişme ve çabalara destek değil köstek olmuştur.</p>

<p>Avrupa'nın 1700'lü yıllarda yakaladığı bilimsel gelişme, tarım ve sanayi reformu hiçbir zaman yakalanamamıştır.</p>

<p>Ordu zamanında modernize edilememiş, şeyhülislâmlar dahil bürokratlar ile birlikte darbelerle padişah devirmek alışkanlık hâline gelmiştir.</p>

<p>Bu alışkanlık Cumhuriyet döneminde de yakın zamana kadar devam etmiştir.</p>

<p>Padişahların sefere çıkmak yerine haremde vakit geçirmeleri, padişah anaları ve eşlerinin devlet idaresine karışmaları, rüşvet ve yolsuzluk, sancak beyleri, kadılar vb neredeyse bütün görevlilerin rüşvetle atanması, devleti çürütmüştür.</p>

<p>Avusturya Macaristan, İngiltere ve Rusya'nın Osmanlı Devletine karşı müşterek savaş açmaları sonun başlangıcı olmuştur.</p>

<p>Nihayet önce gayr-i müslim tebeanın kışkırtılması, bağımsızlık kazanması, Balkanlardaki çetelerin tıpkı günümüzde PKK/YPG gibi silahlandırılıp, eğitilmesi, tecavüzler ve katliamlar ile müslüman ahalinin sindirilmesi veya göçe zorlanması ile önce Balkanlar ve Kafkasya, ardından Ortadoğu ve Kuzey Afrika elden çıkmıştır.</p>

<p>Osmanlı devletinin bu çetelere müdahalesi büyük devletlerin tehditleri veya savaş açmaları ile önlenmiştir.</p>

<p>Ermenilerin doğuda Rusya'nın, Adana, Maraş ve Gaziantep'teki Fransa'nın himayesindeki katliamları ile buralarda adeta etnik temizlik yapılmıştır.</p>

<p>İyice güçsüzleşen Osmanlı'nın Mısır, Kuzey Afrika, Karadeniz kıyıları, Kafkasya, Arabistan ve Ortadoğu'daki önemli toprakları İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya tarafından işgal ve ilhak edilmiştir.</p>

<p>Hasılı Osmanlı içten ve dıştan aldığı darbelerle yıkılmıştır.</p>

<p>Tarih ders alınırsa tekerrür etmez.</p>

<p>Allah devletimize zeval vermesin ????</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Oct 2023 19:28:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MAVİ GÖZLÜ DEV</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/mavi-gozlu-dev-187</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/mavi-gozlu-dev-187</guid>
                <description><![CDATA[MAVİ GÖZLÜ DEV]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Atamızın boyu 1.74, kilosu ise 75 civarıydı. 42 numara ayakkabı giyiyordu. Ayakkabıları genelde siyah rugandı. Atatürk’ün de TC kimlik numası: 10000000146. Aslında bu, birinci sıradaki TC kimlik numarası. Sondaki 46, güvenlik amacıyla, sistem tarafından otomatik konulmuş. Atatürk’ün en sevdiği yemek, etsiz kuru fasulye ile pilavdı. Kahveyi de çok seviyordu. Günde 10-15 fincan Türk kahvesi içiyordu. Atatürk’ün tüm gömlekleri beyazdı. Takım elbiselerinin modelini kendisi çiziyordu. Lacivert rengi sevmezdi. Bu nedenle gardırobunda laciverte yer yoktu. Atatürk'ün “Foks” adında bir köpeği vardı. Atamız Foks’u Yalova kaplıcalarına gittiği bir gün, seyyar bir fotoğrafçıdan 50 liraya satın almış. Foks öldükten sonra doldurulup mumyalanmış. Halen de "Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi"nde sergileniyor. Atatürk spor yapmayı çok severdi. Düzenli ata binerdi, yüzerdi ve bilardo oynardı. Mustafa Kemal, çok kitap okuyan biriydi. Yüzlerce kitabı vardı. Ancak en sevdiği kitap, Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu adlı romanıydı. Öyle ki, kitabı sürekli yanında taşırdı ve zaman zaman rastgele bir sayfa açıp okurdu. Atamız 44 sayfalık bir geometri kitabı yazdı. Bugün kullandığımız üçgen, dörtgen, çap, artı, eksi, bölü, oran gibi Türkçe kelimeleri Atatürk buldu. Atatürk’ün bu kitap dışında 13 kitabı daha var. Mustafa Kemal; Medeni Bilgiler, Karlsbad Hatıraları, Bölüğün Muharebe Eğitimi gibi hem askeri hem de toplumsal konularda kitaplar yazdı. Atatürk isminde bir çiçek vardı. Rivayete göre, Atamız çok seviyor diye bu ismi koymuşlar. Bir başka iddiaya göre ise Meksika kökenli çiçeği Türkiye’de yetiştiren bitkibilimciler çiçeğe Atatürk ismini verdi. Mustafa Kemal Atatürk, son söz olarak, “Aleykümselam” dedi. Anlatılanlara göre, Atatürk, doktoruna dikkatle baktı ve “Aleykümselam” dedi. Ardından girdiği komada 30 saat kaldı. 10 Kasım günü ise maalesef hayatını kaybetti. Atamızı sevgiyle, saygıyla, minnetle anıyoruz.</p>

<p>(Alıntı)</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100.yılı kutlu olsun&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Oct 2023 20:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÜZÜCÜ KOYUN TABLOSU</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/uzucu-koyun-tablosu-186</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/uzucu-koyun-tablosu-186</guid>
                <description><![CDATA[ÜZÜCÜ KOYUN TABLOSU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sergilendiği şehirdeki hayranları tarafından “üzücü koyun tablosu” ismiyle bilinen, Danimarka doğumlu ressam August Friedrich Schenck’den Izdırap (Anguish). Hikâyesi:<br />
Avustralya’nın Melbourne şehrindeki National Gallery of Victoria’da sergilenen “Izdırap” eseri, müzenin en çok ilgi gören resimlerinden biri. 1906 yılındaki halk oylamasında en beğenilen ilk 5 eserden biriyken, 105 yıl sonra 2011 yılında yapılan ikinci oylamada ilk 10 eser arasına girmiş. Müzede Picasso’dan Dali’ye, binlerce ressama ait tam 75 bin resim olduğunu hatırlatmakta fayda var. Eserin odak noktasındaki iki figür, bir koyun ve kuzusu değil: Bir anne ve evlâdını görüyoruz...<br />
Anne, başını gökyüzüne doğru kaldırmış, acıyla haykırıyor. Ayaklarının dibinde, ağzından kanlar sızan yavrusunun cansız bedeni duruyor. Olan biteni çâresizlik içinde seyreden üçüncü bir figür daha var: Biz!<br />
Şâhit olduğumuz sahne gerçekten yürek burkuyor. Ressam, ölümün fotoğrafını çekmiş âdeta. Annenin ızdırabını iliklerimize kadar hissediyoruz. Hem anne, hem de bizler için zaman durmuş. Maalesef yavru için yapacak birşey yok. Ölümüne sebep olan şey nedir, bilmiyoruz. Büyük ihtimalle küçük bedeni soğuya dayanamamış. Anne ve yavrusu yalnız değiller. Etrafları leş kargalarıyla çevrilmiş. Kargalar, bu yürek parçalayan sahneye daha da karanlık bir boyut katıyor. Ne olacağını az çok tahmin edebiliyoruz. Eninde sonunda anne yorgun düşecek ve kargalar yavruyu yiyecek...<br />
Dünyanın en etkin gazetelerinden, 200 yaşındaki Le Figaro, sanat hayatının çoğunu Fransa’da geçiren August Friedrich Schenck için “Günümüzün en iyi hayvan ressamlarından birisi” yorumunu yapmış.&nbsp;</p>

<p>Temennimiz odur ki hiçbir anne yavrusunun ayrılmasın. Hiçbir anne de çaresiz kalmasın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 08 Oct 2023 22:53:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AZİZ HOCA&#039;DAN</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/aziz-hocadan-180</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/aziz-hocadan-180</guid>
                <description><![CDATA[AZİZ HOCA'DAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>????Aziz Sancar' ın konuşması ????</p>

<p>TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI TÜRK ÜNİVERSİTELER BİRLİĞİ REKTÖRLER ÖZEL TOPLANTISI SEMERKANT 7 HAZİRAN 2023</p>

<p>*Prof. Dr. Aziz Sancar’ın*<br />
*KONUŞMA METNİ*</p>

<p>Değerli kardeşlerim!<br />
İlk önce, Türk Devletleri Teşkilatı’na bağlı Türk Üniversiteler Birliği’nin toplantısında sizlere hitap etmenin benim için büyük bir iftihar kaynağı olduğunu belirtmek isterim.<br />
&nbsp;<br />
Uzun zaman biribirinden ayrı düşmüş Türklerin bir araya gelmeleri, güçlerini birleştirmeleri, kendilerinin ve dünyanın kalkınmasına ortak katkılar sunma imkanına ulaşmaları bizim hep gençlik hayalimiz olmuştur. O yüzden, bügün sizlerin Türk Dünyası’nın Medeniyet Başkenti Semerkant’da bir araya gelerek, milletimizin bilim ve eğitim sorunlarını, bu sorunlara ortak çözümleri ele almanız beni çok mutlu ediyor.</p>

<p>Ben Nobel Ödülü’nü aldığımda, sadece kendimi değil, sadece Türkiye Cumhuriyeti’ni değil, bütün Türk Dünyası’nı temsil ettiğimi hissediyordum, bunu biliyordum ve bununla büyük bir gurur duydum. Fakat, aynı zamanda içimde bir ezginlik vardı. Biz büyük medeniyetler yaratmış büyük bir Türk milletiyiz. Ya, ben niye Nobel kazanan ilk Türk olayım?</p>

<p>Biz tarihimizle övünüyoruz. Bize tarih kitaplarında biz Türklerin büyük medeniyetler yarattığını öğretirlerdi. Gerçeği söyleyim, ilkokulda, ortaokulda buna inanıyordum. Fakat, liseye, üniversiteye gittikten sonra buna şüphe ettim ve bu içimde bir tutku olarak kaldı. Yıllar sonra, Batılı yazarlardan çıkmış eserleri okudum ve anladım ki, gerçekten 750 ile 1250 yılları arasında Türk Dünyası bilim dünyasının merkeziydi. Gerçekten, biz büyük medeniyetler yaratmışız. Ama bir sürü nedenlerle ondan sonra bilim yapmayı bıraktık ve Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri bizi geçti. Bunu çözmemiz lazım.&nbsp;</p>

<p>Gerçekten de, biz Türklerin yaklaşık son 500 yılda bilime doğru dürüst katkı yapamadığımız ortadadır. Peki neden yapmadık? Bazı insanlar buna ‘zeki olmadığınız için’ yanıtını verir. Ancak bilim yapmak genetik veya zekâ meselesi değil, gelenek meselesidir. Yahudi kardeşlerimiz dünya nüfusunun yüzde 0.2’sini teşkil ediyor ve yüzde 20 bilim Nobellerini almışlardır. Onlar diğer insanlardan daha üstün zekâlı mı? Değiller. Onların kültüründe bilime, eğitime önem veriliyor. Dolayısıyla biz de bunu bir gelenek haline getirmeli ve çocuklarımıza erken yaşta aşılamalıyız. Bu konuda özellikle sosyal bilimcilerin çalışma yapmaları lazım.</p>

<p>Ben gittiğim Türk ülkelerinde teknolojiye önem verilmeye başladığını gördüm. Teknoloji önemli, fakat temel bilim olmadan teknoloji olmaz. Avrupa’dan, Amerika’dan makine alıp, ben teknoloji yapıyorum, ben patent aldım, bilmem ne aldımla ne Türkiye yükselir, ne Türk Dünyası yükselir. Benim inancım bu. Dünyada eğer bir adımızı duyurmak istersek, eğer bir kuvvet olarak tanınmak istersek, eğer yabancılar tarafından yönetilmek istemiyorsak, biz bilim yapmalıyız ve bilimde kuvvetli olmalıyız ki, dünya bizi yaptığımız bilimle tanısın. Unutmamalıyız ki, biz çalıştığımız, ürettiğimiz sürece üstün olacağız. Yoksa, üstünlük genetik değildir. Bütün insanlar birbirine eşittir.</p>

<p>Kuşkusuz ki, Türk Dünyası’nda bilimsel gerikalmışlığın bir çok kurumsal ve sosyal nedenleri vardır. Maalesef ben bunların çözümünü iyi bilmiyorum. Fakat anladığım o ki, maddi yatırım yapmaktan öte bir bilim ortamı geliştirmek lazım. Uluğ Bey, İbn-i Sina, El-Biruni yoktan ortaya çıkmadılar, o zaman Türk Dünyası’nda bir bilim ortamı vardı, yüzlerce başarılı bilim insanı vardı ve bilime çok ilgi vardı, bilime önem veriliyordu. Aynı zamanda, Uluğ Bey, Uluğ Bey gibi Orta Asya Altın Çağı’ndaki diğer bilim adamları Türk Dünyası’nda bilim adamlarıyla ortak çalışarak bilim yapıyorlardı. Bunlara bugün de önem verirsek, Türk Dünyası’nda bilim ve toplum gelişir ve ilerler.&nbsp;</p>

<p>Türk Dünyası’nda bilimsel gerikalmışlığın nedenleri ve bunlara çözüm yollarının bulunması için hiç kuşkusuz ki, sosyal bilimcilerimizin ortak ve detaylı araştırmalarına ihtiyaç vardır. Fakat Türk Dünyası’nda bilimi geliştirmek için, dünyayla yarışmak için neler yapmamız gerektiğini nacizane kendi gözlemlerime dayanarak, burada özetlemek istiyorum.</p>

<p>1. Birincisi, bilim, adaletin, özgür düşüncenin ve sorgulamanın olduğu ortamlarda yeşerir. Bunu unutmamak ve çocuklarımızı bu ruhla, bu alışkanlıkla büyütmemiz lazım, onlara bu ortamı sağlamamız lazım. Bilimde özgür düşünce çok önemli. Ben Türk Cumhuriyetlerine gittiğimde beni merasimle karşılıyorsunuz, bana büyük saygı gösteriyorsunuz. İnsan olarak, tabi, bu hoşuma gidiyor. Fakat, bunlar bilimde olmaz. Benim yanımda çalışan en başarılı bilim adamları, benim yetiştirdiğim en başarılı öğrenciler benimle münakaşa eden öğrenciler olmuştur. O bakımdan, özellikle genç çocuklarımıza özgür düşünmeyi ve yaşlıların, benim gibilerin söylediklerini sorgulamayı öğretmeliyiz.</p>

<p>2. İkincisi, temel bilime öncelik vermeliyiz. Sosyal bilimcilerimiz kusura bakmasınlar, onlara büyük saygım var, fakat şunu söyeleyim, bizim temel bilimlere yatırım yapmamız lazım, temel bilim yapan çocuklarımızı desteklememiz lazım, onlara özgüven vermemiz lazım.</p>

<p>3. Üçüncüsü, kız ve erkek çocuklarımıza aynı eğitim fırsatı vemeliyiz. Bunun bütün Türk toplumlarında, özellikle de Türkiye Cumhuriyeti’nde bir sorun olduğunun farkındayım. Bunu çözemezsek, toplumumuzun yarısını oluşturan kadınlarımızın potansiyelinden kalkınma yolunda yararlanamayız, bu potansiyeli gerçekleştiren toplumlarla yarışamayız.</p>

<p>4. Dördüncüsü, çocuklarımıza çok erken yaşlarda deney yapmayı öğretmemiz lazım. Bilim, deney yapmakla öğrenilir, bunu unutmamak lazım. Ben Amerika’ya geldiğimde Türkiye eğitim ve teorik bilim açısından beni çok iyi yetiştirmişti. Fakat deney yapma konusunda eksikliklerim vardı. Bunu erken yaşlarda çoçuklarımıza öğretmemiz lazım. Bu alışkanlık haline gelmeli, yaparak öğrenilmelidir. Sadece okumakla buna sahip olamazsınız.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>5. Beşincisi, politika ve din bilime karıştırılıyor, bunları kesinlikle ayrı tutmak lazım. Politika ve din ile bilim kurumları amaç ve yöntem açısından önemli ölçüde biribirilerinden ayrışıyor. Bunları birbirine karıştırısanız bundan ilk önce bilim zarar görür, güvenilirliğini kaybeder, ilerleyemez, gelişemez.&nbsp;</p>

<p>6. Altıncısı, bilim adamlarını din ve politikanın dışında tutumak lazım. Din ve politika bilim adamlarının işine karışırsa, sonuç bilimin ortadan kalkması olur. Nitekim, buna ibretlik en iyi örnek olarak, Uluğ Bey’in Semarkant’da kurduğu Gözlemevinin akibetini gösterbiliriz. Dini ve politik aşırılık, o zaman dünya çapında bir bilim merkezi haline gelmiş bu gözlemevinin tahrip olması ve oradaki bilim adamlarının dünyanın çeşitli yerlerine kaçıp gitmesiyle sonuçlandı. Bilim adamları da din ve inanç işlerine karışmasın. Çünkü toplumun büyük bir kısmını dışlar ve alçak görür algısı verir.&nbsp;</p>

<p>7. Yedincisi, bilim adamlarına liyakata dayalı imkan sağlanmalıdır. Onları tayin etmek, terfi etmek için tek kriter liyakat olmalıdır. Mesela, benim çalıştığım Amerika’da dün yaptığına bakmazlar. Ben Nobel’i aldığımdan sonra yayına gönderdiğim ilk makalem reddedildi. Amerika’da çalışacaksınız, durmadan çalışacaksınız ve birşeyler bulacaksınız. Bunun ölçüsü budur. Ne bilim adamları dinler, ne de bilimsel faaliyetlere fon sağlayan Amerikan Sağlık Bakanlığı gibi kurumlar. O bakımdan, çalışmanıza devam etmeniz lazım. Devam etmezsek, desteklemezler, Nobel filan dinlemezler. Bilimle ilgili görevlere atamalarda da yine buna bakılır, dünyadan ve Amerika’dan en iyilerin bu görevlere getirilmesine çalışılıyor.</p>

<p>8. Sekizincisi, insanlar bilim yapmaya başladıktan sonra onlara özgürlük vereceksiniz, şunu yap, bunu yap demeyeceksiniz. Bilim adamı özgürlük ister. Onların birşeye merakı olur ve onu takip eder ve o konuda ona özgürlük vermelisiniz. O, madem hayatını buna adamış, mutlaka insanlığa faydalı birşeyler yapacaktır. Bir sözle, bilim adamına kendi bilimsel hedeflerini özgürce belirleme ve bunu gerçekleştirme imkanı sağlanmalıdır.</p>

<p>9. Dokuzuncusu, bütün bunların dışında benim kanaatimce bir Türk Türk Dünyası’na bir vefa borcu, bir sevgisi olmadan iyi bir bilim adamı olmaz. Ben bilime bir derece olarak kendi sorularımı cevaplandırmak için girdim. Kendi bilmediklerimi öğrenmek için girdim. Fakat, bilim yaparken, özellikle dış bir ülkede bilim yaparken, aklımda bir şeyi daima tuttum, hiç unutmadım; ben burada yalnız kendimi değil, Türk Milleti’ni temsil ediyorum diye düşündüm. Ve o bana hem güç verdi, hemde sorumluluk kattı. Ben her yaptığımda bundan ben ne alırım, Türk Milleti ne alır diye düşündüm. Ve bu benim için bir güç kaynağı olmuştur.</p>

<p>Son olarak, bildiğime göre, Türk Üniversiteler Birliği Türk Cumhuriyetleri üniversiteleri arasında öğrencilerin ve öğretim üyelerinin değişimini sağlamak ve Türk Dünyası’nda ortak öğretim alanı oluşturmak için çalışmalar yürütmektedir. Bunları iyi gelişmeler olarak görüyorum, Türk Dünyası’nda ortak bilimsel çalışmaları da kapsayacak şekilde daha da genişletilmesini arzu ediyorum ve Türk Cumhuriyetleri yöneticilerine bu faaliyetlere daha fazla bütçe ayrımalarını öneriyorum.</p>

<p>Hepinize teşekkür eder, iyi çalışmalar diliyorum.</p>

<p>Tanrı Türkü Korusun!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Sep 2023 23:32:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİLGİ GÜÇTÜR</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bilgi-guctur-179</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/bilgi-guctur-179</guid>
                <description><![CDATA[BİLGİ GÜÇTÜR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"Cehalet, her zaman köleliği getirir."</p>

<p>Kristof Kolomb, gemilerin zorunlu tamiratı için Jamaika'ya uğrar. Oradaki yerliler tamirata yardımcı olur, gemi tayfasına yiyecek içecek verir. Ancak tamirat aylarca bitmez. Üstelik gemi tayfası, yerlilerin yiyeceklerini yağmalar.&nbsp;</p>

<p>Bu duruma kızan yerliler, yardımı ve yiyeceği keser. Çaresiz durumdaki Kolomb, gemilerde bulunan takvimi karıştırırken, ertesi gün Ay tutulması olduğunu öğrenir ve hemen yerlilerin şefine gider.</p>

<p>Şefe, Tanrı ile haberleştiğini ve Tanrı'nın yardımın kesilmesine çok kızdığını, bu kızgınlığını da Ay'ı kan kırmızıya çevirerek göstereceğini söyler.</p>

<p>Ertesi gün akşam Ay tutulması başlar ve Ay'ın rengi tutulmadan dolayı kızıla döner. Kolomb'un oğlu, o anı günlüğüne şöyle yazmış:</p>

<p>"İnleme ve feryatlarla birlikte, her yerden gemilere doğru geldiler, yiyecek ve içecekler getirdiler, Tanrı'ya onları affetmesini söylemesi için amirale yalvardılar.”<br />
Kolomb kum saatine bakar, 48 dakika süren tutulma bitmek üzeredir.</p>

<p>Onlara Tanrı'nın kendilerini affettiğini ve Ay'ı birazdan normal rengine çevireceğini söyler.<br />
Tutulma biter, Tanrı tarafından affedilen yerliler de mutludur, evrenin işleyişini bilen Kolomb tek bir not düşer seyir defterine:</p>

<p>"Cehalet, her zaman köleliği getirir."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Aug 2023 14:46:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜZELLİKLERİN FARKINDA MIYIZ?</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/guzelliklerin-farkinda-miyiz-178</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/guzelliklerin-farkinda-miyiz-178</guid>
                <description><![CDATA[GÜZELLİKLERİN FARKINDA MIYIZ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">&nbsp; &nbsp; Adamın biri Washington metro istasyonunda yere çömelir ve kemanını çalmaya başlar; soğuk bir ocak ayı sabahıdır. 45 dakika boyunca 6 Bach çalar. Çoğu insanın işe gitmek için hareketlendiği bu yoğun saat süresince 1100 kişinin istasyonun içinden geçtiği hesaplanır.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp; &nbsp;Üç dakika geçer orta yaşlarında&nbsp;bir adam müzisyenin çaldığını fark eder. Yavaşlar, bir kaç saniyeliğine durur ve sonrasında aceleyle ilerler, yapacaklarından geri kalmasın diye.<br />
Bir dakika sonra kemancı ilk bir dolarlık bahşişini alır; bir bayan parayı kemancının önüne geçerken atmış ve hiç durmadan yoluna devam etmiştir. Bir kaç dakika sonra birisi dinlemek için duvara yaslanır, saatine bakar ve tekrar yürümeye başlar. Besbelli adam işine geç kalmıştır.<br />
&nbsp; &nbsp;En çok dikkat eden ise üç yaşında bir çocuktur. Annesi alelacele çekiştirirken kendisini durup kemancıya bakar. Sonunda annesi kuvvetlice çekiştirir çocuğu ve çocuk sürekli arkasına bakarak yürümeye başlar. Bu olay diğer birçok çocuk tarafından tekrarlanır, fakat istisnasız tüm ebeveynler çocuklarını yürümeye devam etmeye zorlar. Kemancının 45 dakikalık gösterisi boyunca sadece 6 kişi durup bir süre bekler. 20 kişi kendisine para verir, sonra yine normal bir şekilde yürümeye devam ederler. 32 dolar toplar kemancı. Gösterisi bitip de etrafa sessizlik hâkim olduğunda hiç kimse farketmez bile.&nbsp; Kimse alkışlamaz ya da tanımaz.<br />
&nbsp; &nbsp; Kimse az önce dünyadaki yazılan eserler arasındaki en eşsiz parçayı 3.5 milyon dolar değerindeki kemanıyla çalan bu kişinin dünyanın en yetenekli müzisyenlerinden Joshua Bell olduğunun farkına varmaz. Bu olaydan iki gün önce, biletlerinin ortalama 100 dolar olduğu, konserin biletleri yok satmıştır.<br />
&nbsp; Bu gerçek bir hikâyedir. Joshua Bell'in bu metro istasyonunda kimliği belirsiz bir şekilde verdiği konser Washinton Post tarafından algılama, zevk ve insanların önceliklerini kapsayan sosyal araştırmanın bir parçası olarak tertip edilmiştir.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Özet olarak : Ortak bir çevrede, uygunsuz bir zamanda güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup da bunu takdir edebiliyor muyuz?<br />
&nbsp;Bir yeteneği beklenmedik bir içerikte tanımlayabiliyor muyuz? Bu araştırmadan edinilecek muhtemel sonuçlardan biri şudur:&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp; Eğer dünyanın en ünlü&nbsp;müzisyenlerinden birinin dünyada yazılan en iyi eserlerden birini çalarken onu durup da dinleyecek bir dakikamız bile yoksa, acaba daha neler kaçırıyoruz hayatta?&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Cem Karaca'nın şarkısında dediği gibi:</p>

<p>Bir çiviyi çakar gibi<br />
Vura vura günlere</p>

<p>Dört nala gidiyoruz<br />
Bizi bekleyen yere</p>

<p>Halimize şükran mı<br />
İsyan mı etmeli?<br />
Bütün ömür bir rüyaysa<br />
Uyanıp kalkmamalı mı?</p>

<p>İşte geldik gidiyoruz<br />
Bilinmez bir diyara<br />
Eskiden karpuz idik<br />
Şimdi döndük biz hıyara</p>

<p>Bir ayvayı dişler gibi<br />
Isır ısır ömrümüzü</p>

<p>Bir girdapta dönüyoruz<br />
Yaşamadan günümüzü</p>

<p>Deli gibi kutluyoruz<br />
Yılbaşı doğum günümüzü</p>

<p><br />
Doğuma da ölüme de<br />
Çiçekler yolluyoruz<br />
Sevince de kedere de<br />
Doğuma da ölüme de<br />
Çiçekler yolluyoruz</p>

<p>İşte geldik gidiyoruz<br />
Bilinmez bir diyara<br />
Eskiden karpuz idik<br />
Şimdi döndük biz hıyara!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 05 Aug 2023 17:21:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SREBRENİTSA KATLİAMI</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/srebrenitsa-katliami-177</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/srebrenitsa-katliami-177</guid>
                <description><![CDATA[SREBRENİTSA KATLİAMI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>1992-1995 yılları arasında Bosna savaşında Evladı Fatihan Turan-Türk Uluslarımızdan 35 bini çocuk olmak üzete 312 bin Boşnak hayatını kaybetti. 50 bin kadın tecavüze uğradı.18 bin kişi hala kayıp şimdiye kadar 300'ü aşkın toplu mezar bulundu. Bosnalı bir çocuğun annesine söylediği: "Çocukları küçük kurşunlarla öldürürler değil mi anne?" sözü hala hafızalarımızda yer almaktadır.</p>

<p>1995 yılının Temmuz ayında Rusya destekli (Türklerden Kosovanın intikamını aldıklarını söyleyen) Sırp kasapları sistematik olarak yürüttükleri katliamlarda sadece Srebrenitsa’da beş gün içinde 8.372 Boşnak’ı şehit etti, yüzlerce kadın ve küçük yaştaki kız çocuğuna BM gücünün gözleri önünde tecavüz etti.&nbsp;</p>

<p>Hayatını kaybeden tüm şehit ve mazlumları saygı ve rahmetle anıyorum.</p>

<p>Anlamlı bir şiirle siz güzel okuyucuları başbaşa bırakıyorum:</p>

<p>TEBESSÜMLER ÜŞÜR GAMZELERİNDE</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Gözyaşına doymaz mendil,</p>

<p>Ağıtla bitmiyor hüzün.</p>

<p>Bir haçlı gölge inmiş</p>

<p>Çehresine gündüzün.</p>

<p>Prangalı düşler,</p>

<p>Öfkeli zaman,</p>

<p>Yetim gelecek;</p>

<p>Kan sağıyor toprak,&nbsp;</p>

<p>Dallar kan çiçek.</p>

<p>Perişan kadınlar yürür Bosna sokaklarında,</p>

<p>Yıkılmış yarınlar sürükleyerek...</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yarım minarelerde barut kokusu,&nbsp;</p>

<p>Yorgun saflar secdelerde umut bölüşür.&nbsp;</p>

<p>Parmaklarını unutmuş kaldırımda bir bebek,</p>

<p>En taze tebessümler gamzelerinde üşür</p>

<p>Çocuklarla beraber çiçeksiz bahçelerde</p>

<p>Ağıtlar kök salar,</p>

<p>Acılar büyür...</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Top sesleri sinmiş,</p>

<p>Babasız evlere, camsız pencerelere;</p>

<p>Sönmüş ocaklarda bir isli duman.</p>

<p>Akreple yelkovan koşup durur anlamsız</p>

<p>Kan gölü Bosna'da tutuklu zaman.</p>

<p>Bir dram oynanıyor kapalı gişe,</p>

<p>Çarmıha gerilmiş hilâl</p>

<p>Ve suskun ezan...</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bereketi bol Rabb'im bulutların nerede?</p>

<p>Kan emiyor topraklar,</p>

<p>Rahmet değil.</p>

<p>Dudaklardan fatiha yükselir perde perde,</p>

<p>Bir taş yığını Bosna</p>

<p>Memleket değil.</p>

<p>Hayatlar dört mevsim hasrete gebe,</p>

<p>Bu bir felakettir,</p>

<p>Bereket değil.</p>

<p>Kapkara bir yazının hükmü saklı kaderde,</p>

<p>Silinmez, imkânı yok;</p>

<p>Mürekkep değil...</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>TKa.</p>

<p>Not: Bu şiir 1993 Türkiye Gazetesi'nin BOSNA UNUTULMASIN Şiir Yarışmasında birincilik ödülü almıştır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Tarık Kılıçarslan hocam iyi ki varsınız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Jul 2023 19:22:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KİTAPLAR, DÜŞÜNCELERİN  SOMUTLAŞMIŞ HÂLİDİR</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kitaplar-dusuncelerin-somutlasmis-halidir-176</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/kitaplar-dusuncelerin-somutlasmis-halidir-176</guid>
                <description><![CDATA[KİTAPLAR, DÜŞÜNCELERİN  SOMUTLAŞMIŞ HÂLİDİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em>“Kitaplar; evrene ruh, akla kanat, hayallere hareket ve her şeye de hayat verir.” Platon</em></p>

<p><em>&nbsp;</em></p>

<p>Kütüphaneler, ülkelerin devlet ve toplum olarak, gelişmesi ve kalkınması noktasında son derece önemli olan eğitim ve kültür kurumlarıdır. Varlıkları güç ve zenginlik, yoklukları ise eksiklik anlamı taşımaktadır.</p>

<p>Zamanın ruhuna bigâne kalanlar zelil olmaya ve izmihlâle mahkûmdurlar. Tıpkı Osmanlı'nın son 150 yılı gibi. 16. yüzyılın başında Bilimsel Devrimi başlatan ve sürekli kazanım içinde olan Batı 18. yüzyıl sonunda dünyanın güç merkezi ve efendisi hâline gelmişti. Sonrasında da sürekli gelişme kaydetti Batı. Batı ile aramızda mesafe hayli büyük. Batı bu hâle nitelikli düşünerek ve sürekli kendini geliştirerek geldi. Nitelikli düşünmek, yaşadığımız çağı ve zamanı doğru düzgün okuyabilmenin (anlayabilmenin) yolu da kendimizi sürekli geliştirmekten geçiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Jun 2023 18:11:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Silahını Teslim Et Ona</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/silahini-teslim-et-ona-175</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/silahini-teslim-et-ona-175</guid>
                <description><![CDATA[Silahını Teslim Et Ona]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ahzab Harbi’nde, hendek kazmaktan yorulan Sa’d bin Muaz (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in yanında oturmuş dinleniyordu. Bu esnada, toprak taşıyan Zeyd bin Sâbit (r.a.)’in çalıştığını görünce, ona işaret ederek;</p>

<p>-‘Yâ Resûlellah, dedi, Allâh’a hamd olsun ki, bunun babası beni sağ bıraktı da, sana îmân etmek şerefini bana nasip eyledi. Buas günü, ben bunun babası Sâbit bin Dahhâk ile boğaz boğaza boğuşmuştum!</p>

<p>Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz,</p>

<p>” Fakat, onun bu oğlu, ne iyi çocuktur’, buyurdu.</p>

<p>Zeyd bin Sâbit (r.a.)’in bir ara gözlerini uyku bürüyüp kendisi uyuyakalmıştı. Kalkanı, oku, yayı ve kılıcı yanında olduğu halde, orada çalışmakta olan diğer Müslümanlar, onu hendeğin kenarında uyur bir halde bırakarak etrafı dolaşmaya gitmişlerdi. Bu esnada onun yanına gelen Umâre bin Hazm, şaka için, silâhını alıp saklamış, Zeyd bin Sâbit’in de bundan hiç haberi olmamıştı… Uyanıp silâhını bulamayınca da, heyecanlanmış ve korkmuştu! Resûlüllah Efendimiz bunu işitince, Zeyd’i çağırttı. Ona,</p>

<p>” Ey uykucu! Sen uykuya daldın, nihâyet silâhın da kaybolup gitti’ buyurduktan sonra, ‘Bu çocuğun silâhının nerede olduğunu kim biliyor?’ diye sordu.</p>

<p>Umâre bin Hazm,</p>

<p>-‘Yâ Resûlellah, ben biliyorum. Silah benim yanımdadır, dedi.</p>

<p>Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz,</p>

<p>-”Silâhını teslim et ona! buyurdu ve şaka yollu da olsa, Müslümanları korkutmayı veya onların herhangi bir şeyini alıp saklamayı yasakladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 May 2023 22:27:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hızıra Söyle</title>
                <category>Şerif  ÖZDEMİR</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/hizira-soyle-174</link>
                <author>parsantiajans@gmail.com (Şerif  ÖZDEMİR)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/hizira-soyle-174</guid>
                <description><![CDATA[Hızıra Söyle]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h4>&nbsp;</h4>

<p><br />
Bediüzzaman Said-i Nursi Emirdağ veya Afyon hapishanesi’nde yatarken, bir gece Konya’nın Ladik kasabasına Ahmed Ağa’nın yanına geldi. Ahmed Ağa’nın yanında o anda sadece oğlu Zekeriya vardı.<br />
<br />
Bediüzzaman tayy-i mekân ederek gelmişti. Ahmed Ağa’nın odasının eşiğinde, ellerindeki kelepçeyi ve ayaklarındaki zincirleri çözdü, içeri girdi:<br />
<br />
“- Bu çıksın, dedi,<br />
<br />
Zekeriya’dan ötürü, konuşacaklarım var…”<br />
<br />
Ahmed Ağa:<br />
<br />
“-Mahzuru yok kardeşim, yabancımız değildir, oda duysun …” dedi.<br />
<br />
Bediüzzaman:<br />
<br />
“-Ahmed Ağa, üstada – Hızıra – söyle, tahammülüm kalmadı, dedi. Ahmed Ağa:<br />
<br />
“-Olur, söyleyelim kardeşim Said” dedi.<br />
<br />
Bediüzzaman tekrar anında kelepçeyi ellerine zincirleri ayaklarına takarak geri döndü.<br />
<br />
Bir müddet sonra aynı şekilde Bediüzzaman yine geldi ve:<br />
<br />
“-Söyledin mi Ahmed Ağa?… Ne oldu netice?”, diye sordu.<br />
<br />
Ahmed Ağa:<br />
<br />
“- Söyledim kardeşim Said, söyledim” dedi.<br />
<br />
Bediüzzaman:<br />
<br />
“-Ne dedi Üstad? ” diye sordu.<br />
<br />
Ahmed Ağa:<br />
<br />
“-Sabretmeni söyledi” dedi.<br />
<br />
Bediüzzaman bu cevabı alınca, bu defa kapıdan değil, pencereden çıkıp gitti. Yine elleri kelepçeli, ayakları zincirli idi.<br />
<br />
Şimdi söyle bir sorulsa, hem tayy-i mekan edebiliyor, hapishaneye girip çıkabiliyor, kelepçelerini çözüp takıyor. Hemde hapishaneden çıkmak için Hazreti Hızır’dan yardım istiyor… Bu nasıl oluyor diye bir soru akla gelebilir.<br />
<br />
Evliyalar bu güce sahiptirler. o kuvvet ve o tasarruf ellerinde var ama, izin almadan kullanamazlar. İşte Bediüzzamanda o tasarruf kendisinde olduğu halde üstadı Hızır’dan izin almadan kullanamamıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Apr 2023 05:31:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2021/11/serif-ozdemir-1636813766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şiirde üst-anlam katmanı: Metaşiir</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/siirde-ust-anlam-katmani-metasiir-173</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/siirde-ust-anlam-katmani-metasiir-173</guid>
                <description><![CDATA[Şiirde üst-anlam katmanı: Metaşiir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">SAN'AT</p>

<p style="text-align:justify">Sen, mermeri yaratırsın;</p>

<p style="text-align:justify">Ben, ondan saray yaparım!</p>

<p style="text-align:justify"><br />
Suya ektiğin kamışı</p>

<p style="text-align:justify">Keser, biçer ney yaparım!</p>

<p style="text-align:justify"><br />
Yuvada Havvâyı&nbsp;gelin</p>

<p style="text-align:justify">Âdem'i güvey yaparım!</p>

<p style="text-align:justify"><br />
Şu manâsız mesafeyi</p>

<p style="text-align:justify">En yaparım, boy yaparım!</p>

<p style="text-align:justify"><br />
Yeter ki sen... ver ben ondan</p>

<p style="text-align:justify">Mutlaka, birşey yaparım!</p>

<p style="text-align:justify"><br />
Sen orada cennet kurarken</p>

<p style="text-align:justify">Ben&nbsp;dünyada köy yaparım!</p>

<p style="text-align:justify"><br />
Bir yalıncık gönderirsin;</p>

<p style="text-align:justify">Tarar, süsler bey yaparım!</p>

<p style="text-align:justify"><br />
Gökteki öksüz dilimi&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Bayrağıma ay yaparım!</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Arif Nihat ASYA</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Değerli Okuyucularım,</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px">Şairlerimizi ve yazdıkları eşsiz güzellikteki şiiirlerini zaman zaman okuyup hatırlamak ve onları anmak bir hatırşinaslıktır. O bakımdan bu günkü şairimiz Arif Nihat Asya ve Ahmet Cemâl Nâbedîd oldu. Neden mi? Öncelikle&nbsp;bir eğitimci olarak Arif Nihat Asya. Çünkü o&nbsp;bir tasavvuf insanı ve Türklüğü de kullanarak Yunus Emre vari şiirler söyleyebilen,&nbsp;güzel Türkçemizle muhteşem şiirler yazabilen biriydi. Milletvekilliğinden sonra tekrardan öğretmenliğe dönen (Mehmet) Arif toplumda öğretmenliğin kıymetini bilen bir aydındı aynı zamanda. Çünkü öğretmenler ve şairler nesillerin zihinlerine tohum atar ve başarılı olunursa hem toplum hem de sanat bir yerlere gelebilirdi. Bu nedenle eğitimci ve sanat kişiliği olan Arif Nihat Asya yazmış olduğu şiirlerde de insanın inşasını temel esas alır. Bu dönüşüme neden olan ise tabii ki sanatçının bakış açısıdır. İşte bu bağlamda siz kıymetli dostlara "San'at" şiiriyle merhaba&nbsp;dedim.&nbsp;</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px">Şairin ilk dizede "Sen" diye hitap ettiği mutlak olan Allah'tır. Çünkü gerçek sanatkâr O'dur. Sanatkâr O'nu taklid eder. Canlı ve cansız her şeyi yaratan yaratıcı, mermeri yaratır ve kayaçların arasına saklar. Akıl verilen insan ise o mermerden saray yapar. Mermer olmasaydı; saray olur muydu? "Sen" suya kamış ekersin, ben onu arar bulur, terbiye eder ney yaparım. Kamış yaratılmasa o mucizevî&nbsp;ses kulaklara kadar gelebilir miydi? Evet ney Mevlana'nın Mesnevisinde bir metafordur. Neyin yolculuğu, insanın kamil yolculuğuna benzer. Kemalât yolundaki insan da bir ney gibi arınır, acı çeker, temizlenir ve sabrı öğrenir. Mesnevi "Dinle" diye başlar, Kur'an ise "Oku". Dinlemek ve okumak çok önemlidir insan için. Mesnevinin ilk&nbsp;beş beyitinde geçen "ney" insandır. Mevlana der ki: "Bilmek, dinlemekle başlar."</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px">San'at şiirinde "sanat" sadece resim, müzik, edebiyat, heykel, tiyatro demek değildir. Gerçek sanat insan yaşamında maddi ve manevi dünyasında yaratıcının ortaya çıkması için insanı yeryüzüne göndermesinin asıl sebebidir. "Sen orada cennet kurarken/ Ben dünyada köy yaparım!" dizeleri ise gerçek sanatkârla insan arasındaki farkı görtermesi açısından önemli bir dizedir. "Bir yalıncık gönderirsin/ Tarar süsler bey yaparım!" dizeleri ise yine ders verir düşünenlere. Bu dünyada sanatkâr verilen bir şey üzerine çalışarak bir şeyler yapar. Yoktan var eden mi, vardan var eden mi büyük sanatçı?</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px">Arif Nihat Asya, "San'at" şiiriyle gerçek yaratıcıyı unutan; sanatçıları "Tanrı" gibi görenlere sesleniyor.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px">Şiir tahlilcileri ve yorumcuları okudukları şiirlere, kendilerinde uyandırdığı duygulara göre anlamlar yüklese de gerçek ana duyguyu yinede şiirin şairi bilecektir. "San'at" şiiri toplumsal yaratımdan bahsetse de "metaşiir" örneği olarak bahsedilmemektedir. Nedeni ise şiirin içerik olarak bunu tam olarak anlatamadığı vurgusudur, diyebiliyorlar. Oysaki Ekrem Güzel, "Bu şiirde, sanatsal yaratımın ancak Tanrısal yaratım içinde bir imkan olduğu görüşü şiir boyunca işlenir." der.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px">Post-modern dönemle birlikte aslında "üst kurmaca" denen farklı tekniklerle metnin kazandığı üst kimlik şiirden çok roman alanında kendini ispatlamıştır. Dolayısıyla "metaşiir" kavramı şairin öz farkındalığının ifadesidir, denir. Ayrıca yapılan araştırmalar göstermiştir ki "metaşiir" kavramının hakkını veren şairimiz ise Ahmet Cemâl Nâbedid'dir. Ataürk'ün akrabası olan Ahmet Cemâl Bey, Mülkiye Mektebi mezunu olup Maarif ve Maliye Bakanlıklarında çalışmış, Sayıştay genel sekreterliğini ise kabul etmeyerek emekli olmuştur. Şairin ilk şiirleri ellili yaşlarından sonra yayınlansa da en farklı ve en özgün tarafı şiiri "özerk" olarak düşünebilmesidir. Nâbedîd Bey, bireysel olarak çıktığı yolda üç şiir kitabıyla edebiyat dünyasında yerini alabilmeyi başarmıştır. Bu bağlamda Nabêdîd, Türk şiirine damgasını vuran "metaşiirsel" anlatımın başından sonuna tematik düzeyde uyguladığı "ilk" kitap örneği olarak "Arabadan Şiirler (Vesaiti Nakliye)", "metaşiirsel anlatı" da çığır açıcı bir eser olarak edebiyat tarihinde yerini almalıdır. Bu eser tamamı metaşiir örneği kabul edilecek şiirlerden oluşur. Bütün şiirlerinin başlığı nakil/ulaşım araçlarının adlarını taşır. Merkeze nakliye araçları alınarak gerçekleştirilen kurguyla, aslında imparatorluktan Cumhuriyet'e geçerken memleketteki Batılılaşma sorununu tartışmaya da açılır. İşte 30&nbsp;Ağustos 1919 tarihli "Şeytan Arabası" şiirinde şiirini üç bölümde yazarak "bisiklet" üzerinden yaşadığı toplumdaki değişimi anlatır. Şiirde bisiklet almak isteyen fakat parası yetişmeyen genç kızın yakarışını duyan adamın yardım etmek istemesi ve kızın adama oynadığı oyun kurgulanır. Modern zihniyeti temsil eden genç kız, bisiklet hakkında bilgiler vererek merkeple karşılaştırmalar yapar. Geleneksellikle modernliğin karşılaştırıldığı ve problematize edildiği görülür.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px">Cemâl&nbsp;Bey, "Vesaiti Nakliye" eserinde otuza yakın&nbsp;metaşiir örneğine yer vermiştir. Bütün bunlar göstermektedir ki dünya üzerindeki bilimsel gelişmeler ile Dünya Savaşları'nın tetiklediği trajik gelişmelerinde etkisiyle insanlık ve özelde de sanatçılar ciddi bir gerçeklik yitimi ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu da metaşiir denilen bir düşünme ve yorumlama şeklini şiir dünyamıza kazandırmıştır. Aslında Klasik Türk(Osmanlı) Edebiyatı bunun örnekleriyle doludur.&nbsp;</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px">Sonuç olarak şiirde çok yönlü çağrışımlar birçok algıyı da zamanla değiştirmiştir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px">KAYNAK</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14px">Doç.Dr. İldeş, Özgür, Türkiyat Mecmuası, 32, 2, (2022), 671-716. Araştırma Makalesi, İstanbul Üniversitesi Yayını.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Feb 2023 19:12:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÖMER SEYFETTİN “FORSA” HİKÂYESİ VE VATAN ÖZLEMİ</title>
                <category>Kemal TÜRK</category>
                <link>https://www.6317haber.com/index.php/makale/omer-seyfettin-forsa-hikayesi-ve-vatan-ozlemi-172</link>
                <author>hayati2215@hotmail.com (Kemal TÜRK)</author>
                <guid>https://www.6317haber.com/index.php/makale/omer-seyfettin-forsa-hikayesi-ve-vatan-ozlemi-172</guid>
                <description><![CDATA[ÖMER SEYFETTİN “FORSA” HİKÂYESİ VE VATAN ÖZLEMİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">"Forsa" hikâyesi 06.03.1919 tarihinde "Büyük Mecmua" nın 1. sayısında yayınlandı. Türk Edebiyatında hikâye türünün en ünlü temsilcilerinden olan Ömer Seyfettin yayınladığı hikâyelerden dolayı bazı eleştirilere maruz kalsa da bu alanda yüz altmıştan fazla eser yazdı. Kendine has uslübuyle bu eleştirilere cevapta veren Ömer Seyfettin canlı ve hassas bir eleştiri gücüne sahiptir. Özellikle II. Meşrutiyetin ilanından sonra toplumumuzdaki gelişmeleri çok yakından takip etmiş ve gecikmeksizin düşüncelerini ve eleştirilerini yazdığı hikayeleriyle ifade etmiştir. Bu bakımdan Ömer Seyfettin bir sosyolog gibi Türk toplumundaki gelişmeleri incelemiş en dikkate değer aydınlarımızdan birisidir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Başta hikaye olmak üzere, şiir, tiyatro, hatıra ve makale dalında eserler veren Ömer Seyfettin’in yazı hayatı savunduğu Yeni Lisan ve Milliyetçilik akımıyla bir paralellik gösterir. Birinci Dünya Savaşı sırasında da yazdığı hikayeler, hem imparatorluğun güçlü zamanına özlem hemde o zamanki dağılma sürecine bir moral desteği niteliğindedir. Hükümdara itaat, ülke sevgisi, cihat anlayışı ve iman gücünün anlatıldığı bu hikayeler Başını Vermeyen Şehit, Pembe İncili Kaftan, Kütük, Vire, Forsa, Kaç Yerinden, Teke Tek, Kızıl Elma Neresi ve Nadan’dır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Ömer Seyfettin hikâye ile ilgili şöyle söyler: “Ben, her şeyden, en ehemmiyetsiz bir fıkradan, bir cümleden bir hikâye, koca bir roman çıkarabilirim. Sanat, o hikâye, koca bir romanı çıkardığım en ehemmiyetsiz şey değil, benim o şey etrafında canlandırdığım hayattır.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Ömer Seyfettin şiir, hikaye ve tiyatro dışında Fransızca’dan tercümeler yapmıştır. Maupassant, Catulle Mendes ve Gorki çevirileri yanısıra İlyada ve Kalavela’yı Türkçe’ye çevirmiştir. Ömer Seyfettin’in çağının yazarlarından ayıran pek çok özelliği mevcuttur. Öncelikle o içinde yaşadığı toplumun değerlerine, düşünce ve algılama tarzına, diline kısacası halk ögelerine yönelerek sanat icra edenlerin başında gelir. Toplum için sanat yapma kaygısı taşır. Hayatı boyunca Osmanlı Türkçesi ve&nbsp;Divan Edebiyatını eleştirmiş ve halkın konuştuğu Türkçe’ye ve Halk Edebiyatı unsurlarına yönelmiştir. Bir bakıma halkın konuştuğu dilin sanat dili olmasının taraftarıdır. Çünkü ona göre bizim edebiyat, ilim ve fende geri kalışımızın sebebi konuştuğumuz dili yazıda kullanmayışımızdır. Nasıl ki konuşurken, gülerken, ağlarken Türkçe kullanılıyor, yazarken de bu Türkçe kullanılmalıdır görüşündedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Yazdığı hikâyelerden dolayı zaman zaman maddi bir menfaat elde ettiğini sürenler tarafından eleştirilere maruz kalmış olsa da yazmaktan geri durmamıştır. Konusunu ve kişilerini tarihten alarak yazdığı hikâyeler I. Dünya savaşı yıllarına rastlar ve moral verme amaçlı yazılmış olan hikayeleri şunlarıdır : Pembe İncili Kaftan, Forsa, Ferman, Başını Vermeyen Şehit, Kızılelma Neresi? gibi. Ömer Seyfettin’de vatan kavramı da&nbsp;üzerinde durulmaya değer önemli bir noktadır. Onda vatan anlayışı, üzerinde bulunan, sıradan bir kara parçası değildir. O vatana duygusal, dini ve idealist bir anlam yükler. Turan adını verdiği, yani bütün Türklerin yaşadıkları ve tarih içinde bir kez olsun ayaklarını bastıkları siyasi olgu, vatana atfedilen duygusal ve idealist anlamı belirler. Bu Milli Vatan’dır. “Fiili vatan ise, Türklerin bizzat hakim bulundukları yerlerdir” [Seyfettin,2001a:206]</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Dini vatan ise, ezan okunan bütün İslam ülkeleridir. Bir Türk için bunlardan birinde yaşaması arasında bir fark yoktur. Bu mânâ&nbsp;“Forsa” isimli hikâyesinden açıkça çıkarılabilmektedir. Kara Memiş uzun süredir Malta’da esir bulunan bir denizcidir. Yıllar sonra oğlu Turgut Malta’yı fethetmeye gelir. Kara Memiş’de oğlu ile savaşa hazırlanırken, oğlunun –Vatana hasret gidersin,&nbsp;sözüne karşılık, “Şehit olursam bunu(bayrak) üzerime örtün! Vatan al bayrağın dalgalandığı yer değil midir?” der. Tarihi hikâyelerindeki ana temayı, yönetici, halk ve asker oluşturur. Hemen hemen her hikaye, bu üç unsurun aralarındaki ilişkiye&nbsp;vurgu yapar. Hikâyelerinin bir kısmının geçtiği dönemler genellikle Osmanlı Devleti'nin güçlü olduğu zamanlardır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;FORSA NEDİR?</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Forsa nedir? Türk Dil Kurumu üzerinden ele alındığı vakit Forsa kelimesi, 'Gemilerde kürek çeken hükümlü ya da tutsak kişi' biçiminde öne çıkar. Tabii aynı zamanda 'coşkunluk' anlamı üzerinden de ele alındığını söylemek mümkün.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Kara Memiş, ünü Osmanlı denizcileri arasında yayılmış bir deniz askeridir. Otuz yaşında iken Osmanlı denizcisi Edremitli Kaptan Kara Memiş, Malta korsanlarının eline düşüp esir olur. Zamanla Malta deniz korsanları tarafından gemilerde denizci olarak yıllarca çalıştırılmış, yirmi yıl gemide kürek mahkumu olarak kullanıldıktan sonra, korsanlar tarafından bir çiftçiye köle olarak satılır. On yıl çiftlikte çalıştıktan sonra sokağa atılır ve yaşlanınca korsanlar tarafından bir adaya başıboş bırakılmıştır. Yıkık bir kulübeye yerleşir ve arada kasabaya inip kendisine acıyanların verdiği yemeklerle&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">beslenir; on yıl boyunca böyle yaşar.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Esir alındığı günden bu yana geçen kırk yılda, Osmanlıların gelip kendisini kurtaracağı ümidinden hiç vazgeçmemiştir. Kara Memiş, 40 yıldır Türk denizcilerinin geleceğini hep hayal etmiştir. Rüyasında Türk gemilerinin yardımıyla esaretinden kurtulduğunu görür. Bir gün aynı rüyayı gördüğünde rüyası gerçek olur ve Türk gemileri gerçekten de gelir. Gelen gemilerin yanına gider ve askerlere kendini tanıtır. Eski bir Osmanlı Bahriyesi olan Kara Memiş kendinden&nbsp;bahseder ve askerler bunu yüzbaşılarına iletirler. Kara Memiş kaptana götürülür ve bu sefer kendini kaptana tanıtır. Bunu duyan Turgut kaptan, esir tutulduğu kırk yıl boyunca tüm insanların onu merak ettiğini ve Kara Memiş’in kolundaki yara izini göstererek oğlu olduğunu söyler. Kara Memiş, kırk yıllık esaretinden kurtulurken, kırk yıl sonra oğluna kavuşur. Baba ve oğul hasret giderirler, Kara Memiş kılıç ve kalkan ister, gemideki sancağı göstererek, "Şehit olursam bunu üzerime örtün! Vatan al bayrağın dalgalandığı yer değil midir?" der.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Mekân, hikâyede olayın geçtiği yerdir. Mekân olayın durumuna göre ev, bahçe, kasaba, kır, sokak, ilçe, şehir veya ülke olabilmektedir. Çeçen’e göre, “Modern hikâyede mekân, metinde bir dolgu malzemesi değil, karakter(ler) üzerinde etkisi olan bir metin ögesidir” (Çeçen, 2010:435). Tekin; mekânın tasvir edilmesinin sadece anlatı sisteminin inşa edilmesi açısından değil, aynı zamanda okuyucu açısından da önemli olduğunu ve mekânın karakter üzerinde önemli bir rol oynadığını belirtmektedir (Tekin, 2001: 130). Ada, Kasaba ve Harap kulübe karşımıza çıkmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Zaman ise; Hikâyede zaman dilimini ifade eden süredir. Bu süre; gün, ay, hafta, yıl, gece-gündüz vakti veya geçmiş bir dönem olabilir. Aktaş, zaman ile olayın birbiri ile ilişkili olduğunu ifade etmektedir. Aktaş’a göre olayda iki zaman vardır. Biri olayın geçtiği zaman dilimi; ikincisi ise okuyucunun olayı öğrendiği zaman dilimidir. Ona göre zaman metin içindeki fiillerden anlaşılabilir (Aktaş, 1991:117-119). Forsa hikâyesinde Kara Memiş’in kırk yıl esir olduğu zaman dilimi vardır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Başlatıcı olay: “Hikâyedeki olaylar dizisini başlatan olaydır. Başlatıcı olayın ana işlevi hikâyede çözülmesi gereken bir problemi ortaya çıkarmaktır. Başlatıcı olay, bir doğal olay veya açlık, acı veya hastalık gibi fiziksel bir sebebe dayanan bir olay olabildiği gibi psikolojik bir durum veya sosyal bir gereksinim de olabilir” (Coşkun, 2009:254). Kara Memiş’in Malta korsanları eline düşmesi ile esirlik hayatı zaman olarak karşımıza çıkmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Hikâyedeki problem:“Hikâyedeki temel sorundur. Çözülmesi gereken&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">bilinmezliktir” (Akyol, 2014: 173). “Hikâyedeki olayların merkezinde yer alan çatışma durumudur. Bu çatışma, başlatıcı olaydan sonra ortaya çıkar ve ana karakterin hikâyedeki diğer karakterlerle veya doğal engellerle mücadelesi şeklinde ortaya çıkabilir” (Coşkun, 2009:255). Kara Memiş’in esir düşmesi olarak okunmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Forsadaki psikolojik girişim ise Kara Memiş’in sürekli dua etmesi ve rüyasında esirlikten kurtulduğunu görmesidir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">BİTMEYEN VATAN ÖZLEMİ</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Hikâyeler, yaşanmış ya da yaşanması mümkün bir olayı, yer ve zaman belirterek anlatan edebî türdür, şeklinde ifade edilir. "Forsa" hikâyesi de Ömer Seyfettin’in Türk tarihinden yaşanmış gibi alarak vatan özlemini ve bayrak sevgisini anlattığı bir eser olarak karşımıza çıkmıştır. 40 yıl süren bir esir hayatı sonucunda umudunu hiç kaybetmeyen Kara Memiş’in millettaşlarına kavuşması hikâyenin çözüm noktası olmaktadır. Hâkim bir bakış açısıyla yazılmış olan hikâye öncelikle çiçek ormanı gibi bir ada tasvir edilerek esaret hayatının biteceğinin mesajı ile başlar. Daha sonra kahramanın fiziki yapısı hakkında genişçe bilgi verilerek esirlik hayatının kahraman üzerindeki etkilerinden ve onun ruhundaki açtığı izlerden dem vurulur.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Diğer dikkat çeken şey ise uykusunda ve hayalinde her zaman kurtulacağı ve vatanına kavuşacağı günü düşünen bir kahramanın olması ayrıca vatan özleminin insanı ayakta tutacağı bir olgu olarak karşımıza çıkarılmasıdır. Türklerin Akdeniz’i bir zamanlar “Türk Gölü” hâline getirdikleri ve bunda kahramanımız gibi bir çok yiğidin ve denizcinin de payı olduğu tasvir edilir. Her ne olursa olsun ibadetlerini yerine getiren bir karakterin anlatıldığı hikâye aynı zamanda inanmanın insanı diri tutacağını vurgulaması açısından da dikkate değerdir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Osmanlı Devleti, 16. yüzyılda karalarda olduğu gibi denizlerde de altın yükselme yaşamıştır. Bu denizciler arasında en önemli isimlerden birisi ise Turgut Reis’tir. 16. yüzyılda hem Türkler hem de Avrupalılar Turgut Reis’in çok büyük bir denizci olduğunu kabul etmiştir. Yaşamını denizlere adayan Turgut Reis’in hayatı Malta kuşatmasında sona ermiştir.&nbsp;Ömer Seyfettin “Forsa” hikâyesinin kahramanı olan Kara Memiş’i oğlu ile kavuşturarak denizcimiz Turgut Reisi de unutmamış ve okuyucuya tarihi kahramanlarımızı da hatırlatmıştır. Hikâyenin devamında ise adaya çıkan askerlere eşlik etmek isteyen kahramanın bayrağa ve vatana olan özlemi verdiği cevapla doruk noktaya ulaşmıştır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Sonuç olarak forsalık hayatı süren Kara Memiş’in esirlikten kurtulması ve vatana olan özlemini dile getirmesi bu hikayede umudun insanı diri tutacağı mesajını verirken, vatan sevgisinin de insanın içinde sönmeyen bir ateş olduğu vurgulanmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Allah kimseyi vatanından ayrı koymasın...</span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">KAYNAKÇA</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Aktaş, Özgür, Yrd. Doç. Dr., Kafkas Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İlköğretim Sosyal Bilgiler Eğitimi, KARS</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Aktaş, Ş.(1991). Roman Sanatı ve Roman İncelenmesine Giriş. Ankara: Akçağ Yayınları.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Akyol, H. (2014). Programa Uygun Türkçe Öğretim Yöntemleri. Ankara: Pegem Akademi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Birinci, Elif, Ömer Seyfettin'in Hikâyelerinde Türk Toplumu, YL Tezi, Sakarya Üni. Mayıs:2002</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Çeçen, M. A. (2010). İlköğretim 6-8.Sınıf Türkçe Ders Kitaplarındaki Hikâye Türü Metinlerin Hikâye Haritası Yöntemine Göre İncelenmesi. Ulusal Malatya Sempozyumları-I Bilgi Çağında Eğitim ve Malatya. Bilgi Yolu Eğitim Kültür ve Sosyal Araştırmalar Merkezi Yayınları.(431-452).</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Coşkun, E. (2009). “Türkçe Öğretiminde Metin Bilgisi”. Ahmet Kırkkılıç ve Hayati Akyol (Ed). İlköğretimde Türkçe Öğretimi. Ankara: Pegem Akademi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Özpay, Ahmet. "Ömer Seyfettin 'Ferman' hikâyesinde Mazinin İhyası" makalesi, "Prof.Dr. Ramazan Kaplan'a Armağan" Akçağ Yayınları, 2020, Ankara,&nbsp;s.243</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Seyfettin, Ömer, Yeni Lisan ve Bir İstimzaç, Mithatpaşa Sanayi Matbaası, Selanik-[Tarihsiz]</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Seyfettin, Ömer, Bütün Eserleri Hikayeler 1, [haz. Hülya Argunşah], Dergah Yayınları, İstanbul-1999</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Seyfettin, Ömer, Bütün Eserleri Hikayeler 2, [haz. Hülya Argunşah], Dergah Yayınları, İstanbul-1999</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Seyfettin, Ömer, Bütün Eserleri Hikayeler 3, [haz. Hülya Argunşah], Dergah Yayınları, İstanbul-1999</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Seyfettin, Ömer, Bütün Eserleri Hikayeler 4, [haz. Hülya Argunşah], Dergah Yayınları, İstanbul-1999</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Seyfettin, Ömer, Bütün Eserleri Şiirler, Mensur Şiirler, Fıkralar, Hatıralar, Mektuplar [haz. Hülya Argunşah], Dergah Yayınları, İstanbul-2000</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Seyfettin, Ömer, Bütün Eserleri Makaleler 1, [haz. Hülya Argunşah], Dergah Yayınları, İstanbul-2001</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Seyfettin, Ömer, Bütün Eserleri Makaleler 2, [haz. Hülya Argunşah], Dergah Yayınları, İstanbul-2001</span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">Tekin, M. (2001). Roman Sanatı (Romanın Unsurları). İstanbul: Ötüken Neşriyat A.Ş.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 21:49:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.6317haber.com/index.php/images/kullanicilar/2020/12/kemal-turk-1607969199.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
